"Allah hayvanları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan(deri,yün,kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. Onları akşamleyin ağıllarına getirip, sabahleyin otlaklarına götürürken bambaşka bir zevk alırsınız!." ( Nahl, 16/5-6)
----------------------------------------------------------------------------------------
SARI İNEK
"Allahtan korkun da, bu dilsiz hayvanlara eziyet etmeyin." (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

Ayşe Kadın bahçesine fasulye ekmişti. Havalar iyi gittiği için fasulyeler kısa sürede filizlendi. Bir gün acı acı böğüren bir inek sesiyle evden dışarı fırladı. Komşunun sarı ineği bahçeye girmiş, boy atmaya başlayan fasulyeleri çiğneyip yerle bir etmişti. Ayşe kadın emeklerinin boşa gittiğini görünce donup kaldı. Sarı İnek boynunda sallanan iple ahırın önünde böğürüp duruyordu. Öfkesi kabarmaya başlayan Ayşe Kadın, eline geçirdiği iri bir sopayla ineğin üzerine yürüdü. Bu sırada komşunun karısı koşarak geldi. Üzgün bir sesle konuşmaya başladı. -Zavallının buzağısı dün öldü. Sabahtan beri üç defadır ipini koparıp buzağısını arıyor, dedi.

Bu sözleri duyan Ayşe Kadının elindeki sopa yere düşüverdi. Fasulyeleri de büsbütün unutmuştu. Yanlarına sokulan Sarı ineğin hüzünlü gözlerine bakarak başını okşamaya başladı:

-Demek ki o da yavrusunu düşünüyor, dedi.

(M. Yaşar KANDEMİR, Hikâyelerle Çocuklara Kırk Hadis, Erkam Yayınları, adlı eserden)
-----------------------------------------------------------------------------
YAVRUSUNU GERİ VERİN
Bir seferinde sahabe Allah Resulüyle birlikte bir muharebeden dönüyorlardı. Uygun bir yerde dinlenmek ve ihtiyaç gidermek için konakladılar. O ara sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvaya yaklaştıklarında anne kuş kaçmış. Sahabede yuvada bulunan iki yavruyu alıp sevmeye başlamışlardı. Yavrularının alındığını gören anne kuş geri gelip başlarının üzerinde kanat çırpıp pervaz etmeye başlamış. Allah Resulü (s.a.s.) duruma vakıf olup bu kuşcağızın havada inip çıktığını görünce:

"-Kim bu zavallının yavrusunu alıp onun canını acıttı. Yavrusunu geri verin!" diye emretti. (Ebu Davud, "Edeb", 163-164)
-------------------------------------------------------------------------------
KARINCA YUVASI

Resûlüllah Efendimiz (s.a.s.) yol sırasında ateşe verilen bir karınca yuvası gördü. Bunun üzerine:

" Bunu kim yaktı? " diye sordu.

Orada bulunanlar "Biz!" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz;

"- "Gerçek şu ki, ateşle azap etmek, sadece ateşin Rabbine hastır" buyurdu." (Ebû Dâvud, "Edeb", 163-164)
-------------------------------------------------------------------------
ANNE KUŞUN ŞEFKATİ
"Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!

(Tirmizî, "Birr ve Sıla", 16; Buhârî, "Edeb", 13)

Amir (r.a)'dan nakledildiğine göre Resûlüllah (s.a.s.) bir gün ashabıyla birlikte otururken elinde üzeri sarılı bir şey bulunan bir adam gelir ve Efendimiz'e şöyle der:

- Ey Allah'ın Resûlü seni görünce buraya geldim. Gelirken bir ağaç kümesinin yanına uğradım. Orada bir kuşun yavrularının seslerini işittim de hemen onları alıp elbisemin arasına sardım. Derken anneleri gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Neticede ben yavrularının üzerini açtım, anne kuş gelip onların üzerine kondu. Ben tekrar üzerlerini örttüm. Şimdi onlar işte burada benimle beraberdir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s):

"- Onları hemen bırak" diye emretti.

Adam da bıraktı. Ama anneleri yavrularını terk etmedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s) ashabına sordu:

"- Şu annenin yavrularına şefkatine hayret ediyorsunuz değil mi?"

Ashap:

- Evet ya Resûlallah, dediler.

Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s):

"- Beni hak ile gönderene yemin olsun ki, Allah'ın kullarına karşı rahmeti, şu anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı şefkatten daha fazladır. Onları aldığın yere götürerek annelerinin bıraktığı şekilde (yuvalarına) koy" buyurdu. Adam da onları tekrar geri götürdü. (Bkz. Ebû Dâvûd, "Cenâiz", 1)
-------------------------------------------------------------------------
GÖZLERİ YAŞARAN VE İNLEYEN DEVE

Şefkat abidesi Peygamberimiz (s.a.s) bir gün ihtiyaç gidermek için ensardan birinin hurma bahçesine girdi, baktı ki orada bir deve var. Deve peygamberimizi görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Peygamberimiz dayanamadı ve devenin yanına yaklaşıp gözyaşlarını sildi, hörgücünü ve kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve inlemesini kesip sakinleşti. Bunun üzerine hayvanlara karşı müşfik ve merhametkâr olan peygamberimiz:

"-Bu devenin sahibi kim? Bu deve kimindir?" diye devenin sahibini aradı. Biraz sonra Medinelilerden bir genç:

"-O bana aittir ey Allah'ın Resûlü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber o genci ikaz ederek:

"-Allah'ın sana lütfettiği bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? O senin kendisini aç bıraktığını ve çok çalıştırarak yorduğunu bana şikâyet ediyor" buyurdu. (Ebû Davud, "Cihad ",44)
------------------------------------------------------------------------------------
OKUDUK DA NE OLDU?

Yukarıda ki kısaları ve hadisleri okumak ya da dinlemek günümüzün problemlerini azaltmıyor ya da çözmüyorsa bize ne faydası vardır. İtiraf edelim ki problem sadece bilmemek değil aynı zamanda kuralları uygulamamamızdır.
Kurallar doğru veya yanlış uygulanınca sonuç verir. Uygulanmayınca aralarında ki farkı görmek veya göstermek mümkün değildir.
Günümüz insan veya hayvan hakkı savunucuları farklı yönlerden birbirlerine düşmanca davranınca faydalı sonuca ulaşamamaktadırlar. Hayvanları sevmek gerekir fakat bazen magandalar misali yolu kesercesine yığılan köpeklerle insanın başı dertte oluyor. Hele de sabah namazında yol alanlardansanız.
Hayvan hakları deyince sadece köpeklerle beraber birkaç çeşit hayvan akla gelmemelidir. Bir buçuk ayda büyütülen ve hiç uyutulmadan yumurta almak için yaşatılan tavuklarda bizim haklarını aramamız gerekenlerden değil midir? Kurbanlık olacak hale gelmeden ya da yaşam hakkını kullanmadan kesilen kuzularda sorumluluk alanımızda değil midir?
Şu husus da unutulmamalıdır ki İsrail oğulları hayvan ile imtihan oldu. Buzağıya taptı ve ineği de kurban etmede istekli davranmadı? Semud kavmi de mucize olan dişi deveyi hunharca öldürdü.
Ne hayvanları tapınak hale getirip kutsallaştırmalı, ne de hayvanların yaşam hakkını ellerinden almalıdır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
KANARYAMIZIN UYKUSU
O sarı renkli bir kuş. Ötme mevsiminde hiçbir müzisyenin ulaşamayacağı tarzda ötüşleri hepimizin malumudur. Evinizde kanaryanız varsa alacağınız çok ders vardır, ibretle bakabilene.
Kanarya gece vakti kendince zamanı geldiğinde etrafındakiler oturup konuşup meşgul olsalar da o başının maharetle kanatlarının altına alarak uyku moduna girmektedir.
Disiplinli bir hayatı vardır. Yârin işi varmışçasına uykusunu alma konusunda takdire şayan bir yaşama sahiptir. Biz insanlar diyebilir miyiz ki benim yarın erken kalkmam gerekir, sabah namazım var, yatmalıyım.
Bazen “kuş beyinli” sözcüğünü kullanırız. Sahi kuş beyinli olsak yatmasını ve kalkmasını bilmemiz gerekirdi. Sahi biz kuştan da ibret alamıyoruz. O acıkınca ve susayınca ötüşüyle derdini bildirdiği gibi, uykusuyla da zaman mefhumunu en iyi değerlendirmeyi bilmektedir.
Kanarya lisanı haliyle; Ey insan cennet ve cehennem senin için, yatmasını bilmeyen kalkmasını bilmez diyerek asrın en büyük belası olan uyku düzensizliklerimizin tedavisi için yol göstermektedir.