Kitabımız diyor ki “Dünya altı günde yaratılmıştır”

Bir alim de sormuş. “Peki ne kadar zamanda?”

Kimse bilmiyor. Belki bir anda…

Olamaz mı?

An… Belki de günün parçalanamayan en küçük birimidir.

Peki bu an ne kadar zamandır?

Dünyada bir gün veya daha kısa kaldığımızı hesap edersek bugün bir ömür müdür?

Yoksa bir an mıdır?

Bir güne sığdırdığımız bu ömrün içinde nelerin olduğunu düşündüm...

Gökdelenler, fabrikalar, evler, işletmeler ve daha sayılamayacak kadar çok şeyler.

Peki niçin? Bir günlük ömür için. Kırdığımız kalpler, egolarımız, ne olduğunu bir türlü anlayamadığım gururumuz, üç kişinin rahatı ve egosu için öldürülen bunca insan.

Televizyonda gördüm.  Harpte öldürülen annenin kucağında süt emen bir çocuk... Anne ölmüş ama hala o memeden bir damla süt çıkarmaya uğraşan bir canlı. Ne dünyadan ne de kötülükten haberi var. Tuhaf olan da bu caniliği savunan mahlukların olması. Bu kadar bilmem ne hakkını savunan insan topluluklarından çıt yok.   Bedeli insanlık olan bunca savaş ve hırsın gayesi bir günlük ömür mü? Ne zaman insanlar bırakacaklarının değil götüreceklerinin peşinde bir şeyle yapmaya başlayacak?  İnsan olmak bu kadar zor mu?  O çocuk konuşabilseydi neler söylerdi. Belki de söylüyordur da bir duymuyoruz.  Kararmış olan kalplerimizi yerinden çıkarıp temizlemedikten sonra ne bu günden ne de bu günden sonrasından haberimiz olacak.  O ne meret bir koltuksa bir an oturmak ve hükmetmek için bir ömür veriyoruz. Yalnız kendi ömrümüz mü? Hesabını veremeyeceğimiz bir sürü ömür, Eskiler ne güzel isim takmışlar bastığımız toprağa YER diye. Kimleri yemedi ki canileri, bir sürü zavallıyı,  kendini bilmeyenleri hep yedi. Devam harplere egolara öldürmeye aşağılamaya kendini ebediyen bu dünyada kalacak sanmaya yaşasın cehennem. Yerin yediklerine bakmadan devam ama onun da yiyemediği bir tek şeyin olduğunu unutmayalım. Güzel insanları yiyemiyor,  hatta onlara ölü bile diyemiyoruz. Düşünmeye değmez mi?

KOCA BİR BOŞLUKTAYIM…

GEÇMİŞE BAKIYORUM DURMADAN…

BİR ÖMÜR GEÇİRMİŞİM…

BİR TABUREM BİLE OLMADAN...