Mekke ibadet için inşa edilen ilk ev, Mekke âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed’ül Emin’in aleyhisselamın doğduğu şehrin adı, Mekke Cibrili eminin vahiy getirdiği ilk şehir, Mekke zülüm sebebiyle hicret edilen şehir, Mekke kansız fethedilen Belde-i Emin, Mekke haccın bahçesi, Mekke Allah Resulünün dünyadan ayrılış vedasını yaptığı şehir ve tüm kentlerin anasıdır.
Mekke Ebu cehilin şiddet ve inkârı dillere destan kent, Mekke kabesine putların doldurulduğu kent, Mekke cahiliyyenin başkenti, Mekke şeytanların cirit atıp taşlandığı kent, Mekke Allah resulünü göçe zorlayan kent.
Mekke bir insan gibi içinde hem takvayı, hem de fücuru barındıran kent. Mekke emin insanlara emanet edilen beledi emindir. İhaneti planlayanı dahi azaba duçar eden kenttir. Mekke vahyin, hikmetin kaynağıdır.
Mekke “ikranın” beşiği, “üzülme Allah bizimledir” sözünün zirvesi, sabrın mektebi, tarih de ki birçok peygamberin uğrağı ve İbrahim’i, İsmail’i ve Hacer’i tüm insanlığa teslimiyet sembolü gösteren beldei tayibedir.
Mekke mektebdir okumasını, anlamasını bilebilene. Mekke sadece hac ve Kâbe den sınırlı bir kent değildir. Hac farz olmasa dahi Mekke bizim için tükenmez anlamlar taşıyan beldeitayyibedir.
Mekke’yi hac ve umre yapmadan ve düşünüp tanımadan esrar perdelerini açmak mümkün değildir. Mekke bir taş yığınıdır. Ama taşlar çeşit çeşit değil midir?
DEMOKRASİ MÜZESİ
Duydum ki haberlerde Yassı ada demokrasi müzesi yapılacakmış. Güzel. Umarım müze amacına ulaşır. Adına ister inkilab, ister ihtilal deyin fark etmez, asıl olan yıllara varan bir korku imparatorluğunun kurulmuş olasıdır. Ben doğduğumda toplumun korkusu ve hüznü tazeydi. Bu korkuya sebep olanlar yapılanları lanetliyoruz veya tasvip etmiyoruz cinsinden beyanlarda bulunsalar bu endişe ve korkular azalır ve zamanla da yok olur. Sanırım müjde yayınlanacak belge, bilgi, resim vs çok miktarda bulunur.
İNANÇ MÜZESİ
Gelelim inanç müzesinin anlamına. Bu ülke de başta Müslüman olmak üzere, din inancı sebebiyle çekilen hafif ifadeyle ızdıraplar, çileler, mahkemeler, korkular, engeller ve daha birçok hususu da ortaya çıkaracak çalışma ve belgelerin bir değil, birçok beldede sergilenmesi gerekir.
Sadece Said Nursi’nin mahkemeleri ve belgeleri ki mezarı dahi belli değil yeter artar. Bir de ezanın Türkçeleşmesi ve Arapçalaşması meselesinin içyüzü ve yaşanan sıkıntı ve olayları da sergilemek gerekir. Başörtüsü, Kur’an eğitimi ve şapka evet şapka konusunda yaşananlar ve daha neler neler ortaya çıkar şaşar kalırız.
Evet, bir iman veya inanç müzesine ihtiyacımız var, geç kalmadan belge ve bilgiler toplanmalıdır.
TARİH DÜŞMANLIĞI EKENLER, TARİH DOSTU BİÇEMEZLER
İki üzüntüm var eğitim hayatımda. Birincisi Türkçe ve edebiyat dersinin kıymetini bilemeyişim ya da sevdirilmeyişi. Diğeri de tarihe karşı soğukluk hissedişim.
Nedeni çoktur ama iki sebep var. Birincisi İslam tarihini ve diğeri de Osmanlı tarihini gözden düşürmeye çalışan bir eğitimin kurbanlarıyız. Ben okula başladığımda yeni devlet otuz dört yaşındaydı. Daha kırkına dahi adım atmamıştı.
Bu yıllarda birçok padişah türbesi kapalı ve tüm geçmiş tu kaka modeliyle sunuluyordu. Düşündüren değil, kabule zorlayan bir sistemden ancak bu kadar tarih sevdası çıkar. Hangi model uygulanırsa uygulansın, geçmişine saygısı davrananlar kendi tarihlerine de saygılı nesil yetiştiremezler.
Çünkü tarihçiye inanmamak üzere genel kabul görmüş. Bu sebepledir ki, tarih sevdamız başka bir bahara kaldı. Edebiyatın da tarihle alakası olduğuna göre ikisi de bu toplumda yer bulamamıştır.
Tarihi talkshow ruhuyla sevdirmek gayreti de Tv’lerde yeni bir model olmuştur. Tarihçi ve edebiyatçısı olmayan milletleri, sadece diplomat ve silahlarıyla ufuk hedeflere sahip olamazlar.
Kur’an tarih ve edebiyat kitabı değildir fakat tarih ve edebiyatın ana çizgilerini ve nasıl okunması gerektiğini daima anlatır. Firavun tarihtir. Yusuf tarihtir. Yaratılış tarihtir, felaketler tarihtir. Kısacası biz her yönüyle tarih den mahrum kalmışız beyler.
ŞİŞMAN HOCA / MEHMET TAHTAKALE
O Yeni gün mahallesinin Fatih cami cemaatindendir. Vefat edeli yıllar oldu. O bir imam emeklisiydi ama evinde vefatına kadar daima çocuk okutmuştu. Şişmandı ama insan sevgisi yüreğinden yüzüne yansımıştı.
Kusur arayan değil, kusur örtendi. Oğlu Hamdi’ye düşkündü ama kızlarını da asla ihmal etmezdi. O şikâyeti olmadan hayatı yaşamayı severdi. Hayatımda iz bırakanlardandır.
Küçük bir kıssasını anlatayım. Camide görevliyim. Namaz kıldırırken meydana gelen hatadan dolayı, hocamdan namazı yeniden kıldırmasını istedim. Hocamız namazı kıldırdı ve cemaate biraz kendisini dinlemelerini istedi.
Ve şöyle girdi söze; Ben imamlıktan ayrıldıktan sonra üzüldüm ve hangi imamın ardında namaz kılacağım diye endişe ettim. Sonra bu genç imamla tanıştım. (o zaman ben 23-25 yaşlarındayım).
Onu kendimden daha değerli buldum. Neden mi? O’nun yaşındaki kendi gençliğime ve O’nun durumuna batkımda bu kanaate vardım ve imam olacağıma hep onun ardında cemaat olaydım. Dedi.
Burada anlatmak istediği kendim değil, hocamız benim üzüntümü telafi etmek için anlattığı bu hadise büyük ahlakı ilkeler taşımaktadır. Kendisi belki yetmiş yaş civarındaydı, beni o yaşıyla değil, gençliğimi, gençliğinle mukayese etmesi ve beni cemaat önünde mahcubiyetten korumasıydı.
Yine bir gün vaazımda fıkıh dan bir bahis anlattım. Namaz sonu hocam bana şöyle dedi; senin hafızan ve okuman kuvvetlidir. Ben yıllar önce Yeni camide bu konu da şöyle bir vaaz dinledim, sonrada kitaba bakamadım. Bizahmet bir bakıp, bana bilgi verir misin?
Okudum ve anladım ki küçük bir ayrıntıyı eksik söylemişim, hocam bana onu söylemek istemiş..İşte edeb ve hayırla yad edilmek budur.
Hocamız çok güzel Kur’an okurdu ama istifade edememişim. O vefat ettiğinde itikâftaydım ve cenazesine gittim ayrıca işlemeli bastonunu bana vasiyet etmiş. Allah rahmet eylesin.
Unutmayın ki imam olarak bizi de hayata yetiştiren sadece kitaplar değil, aynı zamanda cemaattir. Hayatımda iz bırakan cemaatin da ayrı bir tadı vardır.
BRAİLL ALFABEDEN KUR’AN OKUMAK
Görme engellilerin kullandığı altı nokta esasına dayalı alfabenin mucidi Louis Brailledir. (1809-1852). Latin alfabedeki noktalama değerleri ile Arapçada ki noktalama değerleri farklıdır. Bu sebepledir ki, noktalı kabartma yazı gözle değil, parmak uçlarıyla okunur.
Parmak uçları kabartmaya dokunup önce harfleri, sonra kelimeleri ve cümleleri rahatça okuyabilir. Hatta gözle okuyanın ortalama hızında okumak da mümkündür. Ancak parmaklar noktalara dokundukça, kabartmalar bozulur ve gittikçe okuma zorlaşır. Hatta kabartma kitabın üstüne başka bir kitap konsa yazılar yine silinir.
Kabartma Mushaflar genelde 6 cilttir. Diyanet işleri kabartma Kur’anı Kerim basıp hediye etmiştir. Bu mushafı okumak için ışığa ihtiyaç yoktur. Sadece parmaklar ve kabartısı bozulmayan yazıya ihtiyaç vardır.
Şehrimizde bu yazıyı okumayı bilen vardır. Bunlardan biride Huzeyfe Aydın’dır. 12 yaşında ki Huzeyfe yaklaşık beş ders de bu alfabeyi örenmiştir. Ve bu Ramazanda kendi başına Kur’anı hatmetmiştir. Yani 6 cildi okuyup, hatmini tamamlamıştır. Elhamdülillah.
Okumak isteyene mazeret yok sadece maharete ihtiyaç vardır. Şimdi hedefi bir hafız okurken Kur’anı onu mushaftan takip edebilmektir. Umarım başarır. Parmaklar okur da kıyamet günü konuşmaz mı? “Biz onun parmak uçlarını da yaratmaya gücümüz yeter” ayeti parmağa dikkat çekmiştir.
Kur’an okuyan parmak sahipleri, gözü olup da okumayanların mazeretini kaldırmıştır.
MEZHEBİMİZ NEDİR?
Derdim mezhep tartışması açmak değil. Mezhep kabul etmeyenler olsa da bu ilim dalı bir vakıadır. Mezhepleri siyasi, itikadı ve ameli olmak üzere kısımlandırabiliriz.
Bir de hizmet ekolleri var ki onlarda sivil toplum mezhepleridir. Günümüzde Mezheple alakamız ne kadardır, sanırım çok değildir. Zira mezhebi sanki laiklik, demokrasi gibi siyaset usulleridir. Zira islamın hangi hükmünü Matürüdi den veya Hanefi’den alıyoruz. Laik, seküler ve batı normlarıyla yaşamak ne kadar Matüridi veya Hanefiliktir. Sanrım mezheple ilgimizin yüzdesi oldukça azdır.
Kazanırken, harcarken mezhep var mı hayatımızda? İsmi matüridi veya eşari olduğu halde kendisi mutezili veya mürcie belki de cebriye mezhebi gibi düşünenimiz az değildir. Zihniyet değişmiş ama tabir uygunsa tabela değişmemiş.
Mezhep önce İslami anlayışta, islamı dert edinmekte olmalı sonrada muamelatta olmalıdır. Şimdi hayat mezhebimizin müctehidleri meclisteki vekiller değil mi? Kararları onlar almıyor mu?
Elde kalan sadece abdest, namaz ve nikâh veya biraz da oruç ve zekât konularıdır. Birçok konu din dışı anlayışlarla çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır.
Mesele sadece isimle olsaydı, dünyada birçok ülkenin yönetimi cumhuriyettir".Fakat aralarında ki farklar “cumhuriyetin niteliklerindedir.” Kaçımız ülkemizde ki cumhuriyetin niteliklerini biliyoruz. Niteliği bilinmeyen cumhuriyet rejimleri ne kadar cumhuriyettir.
Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi kavramları mezhebimiz içinde ne kadar yer almaktadır ve hangi ihtiyaçları yeterince karşılamaktadır. Velhasıl mezhep islamın özgür olduğu yerde belki bir yol göstericidir. Değilse tarihi mirası konuşmaktan öte bir işlev görmez.
KADIKÖY HAREMİ!!!
Seyircisiz maç cezası alan Fenerbahçe maçında sadece kadın ve çocuklar maç seyrettiler. (Kadınlar seyirci sayılmıyor sanki.) Cuma sayfasında bu haberin yeri nedir derseniz? Cevabım; Kadın ve erkek ayırımı bu iktidarın/federasyonun laikliği delme çabası olmasın? Ya da kadınlar ayrı, erkekler için ayrı oturumlar düzenleyerek “çağdaş haremlik ve selamlık” uygulaması olmasın. Medyanın ağzı sulandı bu uygulamaya.
Hâlbuki yıllar önce Konya belediyesine üniversiteli kızların müracaatı üzerine yapılan uygulamayı hatırlayın. Kampus için Sadece bayanlara ait otobüs servisi konması konulması, rejim meselesi olarak ele alınmadı mı? “Bu kafaya bakın” yazılmadı mı?
Buna benzer onlarca tespit bulabiliriz. Bir siyasi parti veya bir düğün ve toplantı da bu farklı uygulama niçin sakıncalı görüldü. Merakım şu ki ayrı oturan kadınlar arasında da ayrımcılık mı yapılıyor? Kadınlar maçın öznesi yerine, nesnesi olarak ele alınması çağın yeni bir oyunu mu? İran da kadınlar maçı erkeksiz seyrediyor denseydi, neler denmezdi ki?
Ah ülkem akıl tutulmasına mı girdin.