Cüzdan bakımından "orta gelir tuzağı"na yakalandığımız ortada. Ya vicdan?

Bunu yazdığımızda "düşman" olmadığımızı "ispat" etmek zorunda kalıyorsak peki? Bu ülke bizim evimiz. Çifte vatandaş değiliz. Gidecek yerimiz yok. Olsa da "gitmeyecek" olanlardanız. Bunu söylemek zorunda kalmak!

Sadece ekonomide değil toplumsal değerler alanında, ahlaktan kültüre, şehirleşmeden günlük hayata her alanda patinaj yapıyoruz. Hatta geri kayıyoruz. Şehirlerimiz çürüyor. İnsan ilişkilerimiz cehenneme dönüyor.

"Orta gelir tuzağı" aşılabilir. Çalışırsın, dersini geçersin, okur öğrenirsin, gayret eder başarırsın. İmkansız değil! Ya aşk? Ya şevk? Ya inanç? Para kazanmak kadar kolay mı, kültür sahibi olmak, bir kültürün parçası olmak, o kültürü yaşatmak?

Türkiye son onbeş yılda çok yol aldı. Yoldan kastım otoyol değil. Fakat, ulaştırmada elde edilen başarıları da küçümsemeyelim. Tüp geçitler, tüneller, dev asma köprüler, hızlı tren hatları, hava ve deniz limanları, Türkiye'yi dünyaya bağlıyor. Türkiye İstanbul'dan Ankara'ya gitmek için "Kargasekmez"de kardan, sisten iki şeritli yolun açılmasını beklemek zorunda bir ülke değildir artık. Az şey mi?

Ekonomide, sağlıkta, enerjide olduğu kadar, siyasetin asker vesayetinden ve bürokrasinin oligarşik prangalardan kurtulmasında, demokratikleşme ve hukukta, savaş araçları dahil teknolojide olduğu kadar ABD, AB ve Rusya gibi küresel güç odaklarıyla eşit ilişkiler kurabilme becerisinde, onurlu bir devlet duruşu sergilemekte, sivil toplumun güçlenmesinde gerçekten büyük aşamalar kaydettik. Bu netameli coğrafyada, bu kargaşa içinde, AB'nin panzer Almanya'sına "Taşı askerini İncirlik'ten" diyebilmek, elhak, iki yüz yıllık hasrettir!

Gezi Olayları bile, vandallık kısmı, terör kısmı hariç, bir de böyle düşünün, demokratik tepki gücü açısından, şu son on beş yılın ürünü, kazancı sayılamaz mı? Ağaç mıydı konu değil miydi, ona bakmıyorum. İtiraz eden çocuklar AK Parti iktidarında doğup büyüdüler, yetiştiler. İyi tarafı dediğim budur.

Bizim demokrasimiz, Gezi Olaylarından sonra 17/25 Aralık saldırısı gibi, bir de hain darbe girişimi atlattı. Sonuncusunda adeta destan yazdı.15 Temmuz dünyanın görüp göreceği en sivil devrimlerden biridir. Bir halkın, ülkesini çıplak elle tutup kaldırmasıdır. Seçilmiş sivil iradeyi canı pahasına korumasıdır. 1789'dan bu yana, Fransız Devrimi, demokrasi açısından, kaç ülkede böyle bir zafer yaşadı?

12 Eylül'den sonra Özallı yıllara ve 28 Şubat ertesi Erdoğanlı yıllara, arada Erbakan tecrübesine de bu gözle bakalım. Çok yol aldı Türkiye. Krizleri fırsata çevirerek ilerledik. Peki geldiğimiz yerden memnun muyuz? "Bu kadarı da fazla" diyenlerle, "Bu az bile" diyenler dışında "kimse" yaşamıyor mu bu ülkede?

Üç gün önce, Ahmet Cemal veda etti dünyamıza. Ingeborg Bachmann, Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Elias Canetti, Paul Celan, Goethe, Hölderlin, Kafka, Nietzsche, Remarque, Novalis, Rilke, Stefan Zweig, dilimize kazandırdığı bazı devler. Çevirmen demeye kalemim gitmiyor. Şairdi ve hocaydı. Elbette Türkçe'nin en büyük çevirmenlerinden biriydi. Fakat ben onu şiirleri, hikayeleri, köşe yazıları kadar, ta 1996'da, "siyasal ve kültürel iktidar"ın sahibi ve bayii olan herkes bize "gerici" muamelesi yaparken, gözünü kırpmadan ve yüzünü ekşitmeden, "İslamcı" TV kanalındaki canlı yayınımıza konuk olmasıyla hatırlamalı değil miyim? Öğrencisinin programına Nobel almaya gelir gibi gelmişti. "Vicdan" dediğim bu biraz da. Ahmet Cemal'in "Cumhuriyet"te yazması "peşin" bir düşmanlık için yeterliyse, nasıl kurtulacağız "orta vicdan tuzağı"ndan?

Yanlış anlaşılmak istemem. Mesele derin! İbrahim Tenekeci'nin geçen cumartesi Yeni Şafak'taki yazısının linkini buraya alıyorum.

 

http://m.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimtenekeci/gorulen-luzum-uzerine-2039265

 

Mutlaka okunması gereken "lüzumlu" bir yazı, iyi kalpli şairin "Görülen Lüzum Üzerine" yazısı.

Dün YAŞ kararları açıklandı. Komuta kademesi, kim kuvvet komutanı oldu, kim emekliye sevkedildi, devletin bileceği iş.

Sade vatandaşı ilgilendiren, benim de sosyolojik bir derkenar değeri verdiğim iki görüntü var. Başbakan Binali Yıldırım, Anıtkabir'de, Atatürk'ün mozolesi başında dua ediyor ve her Fatiha'dan sonra yaptığımız gibi elini yüzüne götürüyor. Diğeri, toplantı bitmiş, çıkışta, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı'nı "aracına" davet ediyor. Org. Akar, araçta "sola" oturuyor. Makam, Yıldırım'ın. "Normal" budur. "Kolay" mı geldik buraya? Atatürk'e Fatiha okunmaz diyecek olanlarla, bunun Atatürk'ün hatırasına "gerici" bir hakaret olduğunu söyleyecek olanlar dışında, bu tartışmalardan bir an evvel kurtulmamız gerektiğini düşünen milyonlarca "aklı selim" insan var bu ülkede.

Aklı başında milyonlarca insanı "orta vicdan tuzağı"ndan kurtardığımız gün, Türkiye'yi "orta gelir tuzağı"ndan da kurtardığımız gün olacaktır. "Necip Fazıl'cı mısın yoksa Nazım Hikmet'çi misin?" diye yıllarını harcayan Türkiye, "Ahmet Cemal'den yana mısın yoksa İbrahim Tenekeci'den yana mı?" diye sormamalı artık! "Orta Gelir Tuzağı"ndan kurtulmanın yolu "Orta Vicdan Tuzağı"ndan kurtulmaktan geçiyor.

Çocukları okumayan, düşünmeyen, eleştirmeyen bir Türkiye'nin şehirleri çürür, insan ilişkileri cehenneme döner, izan, irfan, insaf buraya uğramaz olur. 1980'den 2002'ye katettiğimiz mesafe, on beş yılda aştığımız merhale ziyan olur, aldığımız yol Yeni Türkiye'ye "dar" gelir.

Parayla kültür satın alınamadığını artık görmüş olmalıyız. Kültürün değerinin parayla pulla ölçülemeyecek bir servet olduğunu da. Yolu uzatmanın anlamı yok.

Başka yol da yok, durup eylenecek zaman da!

Cumhurbaşkanımızın "kültürel iktidar" uyarısı yerinde ve gerçekçi bir uyarı, cesur bir özeleştiridir. Erdoğan, eli kalem tutan herkese sorumluluk yüklemektedir. İktidar "kültürel" olarak "bizde"dir. Tabii bunun "büyük mesuliyeti" de. İbrahim Tenekeci'nin yazısını "okumak" ve "anlamak" hayati derecede "lüzumlu"dur.

Selahaddin Şimşek "Şehirler kültürleri kadardır" derken bunu söylüyordu. O'nun "şehir" dediği, bizim medeniyetimizde hem "insan" hem "aşk" hem "ülke" hem de "dünya"dır. Hem de "her iki dünya"dır.

Bizim medeniyetimiz "şehir insan"lar, "aşık insanlar", "ülke insan"lar, "dünya insan"lar yetiştirmiş büyük bir medeniyettir.

Hacı Bayram-ı Veli Hz'lerinin "Çalabım Bir Şar Yaratmış" şiirindeki "şar" hem insan hem dünyadır ama "gönül"dür asıl. İnsan başta ve sonda nasıl yalnızca "gönülden ibaret" ise öyle. Ben söylemiyorum, Hacı Bayram-ı Veli söylüyor: "şar dedikleri gönüldür" diyor. Bu fikir, bu duyuş, bu estetik ve bu mimari, Koca Sinan elinde Süleymaniye, Itri dilinde Segah Tekbir, Karahisari kaleminde Besmele olmuştur.

"Kültürleri kadar" olan  şehirleri, insanları, gönülleri "medeni" ve "gelişmiş" kılacak şey ne para ne de güçtür.

Aklın gönlü şefkatte, zerafette, gönlün aklı bilgide, maharettedir.

"Her iki dünya"yı birden kurmaya yetmeyen ne akıl ne de kalp kurtarabilir   bu insanı, bu şehri, bu ülkeyi, bu kırık dökük "şar"ı.

"Kültürsüz" olmaz!

Kendimizi kandırmayalım.