Geçen ayki yazımda Büryan Kebap hikayesi yazmış ve Hendek-Gölyayla gezisinden tespitler sunmuştum.
Bozulmamış doğasıyla ilimizin nice köşeleri tekrar tekrar keşfedilmeyi bekliyor.
Hele Akyazı ve Hendek’in orman köyleri, köy yolları, yaylaları, dereleri eşsiz güzellikle bezeli orman köşeleri görülesi yerler.
BİN BİR BEREKET...
Çocukluğum ve gençliğimin geçtiği Akyazı’da ovanın bolluğu yanında dağların da bereketini görmüştüm.
Ovada her zaman rutubet vardı. Dağlarda ise temiz hava ve nemin azlığı her zaman dikkat çekici olmuştur.
Çarşamba günkü Akyazı ilçe pazarına baharla beraber çeşitli yemeklik otlar ve özellikle KALDİRİK düşerdi. Haşlanmış veya turşusunun yumurtalı hazırlanışı pek güzel olurdu.
Tadında ayarında yapılan turşusu, tadanların damaklarında daima bir rayiha bırakırdı. Civar köylerde bu sebze hala yoğun bir şekilde tüketilmekte olup, aranan bir tatdır.
Ardından erkenci kirazlar renk renk görülürdü pazarda.
Yayla otlarının kokusunu verdiği süt ve yoğurttan yapılan pek özel lezzetli tereyağlar topak topak dizi dizi pazarda müşterilere sunulurdu.
YA PUNA KAVUNU!..
Yaz ortasında pazarda görülmeye başlayan Puna kavunu meraklılarını harekte geçirirdi. O nefis kokusu, lezzeti ve iri yapılı haliyle eşsiz bir ürün olarak hafızalarda hala yerini koruyor, özleniyor, aranıyor.
Hendek ilçemizin Puna köyünde bir kaç aile Puna kavunu tohumunu korumaya almış deniliyor. Eğer öyleyse çok iyi yapmışlar.
Mahalli idarelere böyle özgün ürünlerin korunması, tescili ve yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yapılması düşüyor şimdi.
LAZ KİRAZI: TAFLAN...
Parlak ve her dem yemyeşil renkli dökülmeyen yaprakları, salkım salkım önce mor-kırmızı sonraları simsiyah meyveleri ile özgün bir bitkidir taflan, Laz kirazı da denir. Meyve salkımları başak tarzlı ve sürgünler üzerinde dik duruşludurlar.
Mart ve nisan aylarında çiçek açarlar, çiçekleri çok hoş kokuludur. Meyveleri buruktur ama yenir. Olgun meyvelerinin maden suyunda bekletilip reçeli yapıldığı ve çok lezzetli olduğu söylenmektedir.
ERİKLER...
Haziran’dan Kasım’a kadar renk renk, şekil şekil adı sanı duyulmamış erikler köylü pazarında kendini gösterir. Mürdüm benzeri sofralık ve reçellik erikler natur halleri ile seçmece satılırlar.
Biraz küçük ve ucu çilli kırmızı olup Akyazı pazarları ve köylerinde Hendek eriği denilen eriğe Zonguldak pazarında da rastladım ve adına KIZILBURUN dendiğini öğrendim. Benim büyüdüğüm Yağcılar köyünde bu kızılburun erikten sergi sergi pestiller yapılırdı.
KISA SÜRELİ BİR MEYVE...
Pazarda varlığı en kısa süren meyve dut diyebilirim. Bir varmış bir yokmuş...İlimizin yağışlı olması DUT’a hızlı gelişme, sulu ve lezzetli olma imkanı verirken dayanıklılığını azaltıyor. Dutun kurusunu yapacak kadar katı madde içermiyor dutlarımız. Bir tadımlık lezzet diyebiliriz.
BİN KOKU BİN GÜZELLİK: IHLAMUR...
Akyazı-Hendek dağlarında ve köylerdeki taze bahçe toprağında kolaylıkla yetişen ıhlamurlar yaygın bir dağılım gösterirler.
Yaprak ve dal güzelliği yanında kuvvetli ve düzgün gövde kütük yapısı vardır.
Çiçekleri ile yapılan çay solunum yolları için yararlı ve zihni dinlendiricidir.
Ovada Haziran’da dağlarda Temmuz’da açan çiçekleri toplanıp gölgede kurutulur ve pazarda, marketlerde yıl boyu satışa sunulur.
Doğu Marmara bölgesinde ıhlamurun ileride bir marka olacağı günler yakındır. Bu potansiyelin değerlendirilmesi girişimcileri beklemektedir.
ARADIĞIMIZ TATLAR...
Dağ etekelerinde doğal hallerini koruyan ve üreme ortamları bozulmadan varola gelen yukarıdaki ürünler hala varlıklarını sürdürmektedirler. Kestane, ceviz, kızılcık vb. daha niceleri de öyle.
Ama ovalar da durum farklı...
Ova toprakları yorgun. Artık o tarla patatesleri yok. 1950-1960’lı yıllarda uzun süren kış gecelerinde kuzinelere konup yavaş yavaş pişirilen patatesler bugunkü KUMPİR’in daha küçük boyutlusuydular. Ama çok daha lezzetliydiler. Her evin KİLER’inde ailenin kendi ürettikleri patatesler ton hesabı ile bulunurdu. Bir kaç teneke de çeşitli fasulyelerin kurusu, pekmezler, pestiller, bez torbalarda makarna, kuskus ve değişik stok gıdalar daha az ölçülerde yer alırdı.
Küplerdeki biraz tuzluca et kavurmalarını anmadan geçmemek lazım.
Yazları ise taze fasulye, biber, kabak, bamya, salatalık gibi sebzeler her dem taze ve pırıltılı evlere yakınca bahçelerde bolca üretilirdi.
TAZELİK FARKI...
Günümüzde yaz sıcağı, çalışmayı, bir yerlere gitmeyi hatta yemek yemeyi bile zorlaştırırken 30-40 yıl önce aynı yaz sıcaklarında bahçeye keyifle girilir, çalışılırdı.
Taze diri sebzeler toplanır, pişirilir. Domates, biber, soğan ve salatalığın kütür kütür dediğimiz halleri ile salatalar, cacıklar yapılır, neşeyle, keyifle yenirdi.
Tabii ki lezzetin doruğunda, yöreselliğin çerçevesinde damaklara bayram yaptıran harika yemeklerin sırrı malzemenin doğal ve tazecik olmasıydı.
Geçenlerde bu konuların konuşulduğu bir aile sohbetinde meraklısından dinlediğim tespit ve ifade şuydu: Bezelyeyi yeşil topla, hemen pişir; Bir de üç saat beklet, öyle pişir! Aradaki lezzet farkını izaha kelimeler arayacaksınız.
Cevap: Tazelik durumu...
Ben sizlere aktardım. Elçiye zeval olmaz...
Sağlık ve esenlikle kalınız....