Sakarya Eğitim Tarihinde Devrim Yapan Bir Kurum;
Arifiye!
Şoför durdu, Enstitü Mektebi, dedi.
Süleyman Edip Bey müdürün adı.
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selam uçuralım.
Orhan Veli böyle anlatır ‘Yol Türküleri’ şiirinde okulu. (1)
Orhan Veli’den de öğreniyoruz ki; okulumuzun adı ‘Arifiye Köy Enstitüsü’, müdürün adı ‘Süleyman Edip Balkır’dır. Cumhuriyet döneminde köyün ve köylünün kalkınma ve gelişiminde ‘devrim’ niteliği taşıyan ‘Köy Enstitüleri’ projesi, gerek ‘sadece zeki ve yetenekli köy çocukları’nı alması, gerek onların ‘eğitim biçimi’, gerekse ‘mezuniyet sonrası’ sadece ‘köylerde görev yapmaları’yla sadece Türkiye için değil, Dünya eğitim tarihi içinde de özel bir yere sahiptir. Fikirtepe, Kepirtepe, Savaştepe gibi örnek köy enstitülerden birisi 1940 yılında Arifiye’de açılır. İşte okulun ilk ve kurucu müdürü Süleyman Edip Balkır’dır ve yaklaşık yedi yıl görev yapar. 1964 yılında ise anı ve gözlemlerini yazmaya başlar müdür bey. 1974 yılında da ‘Dipten Gelen Ses; Arifiye Köy Enstitüsü 1940-46’(2) adıyla yayımlanır söz konusu anılar.
İLK YEDİ YILIN MÜDÜRÜ: SÜLEYMAN EDİP BALKIR
Hayatının kırk beş yılını Türk milli eğitimine vakfeden Süleyman Edip Balkır, 1902 yılında Bursa Mustafakemalpaşa’da doğdu. Köylerde ve kentlerde öğretmen, müfettiş, müdür olarak kırk beş yıl görev yaptı. İlkokul öğrencileri için yazdığı eserlerin dışında köy eğitimi konusuna ilişkin şu kitapları vardır: ‘Yeni Hızla Köye Doğru’ (1939), ‘Eski Bir Öğretmenin Anıları’ (1968), ‘Eğitimde İki anıt: Yücel – Tonguç’ (1969), ‘Dipten Gelen Ses: Arifiye Köy Enstitüsü 1940-46’ (1974).
BALKIR: ‘HESABA KİTABA SIĞMAYAN YOKLUKLARI, ZORLUKLARIYLA…’
‘Arifiye Köy Enstitüsü’nde, 1 Nisan 1940’ta görev almış, 29 Ekim 1946’da da, zamanın bakanı Bay Reşat Şemsettin Sirer tarafından, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim İşleri Müdürlüğüne aktarılmıştım. Buna göre, Arifiye Köy Enstitüsü’nde öğretmen ve Müdür olarak aşağı yukarı yedi yıla yakın bir süre kalmış bulunuyordum. Bu sürenin gerçek değeri, rakamların kuru anlamları içinde kalıplaştırılamaz sanırım. Çünkü tanyeri bulanık beyazlığını bağladığı sırada başlayan günlük çabalar, sıcaklarda kavrula kavrula; tozlara bulana bulana; yağmurda ıslana ıslana; soğuklarda buya buya; çamurlarda bata çıka; uykusuzlukları çiğneyerek azılı zorlukların ta… bağrına ateşten oklar gibi saplanır, çelik kollarıyla sarılıp en inatçı terslikleri alaşağı ederlerdi. Bu öylesine bir serdengeçtilikti ki, doğrusu ne kadar zorlansa kaleme gelir yanı yoktur. Enstitü günleri, bütün yanlarıyla, hesaba kitaba sığmayan yokluklarıyla, zorluklarıyla, anayı babayı çoluğu çocuğu unutturan, her soydan hırsa metelik vermeyen ülkücülüğüyle hızla gözümün önünden geçti.’ (3)
1940 TÜRKİYE’Sİ:
KÖY ÇOCUKLARININ % 74’Ü OKULA GİDEMEMEKTEDİR.
Arifiye Köy Enstitüsü’ne gelmeden önce dilerseniz enstitülerin açıldığı yıla, 1940’ların Türkiye’sine gidelim, o dönemin şartlarına bakalım. Kanunun görüşüldüğü 17 Nisan 1940 tarihli oturumda kanun tasarısı hakkında bilgi vermek üzere TBMM kürsüsüne gelen dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hasan Âli Yücel’in konuşmasından apaçık durumumuzun vahameti ortaya çıkmaktadır (4): ‘Bugün nüfusumuz on yedi milyondur. Yuvarlak bir hesapla dört milyona yakın insanımız(% 23,5) şehirlerde oturuyor ve on üç milyon halkımız (% 76,5) köylerdedir. Türkiye’de erkek nüfusun % 23’ü, kadınların % 8.2’si okuma yazma bilmekte; erkeklerin % 76.7’si, kadınların da % 91.8’i okuma yazma bilmemektedir. Aynı yılın (1935) istatistiklerine göre 10.000’den az nüfuslu yerlerde okuma yazma bilmeyenlerin nispeti % 89.3’tür. Kanunen ilk tahsil görmek mecburiyetinde olan çocukların şehir ve kasabalarda % 80’i, köylerde ise ancak % 26’sı okutulabilmektedir. ’
HALKIMIZIN % 81’İ ÇİFTÇİ,
40.000 KÖYÜMÜZDENDEN 31.000’İ OKULSUZ
1940’a gelinirken; ‘Türkiye’de ihtiyar, çocuk ve malûller hariç, faal nüfusu (% 56.6) teşkil eden (oluşturan) 7.921.000 kişinin % 81’i çiftçi, % 8’i sanayi ve maden işleri erbabı, % 4’ü ticaret ve münakalât (ulaşım) mesleklerinde çalışanlar, % 5’i memur, kalanı da serbest hizmetlerde iş görenlerdir. (Küçük İstatistik Yıllığı: 1937-38) Türkiye’mizdeki köylerin nüfusça durumlarına bir göz atmak gerekirse: 40.000 köyümüzden 32.000’inde nüfus 400’den az, geriye kalan 8.000 köyümüzde ise 400’den yukarıdır. Nüfusları 400’den az olan 32.000 köyün 16.0002inde ise nüfus 150’den azdır. 40.000 Türk köyünden ancak 4.959’unda öğretmenli ve 4.000’inde de eğitmenli okulumuz vardır. 31.000 köyümüz okulsuzdur.’
CUMHURBAŞKANI İSMET İNÖNÜ:
‘KÖYLÜMÜZÜN TAHSİL VE GEÇİM SEVİYESİNİ YÜKSELTMEYİ HEDEF…’’
‘Başvekillik (Başbakanlık) zamanından beri bu dava (eğitim)üstünde dikkat ve büyük emeğini sarf etmiş olan Millî Şefimiz (1940 yılının Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü kastediyor), hepiniz hatırlarsınız, beşinci kurultayda (dönem tek parti dönemidir ve söz edilen CHP’nin kurultayıdır) bu davaya temas etmiş ve şöyle demiştir: ‘Kati olarak inanıyoruz ki, köylümüzün tahsilini ve maişetini daha yüksek bir dereceye vardırdığımız gün, milletimizin her sahada kudreti bugün güç tasavvur olunacak kadar yüksek ve heybetli olacaktır.’ (…) ‘Önümüzdeki senelerde nüfusumuzun çoğunu teşkil eden köylümüzün gerek tahsil, gerek geçim hususunda seviyesini yükseltmeyi başlıca hedef tutacağız. Bu hususta elde edeceğimiz neticelere çok ehemmiyet ve kıymet veriyoruz.’ (…) ’Hükümet ilk tahsile amelî ve ana tedbirlerle el koymuştur. Bunları süratle tetkikinize alarak karara bağlayacağınıza kaniim’ (5)
MİLLİ EĞİTİM BAKANI HASAN ÂLİ YÜCEL:
‘YETİŞTİRDİĞİMİZ ÖĞRETMENİMİZİN, VAZİFESİ MEMLEKET MÜDAFAASI
VE KÖYDEKİ ÇOCUKLARI OKUTMAKTIR‘
‘Binaenaleyh, 20 lira ücretle enstitü mezunu öğretmenlerimizi çalıştırmayı muvafık bulduk. Bunu şehirde yaşayan öğretmenlerimizle mukayese etmek doğru değildir. Çünkü biz (köydeki öğretmenimize) tarlasını vereceğiz, tarlasını ekmek için her türlü vasıtayı vereceğiz, evini vereceğiz ve bundan ayrı olarak da ücret vereceğiz. Yirmi senelik bir mecburi hizmetleri var demektir. Köyden aldığımız, enstitüye getirdiğimiz ve oradan okutup çıkarttığımız bu gençler, kız olsun erkek olsun iki vazifesi olduğunu ve bu vazifelerinin hayatlarının sonuna kadar devam eder mahiyette bulunduğunu evvelden bilsinler. Vazifelerinden biri memleket müdafaasıdır (savunmasıdır), ikincisi de köydeki çocukları okutmaktır. Bunun haricinde vazifeleri (görevleri) yoktur!’
SADECE KÖY ÇOCUKLARI İMTİHANLA GİREBİLİYOR
‘Enstitülere alınacak talebenin (öğrencilerin) seçiminde düşündüğümüz şu olmuştur; kati (kesin) olarak köyde yaşamış ve köy ilkokullarının her iki devresini (o dönemde köylerde ilk üç sınıflı 1.devre, ardından da 4. ve 5. sınıflı 2. devre bulunmaktadır f.t.) bitirmiş çocukları almayı doğru bulduk. Oradan (köylerde iki devreyi de bitirmiş) gelecek çocukları, şu veya bu şekilde tereddüde mahal vermeksizin (kuşkuya yer bırakmaksızın), imtihan ederek (sınavla) karakterlerini yoklayarak ve bedenî kabiliyetlerine (yeteneklerine) bakarak, seçip enstitülere alacağız. İçtimai (sosyal) bir sınıf doğurma meselesi mevzubahis değildir. Partimizin (tek partili rejimde CHP’den söz etmektedir) programında da yazıldığı veçhile (üzere) esasen rejimimiz sınıf ve imtiyaz kabul etmez. Mesel, köylü çocuğunu hayat bakımından köylülük mahiyetini (özelliklerini) kaybetmeksizin yetiştirmektir.’
BAKAN YÜCEL: ‘BU KANUN KÖYLÜMÜZÜN KALKINMASI BAKIMINDAN…’
Tasarı, TBMM’nin IV. Devre, 1-41 sayılı İçtimaında (oturumunda) 17 Nisan 1940 tarihinde 278 milletvekilinin oyuyla kabul edilmiştir. Kanunun adı: ‘Köy Enstitüleri Kanunu’dur. Kanun Nosu: 3803’dür. Resmi gazetede ise 22 Nisan 1940 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girecektir. Kanunun TBMM Genel Kurulunda kabulünün ardından kısa bir konuşma yapan Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hasan Âli Yücel, şöyle konuşacaktır: ‘Sayın arkadaşlarım, bizim hazırladığımız, encümenlerin üstünde çalıştığı bu kanun lâyihasını şu anda kabul etmiş bulunuyorsunuz. Bu kanunun memleketimizin istikbali (geleceği), halkımızın maarif (eğitim) ihtiyacı ve köylümüzün kalkınması bakımından haiz olduğu ehemmiyet (kapsadığı önem), tasvibinizle bir kere daha ve en esaslı surette tahakkuk etmiştir (gerçekleşmiştir). Bunu görmekle büyük bir bahtiyarlık duyuyorum ve şahsen, uzun yıllar kalbimde sakladığım bir idealin tahakkukuna şahit oluyorum. Onun için Yüksek Heyetinize bütün samimiyetimle, bütün yüreğimle bu tarihî anda en derin teşekkürlerimi arz ederim (alkışlar...)’ (6)
‘ÖĞRETMENLER KÖYLÜLERE REHBERLİK EDER…’
24 oluşan 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’nun bazı önemli maddelerini hep birlikte hatırlayalım:
Madde-1: ‘Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Maarif Vekilliğince (Milli Eğitim bakanlığınca) köy enstitüleri açılır.’
Madde-3: ‘Enstitülere tam devreli köy ilkokullarını bitirmiş sıhhatli (sağlıklı) ve müstaid (istidat sahibi, yetenekli) köylü çocuklar seçilerek alınırlar. Enstitülerin tahsil müddetleri en az beş yıldır.’
Madde-5: ‘Bu müesseselerde tahsillerini bitirerek öğretmen tayin edilenler, Maarif vekilliğinin göstereceği yerlerde yirmi sene çalışmaya mecburdurlar. Mecburi hizmetlerini tamamlamadan ayrılıp Devlet memuriyetlerine müesseselerine tayin edilemezler.’
Madde-6: ‘Köy enstitülerinden mezun öğretmenler, tayin edildikleri köylerin her türlü öğretim ve eğitim işlerini görürler. Ziraat işlerinin fenni bir şekilde yapılması için bizzat meydana getirecekleri örnek tarla, bağ ve bahçe, atölye gibi tesislerle köylülere rehberlik eder ve köylülerin bunlardan istifade etmelerini temin ederler.’
KÖY ÖĞRETMENİNE TARLA, TOHUM, HAYVAN VE GELİRLERİ VERİLİYOR
Madde-7: ‘Köy enstitülerden mezun olan öğretmenler, ayda 20 (yirmi) lira ücretle Maarif Vekilliğince tayin edilirler. Muvaffakiyetle (başarıyla) hizmet görenlerin ücretleri 6’ıncı ders yılı başında 30 (otuz), 15’inci ders yılı başında da 40 (kırk) liraya çıkartılır.’
Madde-11: ‘Köy enstitüsünden mezun öğretmenlere istihsale (üretime) yarayıcı aletler, ıslah edilmiş tohum, çift ve irad hayvanları, cins fidan gibi istihsal (üretim) vasıtaları, köy öğretmenlerinin tayin edildikleri okulların demirbaşına geçirilmek suretiyle Devletçe parasız olarak verilir’
Madde-12: ‘Köy öğretmenlerinin tayin edildikleri okullara, köy hududu içindeki ziraat işlerine elverişli araziden köy kanununa göre satın alınarak öğretmenin ve ailesinin geçimine, okul talebesinin ders tatbikatına yetecek miktarda arazi tahsis edilir.’
Madde-14: ‘Köy okuluna ait her türlü demirbaş eşya, hayvan vesaire okulun malı olup bu işletmeden elde edilecek hâsılat (gelir), öğretmene aittir.’
.
12 YENİ KÖY ENSTİTÜSÜ
3803 Sayı ve 27 Nisan 1940 sayılı kanunla Türkiye’nin dört bir yanında 16 köy enstitüsü kurulur. Kanun çıktığı sırada bölge köy öğretmen okulu olarak İzmir, Trakya, Eskişehir ve İzmir’de kurulmuş dört okul mevcut olup zaten öğretmen yetiştirmekteydi. Bunlar da 12 yeni okulla beraber köy enstitüsü statüsüne dönüştürülür. Kuruluş yerlerini Ziraat Vekaleti (Tarım Bakanlığı) belirler. Kuruluş yeri tespitlerinde ‘şehir büyüklükleri’ vs değil ‘iklim ve tarıma uygunluk’ şartları esas alınır. Kanunla kurulan 16 yeni köy enstitüsü adı bölgeleri ve bütçeleri şöyledir:
1. Cilavuz Kars Köy Enstitüsü Kars, Erzurum, Çoruh, Ağrı 220.000.- TL
2. Pazarören Kayseri ‘’ ‘’ Yozgat, Kırşehir, Yozgat, Sivas 225.000.- TL
3. Akçadağ Malatya ‘’ ‘’ Tunceli, Elazığ, Dbakır, Mardin,Urfa 155.000.- TL
4. Arifiye Kocaeli ‘’ ‘’ Bursa, Bilecik, İstanbul 150.000.- TL
5. Gönen Isparta ‘’ ‘’ Isparta, Konya, Burdur 150.000.- TL
6. Ladik Samsun ‘’ ‘’ Samsun, Amasya, Tokat 170.000.- TL
7. Düziçi Adana ‘’ ‘’ Adana, Maraş, Gaziantep 200.000.- TL
8. Beşikdüzü Trabzon ‘’ ‘’ Ordu, Giresun, Rize, Gümüşhane 175.000.- TL
9. Aksu Antalya ‘’ ‘’ Antalya, İçel, Muğla 150.000.- TL
10.Soğuksu Hatay ‘’ ‘’ Hatay 200.000.- TL
11. Erciş Van ‘’ ‘’ Van 250.000.- TL
12. Şark Vilayetleri ‘’ ‘’ Muş, Bitlis, Siirt, Hakkari, Bingöl 150.000.- TL
13. Göl Kastamonu ‘’ ‘’ Kastamonu 330.000.- TL
14. Eskişehir ‘’ ‘’ Eskişehir 230.000.- TL
15. İzmir ‘’ ‘’ İzmir 115.000.- TL
16. Trakya ‘’ ‘’ Trakya vilayetleri 230.000.- TL
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
16 köy enstitüsünün kuruluş bütçesi yekunu 3.000.000.- TL
DEMİRCİLİK, DÜLGERLİK, İNŞAATÇILIK, ZİRAAT SANATLARI, EV İDARESİ,
HASTA BAKIMI DA ÖĞRETİLİYOR
Köy enstitülerinin misyonları gerçekten zengindir; enstitüde okuyan öğrencilere, !öğretmenlik mesleği ile birlikte köyde geçecek demircilik, yapıcılık (inşaatçılık), dülgerlik (marangozluk), kooperatifçilik; kız talebeye çocuk bakımı, diliş, ev idaresi, ziraat sanatları, hastaya bakmak gibi işleri de öğretmek’ gibi bir program hedeflenmişti.
‘BU, BİZİMDİR, KİMSEDEN ALMADIK;
BAŞKALARI BİZDEN ALSINLAR’
Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hasan Âli Yücel, TBMM Kürsüsünde köy enstitüsü kanunu tasarı hakkındaki eleştirileri cevaplarken, bu okulların ‘Türkiye’ye mahsus’ olduğunu şu sözlerle ifade etmektedir: ‘Arkadaşlar; bu kanunla bizim yaptığımız şey, bir kopya değildir. Fakat indî, uydurma bir iş de değildir. Bizim yaptığımız bu işi Bulgaristan’da başka mahiyette görürsünüz, Meksika’da başka şekilde bulursunuz. İlköğretim meselesini bundan bir asır evvel halletmiş memleketlerde de başka şekillere tesadüf edersiniz. Biz hiçbir memleketin ilk tahsil meselesini hallederken aldığı tedbirleri aynen almadık. Hepsinin tarihini biliyoruz, cahili değiliz. Bunları kendi memleketimizin fiilî hakikatine ve içtimaî realitesine (sosyal gerçeklerine) uyarak yapmış bulunuyoruz. Bu, bizimdir, kimseden olmadık; başkaları bizden alsınlar (alkışlar).’(7)
Haftaya: Arifiye Köy Enstitüsü-2:
İlk öğretmenler, İlk Öğrenciler, İlk Anılar
------
.1) http://www.orhanveli.net/kaniksadigimbiri/tarihinbegenerek.html,
2) Süleyman Edip Balkır, ‘Dipten Gelen Ses; Arifiye Köy Enstitüsü 1940-46’, Hür Yayınevi, İstanbul-1974, 525 s.,
3) S.E.Balkır, a.g.e. s. 7,
4) S. E.Balkır, a.g.e. s. 12-13 ve H.A. Yücel’in TBMM konuşması metninden s. 23-24,
5) S. E.Balkır, a.g.e., s.24-25,
6) S. E. Balkır, a.g.e. s. 34,
7) Hasan Âli Yücel’in TBMM konuşması metni,a.g.e. s.33.