Gar taşınsın mı, kalsın mı? Ben, kalsın diyenlerdenim. Eski başkan Etçioğlu’nun konuyla ilgili yazısını açıklayıcı ve öğretici bulduğumu söylemeliyim.
Garın taşınmasının trafik sorununa olumlu katkısı iddiası, okulları kapatarak milli eğitimdeki sorunları çözmeyi teklif etmekten farklı değil. Bir nevi şaka olmalı.
Gar kalsın, çünkü yerine ne yapılacağı meçhul. Gar kalsın, çünkü kaldırılması neyi çözecek belli değil. Bulvar’ın, merkezin, raylı ya da asfaltlı yer altı yollarına uygun olup olmadığının bilimsel izahını da ortaya koymak lazım tabii. Adapazarı’nın bir metre altından nehir aktığını hesaba katarsak direk yer altı su yolları bile belki daha uygundur ulaşım sorununu çözmeye! Bulvar’la ilgili çılgın bir projesi olduğunu söyleyen eski bakan Taranoğlu’nun Adapazarı zemini hakkında bir bildiği vardır mutlaka.
Merkezinde bir gar olmayan kaç büyükşehir var dünyada?
Bizi yani Adapazarı’nı kurtaracak şey, iyi yanlarıyla İstanbul’a benzemek ve yakınlaşmaktır.
Ekonomik ve kültürel anlamda İstanbul’un bağı, bahçesi, denizinin, gölünün kıyısı, ağacının gölgesi olmayı başaramayan Adapazar’ını ne üniversite kurtarabilir tek başına, ne otomobil tarlası olması ne de Taraklı turizmi hayali. Katma değeri yok bu şehrin. Sembolü yok. Vaat ettiği elle tutulur bir bilim, tarım, turizm, sanayi önerisi de maalesef.
İstanbul ana hat trenlerini Haydarpaşa’dan kaldırır, hızlı treni Gebze’ye kadar getirir, orada trenden ineni metroyla tüpgeçite bağlar, işi bitirir. Haydarpaşayı da ya aktarma merkezi yapar ya da beş yıldızlı otel. Orayı sinemacılara set diye verseniz yine para kazanır, yine şehre değer katar. Adapazarı gardan, gardan başka ne olur?
İstanbul’un durumu ne ki, Adapazarı’ndan ne olacak diyenlere de hak vermek gerekir. OECD’nin Global Ekonomide Rekabetçi Kentler Raporu’nda iş gücü verimliliği ve satın alma gücü paritesine göre gelir açısından 78 metropol içinde İstanbul 76’ıncı. UNESCO’nun Yaratıcı Kentler ağında İstanbul yok. Küresel Kentler 2010 listesinde 65 kent arasında İstanbul 41’inci. İnovasyon Kentleri Dünya 2010 listesindeki 100 kent arasında da yok.
Hangi İstanbul’dan söz ettiğimi bir de şöyle anlatayım: Türkiye’nin 50 bankasının 46’sının merkezi İstanbul’da. Banka mevduatlarının % 42’si… Ülke sanayisinin % 28’i… Ticaretin % 25’i… Ulaştırma ve haberleşmenin % 42’si İstanbul’da. 2010 yılının ilk altı ayında İstanbul’da ödenen vergi 55 milyar lira.
Adapazarı ne üretiyor? Nasıl pazarlıyor? Ulusal, bölgesel, küresel rekabetin acımasız köşe kapmacasında hangi köşeyi gözüne kestirmiştir? Paris’in Eyfel’i, Londra’nın saat kulesi, İstanbul’un Boğaz Köprüsü var.
Adapazarı’nın sembolü ne? Kabak mı?
Güle güle Şaban Üstüner!
Yenicami'deki kahvenin önünde oturuyoruz, güzelim 80'lerin sonu. Selahaddin Şimşek gelmemiş, Sami Güçlü, Sadık Canlı gelmemiş, Mehmet Sami gelmemiş, Zeki Aydıntepe gelmemiş. Şaban Amca'nın karşısında oturuyorum. Kabak çekirdeği verdi, yedim. Çekirdek bitti. Cebinden bir sigara çıkardı, tam yakacak, "bana da verir misin?" dedim. "Olmaz." dedi. Şaka yapıyor sandım. Üsteledim. Ciddiymiş. "Niye?" dedim. "Bu b... içen cebinde taşıyacak!" dedi. Sert miydi, asabi miydi, tavizsiz miydi, bilmem. Yakışıklıydı, samimiydi, temizdi, edepliydi, cömertti, örnekti. Son gürlüğünü yaşayan Adapazarı'nın son gürlüğünde bir delikanlıydı. Adamdı. Hakiki bir adamdı. Mertti. Kadifeden bir kalbi vardı. Müslümandı. Allah makamını cennet mekanını pür nur eylesin.