I.

Sapanca, bir 'bellek mekânıdır.' Suyun anısıdır.  Yok'tan bir öncedir; Hiç'ten bir sonra... Onu, yani Sapanca'yı Cioran'ın 'Burukluk' kitabı eşliğinde okumak da mümkündür, Edip Cansever'in şiirleri eşliğinde de. Redon'un 'kapalı gözler'iyle de bakabilirsiniz ona Caravaggio'nunNarkisoss'unun gözleriyle de. Ama galiba en çok Bachelard'ın 'Su ve Düşler' kitabıyla çıkarılır tadı Sapanca'nın, özüne öyle varılır, ruhu sessizce ve acıyla kavranır. Dedim ya, Sapanca bir 'bellek mekânı'dır; öyleyse bu mekânın müziğini duymak gerekir ve elbette duyurmak. Bir mekânım olsun diyedir bu çaba; kalbine kök salacağım bir mekânım olsun diye... Hafızam bir bahçe; o bahçeyi belleyerek başlıyorum Söz'e...

* Lorca'nın gülü ile Haşim'in gülü arasında bir akşam yakışır Sapanca'ya. Ve iki gül arasındaki gülden gül koparmak da şaire...

*Göl ile gül arasındaki benzerliği Sapanca'da 'boynu vurulmuş güneş' metaforuna dönüştürebilirsiniz. Kök metafor. Nerval, Nazım, Galib Dede.

*Çınar: Burada çınarın dallarından sarkıtılmış gölgeler var.

*Bir hatıra: 1 Haziran 2006. Hilmi Yavuz'la RicmondHotel'in bahçesindeyiz. Yazın ilk günü. Güneş sırtımızı ısıtıyor ve sözlerimizi. Göl aynaya dönmüş. Ördekler serazat... Sessizliğin görkemi... Hoca Haşim'den Göl Kuşları şiirini okuyor, ben Hoca'dan: 'bir göl güle düşerse...' mısraıyla başlayan şiiri...

Bir göl, güle düşmüyor. Kahvelerimiz geliyor. Nescafe. Sütün tadına güneşin ışıkları düşüyor. Fincanın yanında ilginç bir kurabiye. Proust olsaydı kim bilir neler hatırlardı. Hoca da hatırlıyor. Belleğinin ceviz sandığından neler çıkarıyor. Bir yerlerden lâvanta kokusu mu geliyor? Belki de bir yanılsama...

*Zeynep halamın Kumbaz'daki evini sık sık hatırlarım. O neşeli çocukluk günlerini...

*Asiye halamın evinin bahçesindeki incir ağacı... Nedense hiç unutamadım onu...

*Kemer'in altından geçip iki mezarlık arasından yürüdüğünüzde kendinize çıkarsınız...

*Amcamın ve dedelerimin sık sık ziyeret ettiği, belki de uğradığı demeliyim, bir yer vardır Sapanca'nın tam orta yerinde; Çerkez'in Kahvesi. 

***

Dedim ya, Sapanca bir bellek mekânıdır; ve ben her zamankinden daha çok mazide yaşıyorum...