Bugünlerde klasik seçim dönemi öncesini yaşıyoruz.
Adaylık tahminleri havada uçuşuyor.
Gazete köşelerinde ve şehrin ortak mekânlarında çeşitli tahminlerde bulunuluyor.
Ve bu tahminler her dönem olduğu gibi isimler üzerinden yapılıyor.
“Şu aday olursa kesin kazanır” deniliyor.
“Şayet falancayı aday yaparlarsa partinin oyu artar” kehanetinde bulunuluyor.
Ali olmasın da Veli olsun…
Ahmet kazanmasın da Mehmet kazansın…
Siyaset devamlı olarak isimler üzerinden şekilleniyor şehrimizde.
Anlaşılıyor ki bu seçim sürecinde de değişen bir şey olmayacak.
Projelerden ziyade isimler tartışılacak.
Şehre kimin ne katacağı ile ilgilenilmeden adaylar belirlenecek.
Kimin ne tür projeler hazırladığı ve bu projelerin gerçekleşme ihtimalleri göz önünde bulundurulmayacak.
Bizlere düşen görev de her zaman olduğu gibi partili isek adaya oy vermek, seçmen isek isim üzerinden yürümek olacak.
Kimi seçtiğimizi, İl’ in kaderini beş yıllık bir süre ile teslim ettikten sonra neler yaşayacağımızı bilmeden, sorgulama temeli olmadan tercihlerde bulunacağız.
Vatandaş önce adayın tanınmış olup olmadığına bakacak.
Bizden biri mi?
Geçmişi temiz mi?
Köklü bir sülaleden mi geliyor?
Manav mı, Abaza mı, Gürcü mü?
Bu güne kadar hangi işleri yapmış?
Nerelere girip çıkmış?
İlk kıstasları bu saydığım maddeler olacak insanların.
Bizdeki yerel yönetici anlayışı maalesef böyle.
“Yönetme kabiliyeti var mı” diye sormayız.
“Geçmişinde ne gibi başarılar var” diye araştırmayız.
“Herkesin başkanı olabilir mi? Kapsayıcı ve birleştirici midir” diye dert etmeyiz.
“İş bitirebilir mi? Özgün ve farklı projelere imza atabilir mi” diye kafa yormayız.
Dediğim gibi: Kimin oğlu, ne iş yapar, hangi milletten, tanıyor muyuz, tanımıyor muyuz?
Hepsi bu.
Bizim tercihlerimiz her dönem böyle olmuştur ve bu anlayış değişmediği sürece de böyle devam edecektir.
İktidar partisi yine Başbakan’ın iki dudağı arasından çıkacak isme kilitlenecektir.
Genel merkezin belirlediği aday göstermelik ve son ana sıkışmış birkaç proje ile huzura çıkacaktır.
Adına proje demekten uzak bir iki vaat ve malum olan genel merkez rüzgârı seçilmeye yetecektir.
Muhalefet partileri de merkez yoklamasıyla belirleyecektir adaylarını.
Hadi diyelim ki ön seçim kararı aldılar.
Onu da bisküvi kutusuyla yapacaklardır.
Mevcut konjonktürde seçim kazanmak için değil, oy artırmak adına tanınır isimleri kadroya katmaya çalışacaklardır.
Ve netice itibariyle hiçbir şey değişmeyecektir.
Aynı kafa, ayrı zihniyet!
Aynı tas, aynı hamam!
Sorunlar ortada durmaktadır oysa:
Bu şehir 20 senedir aynı zihniyetle yönetilmektedir.
Ve bu şehirde 20 yıldır akıllara kazınmış ve hafızalarda yer etmiş projelere imza atılmamaktadır.
Ve de maalesef hala daha “Ahmet mi olsun yoksa Mehmet mi” sorusuyla dertlenmektedir benim seçmenim.
Proje, liyakat, bilgi, beceri ve donanım…
Kimin umurunda?