Zaman geçiyor... Sınırlar değişiyor, yönetimler değişiyor, yönetenler değişiyor... Nüfus artıyor, kentler kalabalıklaşıyor, modalar, akımlar gelip gidiyor... Ömürler geçiyor... İnanmak değişmiyor...

Oruç bir köprü... İnsandan insana, insandan topluma, insandan Allah'a... İnsandan dünyaya, zamana, ölüme ve ahirete bir köprü... Oruçlu bir bedeni ve kalbi, bir günün içinden geçirmekle, bir ömrü sırattan geçirmek arasında da bir köprü, bir ilgi yok mu? Köprü bir işaret, geçmekten, geçmeye...

Bizim köprülerimiz iki kıtayı birbirine bağlıyor... Dünyamız bu. Bizim köprülerimiz iki cihanı birbirine bağlıyor... Dinimiz bu. Boğaziçi ve Fatih köprülerine led ışıklarla bir mahya kursak. “Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan” yazsak, “Elveda” yazsak… Bir Ramazan şehri İstanbul... İki kıtayı birbirine bağlayan köprüleriyle de... Bu şehirle, mahyalardaki “şehr” akraba… “Şehr” “ay” demek. Hoş geldin Ramazan ayı diyoruz mahyalarda... Şehirlerimiz Ramazan’a, anlamına, güzelliğine benzese!

Bizim bayrağımızda da “ay” var... “Ay”... İngilizcesi “Crescent”... Yani “Hilal”... “Crescent” “Türk gücü” demek. Redhouse İngilizce Sözlük’te öyle yazıyor. Bir anlamı da “çatlak” ve “yarık”. Evet... Peygamberimizin “ay mucizesi”ne işaret gibi... Ya İslam Peygamberi, Redhouse İngilizcesi biliyordu yahut Redhouse, Hz. Muhammmed'in ayı parmağıyla ikiye böldüğü “Şakk-ül Kamer” mucizesini kabul ediyor, biliyor!

Dünya bitişiktir... İnsanlar birbirine, kültürler birbirine, inançlar birbirine... Dünya, ahirete bitişiktir... Bu din, bu oruç, bu şehir ve bu bayrak... Bütün doğunun ortak sembolü, hilal... Sevgilimizin kaşı gibi sevdalısı olduğumuz... “Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor” dediği büyük Mehmet Akif'in... Hiç ayrılmayacaklar... Benim memleketim iki kıtaya mahya... Işıl ışıl... İstanbul gibi.

1453'te İstanbul'da oruç tuttu Müslüman Türkler. Hicretten 857 yıl sonra. 1453'ün Ekim ayında. 2004 Ekim. İstanbul'da yine oruç tutuyor Müslüman Türkler. Ve bu Ramazanda erken bir bayram var: 29 Ekim... Cumhuriyet Bayramı. Her yerde aylı yıldızlı bayrağım dalgalanıyor... Özgürlüğümden memnunum... Vatanımda mutluyum... Etrafım kan gölü, biliyorum... Dünyanın barışa ihtiyacı var... Sevgiye... Saygıya... Paylaşmaya... Bir oruca ihtiyacı var dünyanın... Akrabalarımın, dindaşlarımın gözü yaşlı, farkındayım... Gözlerim dolu dolu, dudaklarım kıpır kıpır... Ezanı bekliyorum. Cihat Zafer, İstanbul, Sultanahmet'ten bildiriyorum. Burası oruç cumhuriyeti.
(2004’te yayınlanmış yazı. Bu defa da 30 Ağustos Zafer Bayramı’na denk geliyor Ramazan Bayramı ya bence hoş ve önemli tevafuklar bunlar. Zaten Adapazarı’nda her şey güllük gülistanlık. Bulvar’a proje geliştirecek değilim ya! Boğaz Köprüsü’ne mahya projesi geliştirdim. Malumunuz İstanbul’un özellikle şehircilik, yerel yönetim medya ilişkileri ve medeni davranışlar alanında ciddi sorunları var(!) Elbirliğiyle düzelteceğiz İstanbul’u. Ne mutlu Adapazarı’nda yaşayanlara! Tekin Çift, Fevzi Çaplı, Bülent Adilsoy başta olmak üzere internetteki yorumlarıyla ve telefonlarıyla ne dediğimin anlaşıldığını görme mutluluğunu yaşatan okuyucu ve dostlarıma selam ve teşekkür. “Eğilenler oldukça dik duranlar olacaktır!” Ş.)