SAÜ’nün seyyah profesörü Salih Şimşek’in geçen hafta ilk bölümünü yayınladığımız Azerbaycan anılarının ikinci bölümü yer alıyor Pazar Filemiz’de…
Her satırı ilginç çağrışımlar yapan çalışmasıyla Salih Şimşek, dost ve kardeş ülke Azerbaycan’da yaşadığı birbirinden ilgi çekici hatıralarına yer veriyor.
Başkent Bakü’de çekilmiş enfes fotoğraflarla süslü anılarıyla, okuyucularına farklı bir Azerbaycan sunan Prof. Dr. Salih Şimşek’e kolaylıklar dileyerek, sizleri onunla baş başa bırakalım istedik… Z.A.
Şimdi dönelim seyahatimizin kaldığımız noktasına…
Dost ve eski öğrencilerimiz, tur boyunca bize Bakû ve Azerbaycan hakkında bilgi verdiler. Ülkedeki siyasal yapı, ekonomik gelişme ve dünya petrol piyasası ve ülkenin ihracı içindeki ağırlıklı petrol ihracatı gelirleri hakkında açıklamalar yaptılar. Nefis şehir turundan sonra bizi otelimize götürdüler.
Bizi Bakû Haydar Aliyev Uluslararası Havaalanı’nda 40 yıllık dostları gelmiş gibi canla başla karşılayan, gelişimizden mutlu olduğu her halinden anlaşılan, şehir turu yaptırarak rehberlik yapan ve otelimize getiren kardeşimiz, Konya’da Selçuk Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans öğretimini tamamlamış, halen orada doktora eğitimine devam eden öğretim Görevlisi Yusif Aliyev'i hiç unutmayacağım.
Sohbetin, satır başları şöyle:
— Bu kongre katılımcılar acısından da zengindir, hem Post- Sovyet ülkelerden katılımlar hem de sizlerin kongreye gelmesi, konuları daha iyi değerlendirme yapabilmenize yardımcı olacaktır.
— Biz Türkiye’de okurken hocalarımız bize “sakın Türkiye’de kalmayın, gidin ülkenizde çalışın. Oraların size daha çok ihtiyaçları olacak” derlerdi. Ne kadar da haklılarmış. O zaman, ‘Bizler de Türk’üz. Sizlerden farkımız yok... Yahu kocaman bu ülkede kalmamızın kime ne zararı var? Ülkeyi mi kıskanıyorsunuz?” diyorduk… Doğru söylemişler. Herkes kendi ülkesine hizmet etmeli. Şimdi yapılan tavsiyeleri çok daha iyi anlıyoruz.
İhtişamlı bir binayı gösterip ne olduğunu soruyorum.
O da şöyle diyor:
— O saray yavrusu gibi yapılar var ya… Onlar yaşayış evleri… Sovyetler döneminden kalma. Restore edilince işte böyle oldu. Bunlar gibi, şehrin binaları bölge bölge restore ediliyor. Merkezin çoğunluğu restore edildi. Önce görülen cepheler, sonra arka binalar elden geçirilecek.
— Akaryakıt Türkiye’ye göre çok ucuz. Litresi Türk parası ile 1 TL (100 Kuruş). Manat ile ifade edilirse, yarım Manat (55 kapik). Sizdeki fiyatın beşte biri… O yüzden buralarda büyük motor hacimli çok araç vardır.
— Şu dolaştığımız bulvar Sovyetlerden kalma... Sizler gibi dışardan gelen konuklar bunları görünce hayran kalıyorsunuz değil mi?
— Şehrin bu saatteki görüntüsünü gündüz göremezsiniz. Işıklandırma her yeri çok farklılaştırıyor.
— Dışarıdan gelen firmaların yaptıkları çok işleri öğrendik ve artık kendi fırmalarımız yapıyor.
— McDonald’s ve Coca Cola her ülkeye giren öncü kuruluşlardır.
— Burası sâhilimiz… Bakın denizin yüzüne… Buraları hep petrol kokar.
— Ülkenin gelirinin % 60’ı petrol gelirlerinden oluşuyor.
— Devlet, ülkenin petrol gelirlerini halka yayıyor. İleride daha da iyileşecek.
— Bakın artık şehirdeki taksiler de değişiyor. İngiliz taksilerine benziyorlar. Bunlar taksimetreli... Eski taksilerde taksimetre yok...
— Komünizmin girdiği ülkelere bıraktığı en iyi miras, geniş yollar ve sağlam bir alt yapıdır.
— Modernleşme açısından bakılırsa, kadınlara oy verme hakkı verilmesi konusu, ilk defa Azerbaycan’da gerçekleşmiştir.
— Buradaki kadın, Anadolu’dakinden biraz farlıdır. Burada kadınlar, elişi örgü yapmaz, kitap okurlar.
Kalacağımız ve aynı zamanda Kongre’nin de yapılacağı otelimize vardığımızda ancak iki saat kadar uyuma veya dinlenme imkânımız oldu. Yapılan programa göre saat 8.00’deki kahvaltıyı müteakip, konferansa iştirak edecek olan akademisyenler, otobüslerle şehir merkezindeki Şehitler Hıyabanı’na ziyarete götürülecek… Ziyaret sonrası da Rektörlük’te Konferansın resmi açılışı gerçekleştirilecek…
BİRİNCİ GÜN (23 Kasım 2012)
Kahvaltıyı müteakip katılımcıların Kongre kayıtları yapıldı, Kongre çantası ve bildirilerin yer aldığı Kongre kitabı verildi. Sonra da, hazır bekleyen iki otobüsle şehir merkezine hareket edildi. Etrafı artık gündüz gözüyle görüyoruz. Akşamki ışık seli yok. Tuz Gölü olduğu belirtilen bir göl kenarından geçiyoruz. Meğer Bakû’nün de yer aldığı Abşeron Yarımadası’nda çok sayıda göl, özellikle tuz gölü ve tuzla varmış. Hayret! ‘çok gezen’ ben, buralarda ne göl, ne de Tuz Gölü olduğunu bilmiyordum. Bu göller civarında tedavi merkezlerinin ve yazlıkların olduğunu da söylediler.
Programa uygun olarak saat 9.00’da Şehitler Hıyabanı giriş kapısı önünde toplanıldı. Şehitlik çok güzel düzenlenmiş büyük bir alanı kaplayan park görünümlü bir mezarlık… Haydar Aliyev’in mezarı ziyarete gidilirken, bizlere çiçekler dağıtıldı. Götürülen çiçekler, Aliyev’in mezarına bırakıldı. Şehitlik içinde o kadar çok heykel var ki… İnsan önce bir heykel müzesine geldiğini sanıyor. Burası bir yönüyle Devlet Mezarlığı…
"Şehitler Hıyabanı" (Azerice: Şəhidlər Xiyabanı), 1918 yılında Bakû Muharebesi’nde şehit olmuş Azeri ve Türk askerlerin defnedildiği yer… Komünist rejimin hüküm sürdüğü 1924–1990 yılları arasında ‘Hıyaban’ adı değiştirilmiş ve Bolşevikler burada eğlence tesisleri yaparak adını ‘Dağüstü Park’ koymuşlardı. 1990 yılında meydana gelen ve ‘Kara Ocak’ denilen olaydan sonra bu alan yine "Şehitler Hıyabanı" adını almış...
Şehitlikte bulunan ‘Bakû Şehitlik Camii’ ni sordum. “tamir için kapatıldığını söylediler. İnşallah yakında tekrar açılır.
Aliyev’in mezarının ziyareti sonra ekip, şehitlik içine dağıldı. Resimler çekildi. Özellikle merhûm Ebulfeyz Elçibey’in mezarına ilgi yoğundu. Mezarı başında Fatihalar okundu.
Bahtiyar Vahapzade, Saffet Vurgun ve Hüseyin Cahit gibi Türkiye’de de bilinen çok sayıda meşhur insanın naaşları buraya defnedilmiş.
Guruptan erken ayrılıp, Hıyaban’ın çıkış kapısına gittim. Etrafı gözetlemeye başladım. Çok büyük yapılar dikkat çekici… Şehitlik içindeki gurubu beklerken yakınımda bulunan belediye otobüs durağı dikkatimi çekti. İlginçlik, durağın kendisinde değil, ama durağa yerleştirilen monitörde idi. Durağa hangi otobüsün hangi saatte geleceği, yerleştirilen monitörde görülüyordu. Çok hoşuma gitti. Dünyanın gezdiğim hiçbir yerinde böyle ‘monitörlü otobüs durağı’ görmemiştim. Resmini çekip, ‘Dünyanın İlginç Otobüs Durakları’ ismini taşıyan arşivime ekledim. Bir dost, ‘bunun aynısından galiba İzmir’de de var’ dedi. Bilmiyorum.
Bakû’nün nüfusuyla ilgili değişik rakamlar dolaşmaktadır. Bazı istatistiklere göre 2011 yılı itibariyle Bakû şehir nüfusu 2.092.400'dür. Kentin banliyöleri de dâhil olduğu zaman şehrin toplam nüfusu yaklaşık 3 milyon kişiye ulaşmaktadır. Yani Azerbaycan nüfusunun üçte biri bu şehirde yaşamaktadır. Bazı kaynaklar ise şehrin nüfusunun 5 milyon civarında olduğunu belirtmektedir. Rakam ne olursa olsun, görünen o ki, ülke nüfusuna göre hatırı sayılır bir nüfus burada barınmaktadır.
Geldiğimiz otobüslere tekrar binerek, şehir merkezindeki Rektörlük Binası konferans salonuna girdik. Rektörlük binası, ana cadde üzerinde, tabir caiz ise haşmetli bir bina… Rektörlüğün cümle kapısı önünde herkes hatıra resmi çektirdi. İçeri girdik… Konferans salonu ağzına kadar doldu. Öğretim üyeleri, öğrenciler, misafirler ve sivil halktan gelenler… Kongre’ye samimi bir ilgi var ve güzel bir manzara ile karşı karşıyayız…
Açılış töreni başlamadan oradaki bir yetkiliden öğrendim ki Bakû’de şu anda altı bin civarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Türk Dünyası’nın çeşitli bölgelerinden gelmiş Türk genci yüksek öğrenim görüyormuş… Sevindim. Öğrenci mübadelesinin, ticaret ehlinin ve işadamlarının kısaca insanlarımızın bir birlerini daha iyi tanımaları için, sayılarının artması güzel…
Sahne önüne yerleştirilmiş uzun masaya Üniversite Rektörü ve Rektör Yardımcısı ve Fakülte Dekanı ile birlikte ‘Onur Konuğu’ olarak beni de davet ettiler. Sahne protokolündeki yerlerimizi aldık.
Açılış, Dekan Prof. Hankişi Hankişiyev’in ‘Kongreye Hoş Geldiniz’ hitabının arkasından, Türk Dünyası’nın Şehitleri ve merhum ‘Türk Dünyasının Böyük Oğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan’ için saygı duruşu ile başladı.
Arkasından da ‘Allah Rahmet Eylesin’ duaları yapıldı.
Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Rektörü, oradaki Azerbaycanlı kardeşlerimizin tabiriyle Hörmetli Rektör Prof. Dr. Şemsettin Hoca, ilginç bir analizle Azerbaycan ve Dünya turu yaptırdı. Müteakiben Rektör Yardımcısı Hörmetli Prof. Dr. Evez Bayramov konuşmasını yaptı. Ben dâhil, diğer söz verilen konuşmacılar ile Prof. Dr. Recai Coşkun ve İşadamları adına konuşanlar, duygu ve düşüncelerimiz açıkladığımız protokol konuşmaları yaptılar.
Protokol konuşmalarının arkasından Rektörlüğün arka bahçesine geçildi. Burada toplanan konuklara Hankişi Hankişiyev Hoca, hemen bitişikteki tarihi Şirvanşahlar Saray’ının restorasyonuyla ilgili bilgiler verdi. Sovyetler döneminde duvarların ve kapıların önüne binalar yapılmış ve Saray ile kalıntıları görülmez olmuş, ama Hörmetli Rektör’ün gayretiyle etraf açılmış… Görüntü güzel ve tarihi bir hava var… Kale duvarı, eskiden burada ihtişamlı bir kalenin olduğunu gösteriyor. Kale duvarını arkamıza alarak, toplu olarak hatıra fotoğrafları çekildi. Mutlu bir tablo oluştu.
Otele ulaşıldı. Oturumlara gidecek akademisyenler oturum salonlarına dağıldı. Oturumda dinleyici olacak olanlar da ilgi duydukları salonlara gittiler. Bir kısım iştirakçiler de dinlenmeye çekildiler otel odalarında…
Akşam yemekten sonra, gitmek isteyenler otobüslerle şehir merkezine götürülüp, buluşulacak yer de belirtilerek, grup serbest bırakıldı. Küçük guruplar halinde yürüyüşler başladı. Ben bir gurup arkadaşla sahile indim. Nefis bir meydan yapılmış. Pırıl pırıl ışıklandırılmış.
Ben küçük bir gurup arkadaşla şehrin, kale içi ya da eski şehir olan kısmındaki tarihi eserleri dolaştım. Pazaryerini gördük. Şah Şirvan Sarayı’nın hamamı önüne geldiğimizde, duvarlar arasında bulunan oluklara o zamanlar petrol akıtıldığını, petrol oluklar içinde yakılınca da alttan ve duvardan ısıtmalı bir hamam olduğunu söylediler. Her halde, modern kalorifer tesisatının ilk (!) hâli bu olmalı…
Çok yüksek ve ihtişamlı Kız Kalesi’ni yakından seyredip, diğer yerleri dolaştıktan sonra sahile indik. Burada dolaşırken karşı tarafımızda, uzaktaki devasa bir bayrak gözümüze çarpıyor. Euro Vizyon şarkı yarışmalarını takip edenler biliyorlarmış, ama ben yeni öğrendim. Yarışmalar ‘Kristal Sarayı’ denen yerde yapılmış. Buraya 350 kg ağırlığında bir bayrak asılmış. Bu bayrak, Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmiş. Ama arkasından rekoru kıran, daha ağır bir bayrak, Türkmenistan tarafından yapılmış.
Bulunduğumuz meydan oldukça sâkin. ama yazın ve kutlama yapılan günlerde ‘iğne atılsa yere düşmez’miş. İlginçtir Noel Baba yerine burada, Ayazata kutlamaları yapılırmış.
Dolaşırken bir de ne göreyim? Hemşerim bir delikanlı, İslâhiye’den… Beni hemen tanıdı… Büyük Allah’ım, gel Hazar Denizi kıyısında bir hemşerine rastla… Burada Üniversitede okuyormuş. Biraz sohbet ettik.
Güzel bir gecede, nefis bir sahilde bir süre dolaştıktan sonra ekibi küçültüp, Osman Eminler, Aykut Yılmaz ve Sakarya Üniversitesi’nden öğrencimiz Kırgızistanlı Nurhoca Akbulakev ile birlikte sempatik bir kafeye girdik. Niyetimiz çay içmek… Bir de öğreniyorum ki eskiden Türkiye’de olduğu gibi, kapalı alanlarda sigara içmek serbest…
Buralarda çayhanelerde çay yanında sempatik bir cam kap içerisinde çeşitli meyvelerden yapılan reçeller getiriliyor. ‘Çay yanında reçel’… Biz buna alışık değiliz. Bizimle ilgilenmek üzere gelen delikanlıya çay getirmesini ancak reçel istemediğimizi söyledik ama o, ‘reçelsiz çay olmaz’ dedi. Biz de ısrar etmeyip kabul ettik. İyi ki de kabul etmişiz. Nefis iki kâse reçel… Çok sevdik.
Saat 23.00’de belirtilen yere gidip otobüslerle otelimize dönüp, 24.00 civarında istirahata çekildik.
DEVAMI HAFTAYA...