Senelerce cep telefonundan kandil mesajı gönderilmesiyle mücadele ettim.Mübarek gün ve gecelerde gelen sms’lere cevap vermedim.Bir gün dayanamadım, “Yağdı yağmur çaktı şimşek, sen de mi şair oldun bre eşşoğlueşşek” yazdım cevap olarak.
Hayatımız boyunca okuyup yazdığımız için, aşağılandık.Evde, okulda, askerde, memuriyette, özel sektörde. Boş işlerle uğraşan adam muamelesi gördük. Malum para getirmiyordu bu işler, laf salatasıydı yaptığımız.
Fakat Kandil gelince hazır kopya sms’leri bizede gönderiyorlardı, kültürün para etmezliği üzerinden gereksizliğine kanaat getirmiş zevat-ı muhterem. Yani diyorlardı ki, edebiyat gerekirse bedavadan yaparız onu da, şairliği mübarek günde sana bırakacak değiliz.
Bu yamrı yumru yolları, bu eciş bücüş binaları, bu mezbelelik parkları, bu suratsız şehirleri, bu pislik içindeki umumi helaları, hatta muslukları sürekli çalındığı için demirle kaynak yapılmış şadırvanları, bu yerlere tükürmekten özel bir haz duyduğumuz şehirleri, bu itiş kakışı, bu insafsız, iz’ansız, nüktesiz, esprisiz, iltifatsız, marifetsiz, kişiliksiz, bu çatık kaşlı hayatı biz kurduk ve bunu koruyacak olan da bizleriz, diyorlardı.
“Keslan edebiyatı”, “Edebiyat yapma”, “Felsefeyi bırak”, “Eski köye yeni adet getirme”, “İcat çıkarma”, “Kitap okumak karın doyurmaz” diyenlere ne cevap verdik bugüne kadar?
Rahmetli Selahaddin Şimşek, “Kendisinin hapishaneye, heykelinin akıl hastanesine konulduğu bir ülkede düşünen adam nasıl yetişsin?” diye soruyordu. Evet, nasıl?
Bunlar işte, dünyanın 17. büyük ekonomisi olup da katma değerli ürün üretemeyen, teknoloji üssü kuran holdinglerinin bile inşaat müteahhiti olmaya can attığı, neticede bir “akıllı” cep telefonuna 2 bin beşyüz lirayı toka etmek zorunda kalan “akılsız” bir ülkenin acı gerçekleri.
"Eşim ilişkimizi öğrendi, beni öldürecek. Yetiş" diye cep telefonuna mesaj gelen adamlar bu ülkede yaşıyor.Elinde bıçak ve sopayla gittiği evde kadının kocası tarafından bıçaklanarak öldürülüyorlar.
Fevzi E., kaynakçılık yapan eşi Mustafa K. işe gittiği sırada kadınla buluşmak için sık sık eve gelmeye başlıyor. Bu arada okuldan eve gelen 9 yaşındaki Yasin, annesi ile Fevzi E.'yi görüyor. Bunun üzerine Fevzi E., "Sakın babana söyleme seni de anneni de öldürürüm" diyor.
Uzatmayayım, Yeliz K. sevgilisine "Eşim ilişkimizi öğrendi beni öldürecek yetiş" diye mesaj atıyor. Bunun üzerine Fevzi E. yanına cop ve bıçak alarak Mustafa K.'nın evine geliyor. "Kapıyı aç, o benim kadınım" diye bağırmaya başlıyor. Bunun üzerine Mustafa K. kapıyı açmak istiyor. Eşi(Hangisinin eşi? Kim kimin eşi? Ne eşi? Eş ne?)"Kapıyı açma kötü şeyler olacak" diyor. Kapıyı açar açmaz Fezvi E., Mustafa K.'ya önce copla ardından ise bıçakla saldırıyor. Mustafa K. bıçağı tuttuğu için eli kesiliyor. Bu arada Mustafa K. kendini korumak için vestiyerin üzerinde duran bıçağı alarak Fevzi E.'yi bacağından ve göğüs kısmından yaralıyor. Fevzi E. olay yerinde hayatını kaybediyor. Adli tıpa getirilen Fevzi E.'nin üzerinde yapılan aramada ise viagra bulunuyor.
Fevzi E? Eee Fevzi? Sen ve kadının (!) ve onun eşi, hiç düşündünüz mü bu Yasin ne olacak? Bu haberlerin içinde gözden kaybolan hep o Yasinler. Bu ülkede ne kadar çok Yasin var hiç düşündünüz mü?
Şimdi yine birileri çıkacak, her gördükleri “Elif”i “mertek” sandıkları için bu yazıyı da “asa” olarak değil de “değnek” olarak görecekler. Olsun. “Bir çiçekle hiç açmamışlara” şimdi “Enel Hak” anlatacak değilim. Buna hem iştahım yok hem mevzunun işportacısı çok. Tasavvuf, konuşması şahane, yaşanması neredeyse imkansız bir incelikler zirvesi. Tırmanması zor bu dağın tasviri bile gönül çelici, manzarası bile ferahlatıcı. Ayakları suya ermemişlerin bile ermesini kolaylaştıran o kadar çok “şeyh” ve “şeyha” var ki, siz onları bulmanıza gerek kalmadan onlar sizi bulurlar. “O pitipiti, karamela sepeti”, seçin birini.
Matematik bilmeyen, hak bilmeyen, hudut bilmeyen, hukuk bilmeyen, karıncayı da küreyi de bilmeyen, kalbinin fezasına hiç yola çıkmamış, fezanın kalbini sezmeyenler mi sevecek? Nasıl sevecek? Hangi kelimelerle, hangi cümlelerle, hangi şiirlerle, hangi düşüncelerle?
Saygı duymayı bilmeyenlerin, kendilerini, başkalarını, hayatı, Allah’ı sevebileceğine inandık diyelim, sevmek belasından işlenen cinayetlerin en küçüğünün bıçakla, tabancayla işlenen cinayetler olduğunu, asıl cinayetin, harfe, işarete, ayete, kelimeye, cümleye yani saat gibi işleyen şu canım kainata karşı hem de her an işlenmekte olduğunu nasıl görmezden geleceğiz?
Cehalet, saygısız yapar.
Saygısız sevgi, cinayettir.
Allah aşkına sevmeyin!