Dünyanın her ülkesinde ve şehrinde gar meydanlarına özen gösterilir.
Ayrıcalığı vardır meydanların, taşıdığı özellikler nedeniyle…
Bilinir ki, garlar şehirlerin giriş kapılarıdır.
Gelen giden insanlar değerlendirmeyi buna göre yapar genellikle…
İstenilir ki garlar pırıl pırıl, düzenli ve dahi bakımlı olsun.
Bizim garımız için de geçerlidir bu kriterler…
Bu açıdan bakıldığında, garımızın görüntüsü hiç de iç açıcı değildi...
Düzenlenmesi konusunda konsensüs sağlanamadı gitti bir türlü, belediyelerle sivil toplum örgütleri arasında…
Birinin “Ak” dediğine diğeri “Rant” dedi.
Gara da bu hengamede terk edilmişliğin faturasını ödemek düşüt…
Sorun ateşten gömlek haline getirildi.
Kim elini attıysa yaktı…
Yer döşemesi var kırık dökük…
Havuzu var susuz…
Köşelerine işportacılar oturmuş.
Ağacı, çimeni, yeşili bakımsız…
Tasarruf yetkisi mahkemelere düşmüş.
Görsel rahatsızlığa yol açan bir meydan olup çıkmış.
Yani tam anlamıyla acınacak bir görüntü içerisindeydi Gar Meydanı…
Neredeyse çeyrek asırdır kendisine uzanacak bir hamiyetli el bekleyen Gar Meydanı’na, el atmak bu döneme ve Zeki Başkan’a kısmet oldu.
Ferman eyledi Başkan:
“Meydan baştan aşağı yenilensin ve Ramazan’a yetişsin”
Sakın bu sözü başkana padişahlık atfediyor diye yorumlamaya kalkmayın.
O niyetini belli etti, “Biz milletin efendisi değil, hizmetkarıyız” diyerek…
Sonra meydan tahta perdeler içerisine alındı.
Saklandı uzun süre çalışmalar…
Nihayet beklenen gün gelip çattı.
Ramazan arifesinde ve saat 24.00’te dolaştım meydanı, kusur arayarak…
Gördüm ki beklenilenden daha da güzel olmuş.
Işıklar yanmıyordu, buna rağmen etkileyiciydi.
Hele o küçük parke taşları yok mu, Avrupa’nın pek çok şehrinde meydanların vazgeçilmez enstrümanı, bayıldım.
Havuz, görkemli olmuş.
Oturma grupları, davetkar…
Çimen ve ağaçlandırma isabetli…
Bu haliyle meydan gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzellikte olacağa benziyor…
Hani derler ya, “Yiğidi öldürsen de hakkını vereceksin”
Yazıyı öyle bağlayalım istedik.
Dalından koparılan bir taze hurma lezzetinde olmuş meydan…
Ama bir eksiği var.
Onu da bir başka güne bırakalım.
Ve Toçoğlu’na hak ettiği “Orkideleri” gönderelim Bizim Bahçe’den…
VALİ BÜYÜK’ÜN NEZAKETİ
İl Koordinasyon Kurulu 2012 yılı ikinci dönem oturumu, önceki gün Vali Mustafa Büyük başkanlığında gerçekleşti.
Yeni vilayet binası hala sorunlarla boğuşuyor.
Havalandırma sistemi bir türlü randıman vermiyor.
Çalıştırmakta zorlanıyor görevliler…
Bu nedenle yapılan her toplantıya katılanlar, sıkıntılı saatler yaşıyor.
Yine öyle oldu, il koordinasyon kurulunun son oturumunda…
Sorunu fark eden Vali Mustafa Büyük, toplantıya katılanlara ceketlerini çıkarmaları talimatını verince, rahatlama oldu.
Klimalardaki aksama dolayısıyla özür dileme nezaketi gösteren Vali Bey’in sergilediği pozitif enerji, toplantı salonunu serinletiverdi bir anda…
Vali Mustafa Büyük’e bu tavrı nedeniyle Bizim Bahçe’den yeni mahsul “Krizantemler” gönderelim istedik.
YAZICI’NIN VEFASI
Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı, medyaya bakış açısı yönüyle vefalı başkanların başında gelir.
24 Temmuz’un Basın Bayramı olduğunu, bir gazeteci olarak yoğun gündem içerisinde ondan öğrendiğimiz yıllar oldu…
O gelenek haline getirdi, bizim bayram günümüzde bizimle birlikte olmayı…
Yine öyle düşünmüş, gazetecileri Akyazı’ya davet ediyor.
Orada olmayı bu defa çok istiyoruz.
Basın dostu başkana, bir demet “Yasemen” gönderelim istedik bu nedenle Bizim Bahçe’den…
FUTBOLCU VEFASI
Sakaryaspor’un orta sahadaki başarılı oyuncusu Muharrem Efe de yuvadan uçan kuşlar kervanına katıldı.
Uçuşuna diyecek yok.
Zamanı gelince ve oluşunca zemin, fırsatı değerlendirmek, ekmeğini yeşil sahalardan kazanan her sporcu için vazgeçilmez bir kuraldır.
Ama giderken, kapıyı çarparak değil, açık bırakıp gitmek en doğru ve vefalı hareket tarzı olsa gerek…
Gidenlerin bazılarının aksine Muharrem Efe, kendisini bugünlere getiren kulübüne borcunu ödeyen, vefalı bir futbolcu olarak geçecek yeşil siyahlı tarihe…
Onun için Muharrem Efe’ye “İzmir’in yeni Efesi” gözüyle bakıp, başarılar diliyoruz.
Bir de kapıyı tümüyle kapatıp ya da kilitleyip ayrılanlar var ki onlar öfkeyle söylenmiş çirkin sözleriyle, haklıyken haksız hale düşen sporcular sınıfına giriyor.
Profesyonel futbolda ne oldum değil, ne olacağının hesabı yapılmalıdır öncelikle…
Bunu yapmayanlar zarardadır daima…
Sakaryaspor forması ağırdır.
Taşıyabilene ne mutlu…
Geleceğini başka renkler altında mücadeleye ayırırken, kendilerini bugünlere taşıyan kulüplerine saygılı ve vefalı davranan Muharrem Efe gibi sporculara, gideceği kulüpte başarılı olmaları dileğiyle, Bizim Bahçe’den bir demet “Yasemen” gönderelim istedik.