"İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar…"

İslâmiyet güneşi, yerdeki ışıklara âlet ve tâbi olamaz…

Ve âlet yapmak, İslâmiyet’in kıymetini tenzil etmektir, büyük bir cinayettir…

Bediüzzaman "siyaset"e dair tespitlerine bu pencereden bakar…

"İslâmiyet, bütün siyasetin fevkindedir" der ve yoluna devam eder…

Peki, neden “Siyasetin şerrinden Allah’a sığınmış” bir âlimi siyasete bulaştırıyorsun diyenlere şöyle bir dünyaya bakmalarını tavsiye ederim…

Özellikle ülkemizden başlayıp ümmete ulaşma projelerinin altında ve etrafında ve aynı şekilde ümmeti parçalama adına atılan adımların da altında hangi duruş, tavır ve mana yatmaktadır?

Saltanatı görmüş, tek partiyi yaşamış, çok partiyi yaşamış, cumhuriyete şahit olmuş, siyasetin fırtınalarında bir oradan bir oraya sürülmüş, bir o kadar kitaplarında kardeşlerini siyasete karşı uyararak bilgilendirmiş ve tavrını ortaya koymuş başka kim vardı ki?

İşte o yüzden Bediüzzaman’ın siyaset ve din konusundaki duruşu bilinirse önümüzdeki günlerde dünyada cereyan eden maddi ve manevi yenilenme ve gelişmelerin ve de ülkemizde olacak müspet gelişmelerin kimden ve nasıl beslenilmiş olduğu daha iyi anlaşılacak…

Ve ümmet olarak maddi ve manevi desteklerimizi daha da hissettirecek şekilde artırmamızı gerektirecek bir döneme girilecek…

Şunu da ekleyelim: Bediüzzaman’ın fikrini, öğretisini yayma çabası değildir bu köşedekiler…

Buna ne onun ihtiyacı vardır, ne de benim ilmim buna yetecektir…

Fakat bilinmesi ve ona göre dikkat edilmesi gereken bir şey var ki bu zat normal bir hoca değildir, bu zaman da normal bir zaman değildir; bu köşe de normal bir köşe olmayacaktır...

Burada okuyacaklarınız önümüzdeki yüz yıl boyunca dünyaya söz geçirecek insanların düşünce ve görüşlerinin ve dahi tüzük ve kanunlarının izlerini taşıyacaktır…

Fakat bundan Nurcular da siyasete bulaşsın manası çıkarılmasın sakın…

Hatta sakın bulaşmasınlar, davalarının gereğini yapsınlar... 

Ama ricamdır, siyasete bulaşmış bir kardeşiniz olursa da “Ne gerek var kardeşim, boş ver, şer o işler” diyerek onlarca mektubu, onlarca görüşü değerlendirme dışına atmasınlar…

Siyasete bulaşmış insanlara, “Bediüzzaman bu konuda şunlara dikkat edilmesini istiyor, sen de dikkat et” denilirse daha isabetli olur düşüncesindeyim…

Kaldı ki herkes medrese talebesi olacak diye de bir kaide yok...

Bediüzzaman’ın görüşleri ve siyasi yöntemleri keşif ve tetkik edilebilirse, önümüzdeki süreçte tüm insanlık için istenilen siyasi başarılara bir adım daha yaklaşılabilir…

Bu formüller tekele alınamayacak kadar değerli ve önemlidir...

Kim hakkını verirse yolu açık olacaktır…

"Siyasetin ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım" diyen Bediüzzaman, davet edildiği Ankara'ya gitmiştir…

Mebuslarla görüşmüştür…

Beyanname dağıtıp, Meclis’te de okutmuştur…

Tek parti iktidarının yumuşadığı bir devirde, onlara yazılı olarak ikaz ve tavsiyelerde bulunmuştur…

Demokrat Parti lehine oyunu belli etmiştir…

Sonrasında, "O iktidar partisinin lehinde ehl-i dini yardıma davet ediyoruz" demiştir…

Bazı Demokrat Partili bakanlarla görüşmüştür…

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Başbakan Adnan Menderes'e muhtelif mektuplar göndermiştir…

Bediüzzaman Said Nursî, bütün bu işleri, "Siyasetin ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım" dediği bir ortamda gerçekleştirmiştir…

Ve hep şunu ifade etmiştir: "Bizler ehl-i siyasete karışmayız’’

Nasıl karışmamak bu?

Anlaşılmalıdır ki ne oy verme, ne de partiyi desteklemenin altında “Devleti biraz da biz yönetelim, sözümüz geçsin, yolumuzu bulalım, hâkim olalım” hedefi yoktur…

Siyasete karışmak demek, beğenmediğimiz insanları şantajla, montajla, çeşitli entrikalarla alt etmek demek değildir…

Peki, Bediüzzaman ne yapmıştır?

Siyasete dair üç ayrı tavırdan söz etmiştir:

"Siyaseti dinsizliğe âlet" 

"Dini siyasete âlet" 

"Siyaseti dine âlet"