Çok zor değil, sadece birkaç ipucu vereceğim o kadar… Hemen seçim nasıl kazanılır anlayacaksınız…
Matematikten anlamam ama formül olsun bu satırlar, noktalı yerleri doldurursunuz…
Hani şu seçim arifesine az kalmışken…
Hem de şu sözlerin de hakkını veririz belki...
Geçmişten adam hisse kaparmış...
Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?- M Akif Ersoy…
Mesela etraftaki beş on adamın (kerli ferli olsun)…
Onlarla gezin, onların sofralarında bulunun, hep aynı yerde yiyin, aynı arkadaşı ziyaret edin, nüfus önemli değil tanıdıklarla takılın yeter…
18 yaşında delikanlı seni sadece seçim afişlerinden görsün…
İllerde, ilçelerde vekillerin yol’a, iz’e ,ahalinin durumuna bir baksın, onların gözünde şık gözüksün mesela…
200 binlik, 300 binlik arabası olsun, camiye öyle gitsin…
Ahali de “Vay be bizim başkanın arkası sağlamış” desin…
O başkanlar helâya da araba ile giderken onu tavsiye eden, oraya seçtiren diğer başkanlar da hiç ses çıkarmasın ki kardeşlik ve dayanışması görsün millet...
Bir köyde A derken diğer köyde B desin, millet “Ne çok yönlü adammış” deyiversin...
Cömert olsun; mesela “Okullarda süt olmaz alerji yapar biz püskevit dağıtacağız” desin, farkını göstersin…
“Maaşlar ilimize özel olarak artacak, herkesten çok siz alacaksınız” diyerek cömertliğini, farkını göstersin. .
Modern olsun; bilim varken din diyanet neymiş, bilimsel konuşsun…
Takkeli amcalara kravat dağıtsın…
Tespih yerine ne verilir orasını bilmem...
Geçmişi kurcalasın, kokuları çıkarsın ki rakiplerinin kendi kokusu duyulmasın...
Bir dönem, iki dönem aldırmadan “Ölene kadar başınızdayım” desin…
Arkadaki gençler tecrübesiz, biraz torun torba sahibi olsunlar ayakları kireçlensin, beli bükülsün öyle çıkarlar karşınıza dercesine hizmet aşkını anlatsın millete...
Hiçbir partili başka bir partiliye iftar vermesin, bir araya gelmesin herkes safını bilsin yani…
Kalkıp aynı sofrada yemek de neymiş, yan yana yürümek, elin ecnebisiyle!
Bakmasın karşı komşunun oğlu Ahmet’miş, alt kattaki Mehmet’miş, sınıf arkadaşı Elif’miş...
Yapacaklarını anlatmasın yaptıklarını anlatsın ki millet içinden “Ooo daha neler yapabilir kim bilir” diye tarlada, bağ bahçede kan ter içinde çalışır ekmek için uğraşırken bir de zihin çalışması yapsın, acaba daha neler yapacaklar...
Bayramdan bayrama, seyrandan seyrana, seçimden seçime, afişten afişe milletin gözünün önünde olsun ki bu kadar meyveden ne kadar reçel çıktı anlasın insanlar...
Sözün özü kısalığındadır…
Vakti ile Mimar Sinan bir cami yapar…
İnşaat esnasında bir çocuk oralar da gezinirken “Aaa minare yamuk” der…
Minare ustaları bunu duyar “Bak işine çocuk” diye azarlar…
Çocuk ısrar eder ustalar biraz hırpalar, ağlaya ağlaya giderken Sinan’a denk gelir…
“Niye ağlıyorsun” der koca Sinan…
“Minarenin yamuk olduğunu söyledim ustalar dövdüler beni” der Çocuk
“Haklısın galiba, yamuk. Gel düzeltelim” der Sinan…
Minareye ipler atılır, düzelene kadar Sinan sorar çocuğa, “Oldu mu” diye…
Bir iki tamam der çocuk, “Şimdi düz”…
Helalleşir gönderir çocuğu Koca Sinan…
Ustalar şaşkın tabii, “Ustam nedir bu iş, hiç iple minare mi düzelir” diye sorarlar…
Sinan da “Ağalar ne anlar çocuk bu durumdan, eğer gönlünü yapmasaydık bu caminin adı yamuk minareli cami kalırdı maazallah” yanıtını verir…
Ey ağalar…
Siz gözümüzdeki yamuklukları hele bir giderin…
Bizi de çocuk zannetmeyin…
Tarih de tekerrür etmesin...
Bilmem anlatabildim mi?