Geçen hafta “çıta” dedik. Sevmek ve o sevginin “çıtası” nasıl olmalı onu konuşmaya çalıştık dilimiz el verdiğince. Yazınca ve okuyunca “sevmenin çıtası mı olur?” Diyebilirsiniz, demeyin… Sonuna kadar sevmeli insan fakat görünmeyen ip ile bağlıyız birbirimize ve o ip bazen inceliyor ve inceldiği yerden kopuyor işte…

Çıtanın konulduğu yer ile ipin inceldiği yer arasındaki mesafe çok yakın. Çıtayı akıl koyar ama ipin kopuşu kalbin kırılmasıyla ilintilidir. Kalp kırıklığı düşmanlaştırır. Kalp yaralanır;insan ise o yaranın acısına pansuman yapmak yerine başka yaralar açma derdine düşer.

Akıl olacakları bildiği için çıta koymalıdır ki düşman ve yara oluşmasın. Zaten sevginin gelinen son durağında inme vakti gelmiştir. İncelen ipin kopması durağı geçtikten sonraki ani freni temsil eder…

Bu hafta ise soruları değiştiriyoruz. Kalkanların arkasından çıkıp bir insana ilk adımı biz atıyoruz. Yani çıta koymakla kendi kalbimizi koruyabiliriz fakat biz kalp kazanmak istiyorsak ne yapmalıyız?Koyulan çıtaları nasıl aşılmazve bir gönle nasıl pozitif silinmeyen iz bırakmış hale getirebiliriz gibi sorulara yanıt bulmak istiyoruz.

Birey olarak tabi ki farklılıklar görülebilir ama bizim insanımız genel olarak kolay sevebilen yapıya sahiptir. Geçmişimizin misafirperverliği bunun kanıtı olabilir. Güngörmüşlükle mi alakalı bilemiyorum bu yapı Anadolu insanımızda hala mevcut. Yanlış bir anlaşılmaya mahal vermemek adına güngörmüşlükten kasıt yaşam şartlarından dolayı dar bir alanda yaşayan, tanıdığı insanlardan çok büyük zararlar görmeyen kişi manasında yazılmıştır.

İnsanımızın kalbini kazanmak “bizim çocuk” olmaktan geçer. Aynı şeylere sevinir aynı şeylere üzülürseniz, aynı lisanı aynı şive ile konuşursanız “bizim çocuk” olursunuz. O mertebeye geldikten sonra sizi koruyup kollarlar. Bir hatanız olsabile “bizim çocuk yapmaz öyle şey” diye savunulursunuz…

Ne kadar uzak durmak istesem de söylediklerimin en büyük destekçisi politika dünyası. Yakın ve uzak tarihlerde yapılan seçimlerde halka en yakın isimler kazanmış hep. Bu yakınlık göz boyaması olduğu zamanlarda vardır ama vaatlerden daha fazla etki ettiği gözümüze çarpıyor…

Göz boyamak dedik ya politikadan ayrılarak sıradan yaşamımızdaki yere gelelim. Dilimize yer etmiş “yaranmak” sözü de bir göz boyamanın çalışmasıdır… “Ben sana yaranamadım” diyorsa biri ve siz o kişiden gerçekten hoşnut değilseniz memnun olun bu durumdan… Çünkü o kişi bu cümle ile istemeden bir itirafta bulunuyor sizi gerçek manada sevmiyor ve bir çıkar için uğraşıyor. Bu çıkarın sonucu her zaman sizi zarara uğratmaz belki ama samimi sevginin olmadığını kanıtlar…

İnsan kazanımı bir çıkar sağlama amacı güdülmeden sadece sevme ve sevilme ihtiyacı düşünülmelidir. Hasta olunduğunda çorba yapacak kişi aramak ise mesele sizin duygu sömürücülerinden farkınız yok. Sevgi dilencisiniz… Eğer gerçekten bir seveniniz varsa zaten çorbanız önünüzden eksik olmaz…

Hayatta bir insanı gerçek manada kazanmak istiyorsanız samimiyetinizden ödün vermeyin. Bu çerçevede sabredin. Samimiyetinizde sızıntılar olmasın. Eğer yine kazanamadıysanız insanı; siz onu değil, o sizi hak etmiyordur…

Samimiyet tüm insani duyguların kaynağıdır. Hüzün, neşe aklınıza gelebilecek bütün yaşayışlar samimiyet olmadan sanal dünyanın bir paçavrası olmaktan öteye gitmez. İnsan kazanmak mühim ama insan kazanmak değerli… Samimi insanların yaşamımızın bir parçası olması temennisiyle Allah’a (c.c.) emanet olun…

e-mail : [email protected]