Enes bin Mâlik (r.a.)'in nakline göre, bir gün Hz. Peygamber'i görmek isteyen yaşlı bir adam gelmişti. Orada oturan insanlar ona yol açmakta ağır davranmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s):
"Küçüğümüze merhamet etmeyen büyüğümüze hürmet göstermeyen bizden değildir" buyurdu. (Tirmizi, "Birr", 15)
------------------------------------------------------------------
MERHAMET DİYALOGLARI....
(Necip Fazıl KISAKÜREK-Reis Bey adlı eserinden)
Ne kelimeler ne duygular var öğretemiyoruz da sıra merhamete geldi mi herkes bülbül kesiliyor.
Etmeyin Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz...
Siz merhametten, acıma duygusundan, yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız.. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Reis Bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim, Allah sizi de arındırsın..." (idamlık genç)
.......................................
Reis Bey: İnsandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak. Merhamet! Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir... Baş aşağı bir cemiyeti, baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk; bana "Buz çölünde yol alıyorsunuz." demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor! Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz! Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana, merhamet!
Hakim: O hâlde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar lüzumsuz öyle mi?
Reis Bey: Öyle değil! Bunlar, doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi, iç tedavi üstünde tedbirler...
Savcı: Efendim. Merhamet ekmek olsa da bütün insanlığa dilim dilim dağıtılsa payına hiçbir şey düşmeyecek lanetli budur! Üstelik yüce reislik makamından bitirimhanelere düşüp ipten, kazıktan kurtulma insanlar arasında eroin çetesi kuran bir bedbahtın karşınızda kurtarıcı edâsıyla adalet dersi vermeye kalkışması; tam bir şenaattir! Kendisine yine reislik makamındayken söylediği bir sözü hatırlatırım. "Bizi daima işlenen suçun cüzzamlı suratına bakmaktan kaçıran bu edebiyat esnaflığını bir yana bıraksınlar!" ve bu görünen suçun görünmeyen bir yanı varsa onu ortaya döksünler!
.......................................
- Reis Bey: Bu ne acındırıcı mantık... Benim merhamet tezim bir dedektif kaidesi midir ki suçluyu bulsun? Ben diyorum ki her fert baş ucuna; "Suçlu benim, herkes suçsuz!" levhasını asmalıdır. Ben diyorum ki yegâne kurtuluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir. Daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. Ama görüyorum ki anlatamıyorum... Hissediyorum ama anlatamıyorum! Çocuk, "Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz..." dedi. Ağladıkça anlıyorum... Ağladıkça anlıyorum... Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim. hem de öylesine kaybettim ki; Amerika'da bir cinayet işlense de, Dünya çapında bir ses sorsa; "Katil kim?", "Benim!" diye haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında... İsterse çareme adli tıp baksın fakat bir hastaneye girsem de kan kanseri çeken hastalar görsem acaba onları bu hale ben mi getirdim? diye düşünüyorum.
Ben ne yaptım? Uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim? Hangi mukaddesi kirlettim ki kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum? Dışımda ne arıyorlar? İçime doğru suçluyum ben! Bir de kalkmış belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar bütün ülkeyi sarar diye; tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum!
Reis beyefendi; Ceketim benimdir! Cep benim ceketime aittir. Eroin de o cebin malıdır. Ben suçluyum, bana acımayın reis beyefendi... Bana acımak merhamete haksızlık olur!
Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum... Bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz! merhamet... Âlem bu temel üzerinde! Eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu? Rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılı şırıltılı su...
Ne duruyorsunuz! Sökün sahte su borularını! Ev ev merhamet şebekesi kurun! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın! Göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak... Ve başlar üstünde, güneşe yol veren kubbeler yükselecek...
----------------------------------------------------------------------------------
ASKERDE ORUÇ TUTMAK
Oruç müslümanım diyene “ilahi bir emir ve talimatla” farz kılınmıştır. Talimat yüksek ve yüce mevkiden olduğuna göre bize düşen “emredersiniz” sözünden başkası değildir.
Askerlik disiplin mesleğidir. Dinde disiplinli yaşamı sever ve tavsiye eder. Dinin disiplini adalet ve merhamet üzerinedir. Bu sebeple iki disiplinin buluştuğu hal en lezzetli durum olsa gerektir.
Yazı yazarken aklıma geldi ki şehrin merkez camisi görevlisi olarak kışlada askerlerimizle bir iftar yapabilsem ve onlara sohbet ve teravih kıldırsam mümkün mü acep? Böyle bir ziyaret için kimden nasıl izin alınır bilemiyorum. Durumdan vazife çıkarmak isteyenler ise sözümüzün dışındadır.
Benim en zevk aldığım oruçlardan biri de Menemende askerken tuttuğum oruçlardır. Mevsim bu mevsimde sıcaktan kulaklarımızın üzerinde kabuklar bağlamıştı. Hem yürüdük, hem susadık ve hem de imanın imkânıyla oruçları kazaya uğratmadan sağ salim bayrama çıkardık.
Ben süvari çavuş hafız bir babanın oğluyum. Rahmetli babam o tarihlerde (doğumu 1934) askerken atıyla camiye halkın gittiği camilere gider ve mukabele denen Kur’an hatmini okurmuş. Hatta Adapazar’lının malumudur ki bizde de Rahmetli ASKER HAFIZ İSMİNDE bir hoca efendiden sitayişle bahsedilirdi.
Asker kardeşler, savaş ve seferi durum olmadığına göre sizin kışlada ki orucunuz bizim oruçlarımızdan umarım ki daha bereketli ve sevaplıdır. Size oruç imkânı hazırlayan komutanların ecri de kıskanılacak derece de bir sevap hazinesidir.
Merhum Diyanet işleri eski başkanlarından Ahmet H. Akseki’nin asker için yazılmış ilmihalin de bu konular daha detaylı anlatılmıştır. Hepimizin orucu mübarek olsun.
----------------------------------------------------------------
AİLECE CAMİYE GİDENLERDEN MİSİNİZ?
Ramazan ayı erkek, kadın ve çocukların en çok camiyle buluştukları manevi bir iklimidir.
Bu ayda camilerin hayatın tümüne renk kattığı bir ortamı sağladığındandır ki sokaklar elde Mushaflarla yürüyen melek misali insanlarla doludur. Kibirle değil ama vakarla kimsenin kınamasından çekinmeden elinde Kur’an mushafıyla yürümek tarifi mümkün olmayan bir mutluluktur.
Bir okul arkadaşım var emekli oldu öğretmenlikten. Eşiyle beraber ikindi mukabelesi ve yatsı vaazlarıyla teravihe neşe içinde gelip giderler Orhan camiye elhamdülillah.
Eşiyle veya çocuğuyla aynı rahlede veya namazda veya ilim halkasında olmak nice ortak dertlerin çözümüne katkı sağlamaktadır. Ailece cennete yürüyüş değil de nedir bu tablo söyler misiniz?
Sözün özü, en azından bir kişiyle olsun, AİLENİZDEN BİRİYLE CAMİYE BEKLİYORUZ HEPİNİZİ.
“Ey rabbim beni ve zürriyetimi namazın ikamesin de daim eyle” âmin
--------------------------------------------------------------------
SAHURDA SÖNÜK ODALAR
Yürüyorum camiye sabah mukabelesi ve namazı için. İmsak için ezana on beş dakika var. Yani daha sahur yemeği yenebilir.
Dikkatten kaçmayan bir husus şu ki; evlerin sayı bakımından azımsanmayacak kadarında ışık yok. İstatistik yapmadım ve özelliklede bakmıyorum fakat gel gör ki lambalar yanmamış ve sahura, oruca kalkılmamış.
Aslında yanmayan lambalar değil, gönüllerimizin körlüğü ve karanlığıdır. Ayetlerin talimatlarına kör ve sağır kesilenler, ahirette de cennet yolunda kör kalacaklardır.
Caddeler aydınlık fakat yürüyenleri yok sabah Kur’anı için. İşte bu konu da ki ayetler;
124 - Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.
125 - (O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
126 - Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
127 - İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır. (Ta-Ha suresi)