Bediüzzaman siyasete dair üç ayrı tavırdan söz etmiştir:
“Siyaseti dinsizliğe âlet"
"Dini siyasete âlet"
"Siyaseti dine âlet"
Osmanlı zamanında “siyaseti dinsizliğe alet” niyetindeki münafık zındıklardan söz eder ve özellikle ittihatçıların yüzde 10 olan Mason kısmına dikkat çeker…
Bu zümrenin batılılaşmak adı altında, toplum yönetimi dediğimiz siyaseti dinsizleştirerek, bizi manevi bağlarımızdan ayırmaya teşebbüs edeceklerini ifade eder...
Yani siyasetimizi dinsizleştirecekler ve kanuna bağlayarak yasalaştıracaklar, böylece ümmetimizi parçalayacaklar der ve “Dikkat edin” diye uyarır…
Ve de bu grubun esas amacının iktidarı ele geçirmek değil de vasıta olarak kullanıp dinsizliği neşretmek olduğunu ifade eder…
Hani bu zamanda Efendimizin sünnetini teferruat olarak değerlendirip, insanımızın çektiği salavatlara bile bidat diyenler gibi…
Kutlu doğum haftasına kafayı takıp, “Nereden çıktı bu, hep kutlanmalı, bir haftaya bırakılmaz” diye sözde mübareklik yapıp o bir haftayı da insanların elinden almaya çalışanlar gibi…
“Kandil de ne imiş, Kur’an-ı Kerim’de geçer miymiş” deyip açılışları, yılbaşlarını, kutlamaları kaçırmayan lakin önemli gecelerimizi sıradanlaştırmaya çabalayanlar gibi…
Kanunlarımıza, uyum yasaları adı altında inancımıza ters hükümler koyanlar gibi…
Resmi yayınlı kitaplarda olmayan mezhepleri resmileştirmeye çabalayan, inanç görünümlü ritüellerin kitaplarda yer almasını sağlayanlar gibi…
O dönemde de, bu dönemde de dini bozabilmek için siyaset mekanizması ele geçirilmesi gereken bir çark olmuştur hep…
Dinsizlik; modern tabirle zamane dini, dünyevileşme, çağa ayak uydurma anlayışı; “gericilik” diye yaftalayarak İslamiyet’i zapt etmeye çalışmış bir mekanizmadır…
Bunu yapanlar sadece dünyanızı değil, ahiretinizi de söküp almaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir…
İşte o yüzden insanları dinden, ahlaktan, örflerden, tarihten, ecdattan koparmak ile başlayan bu süreçlere hiçbir zaman müsaade etmemek ve “Siyaset dinden uzak olmalı” namelerine karşı uyanık olmak en temel görevlerimizden olacaktır, olmalıdır da…
Aksi halde içinde din olmayan siyaset ruhsuz beden gibi çürüyüp etrafa kötü kokular salmaktan öteye gitmeyecektir...
Sonra da, “O şunu çaldı, bu şuna peşkeş çekildi, o yan baktı, şu yaktı yıktı” edebiyatıyla devran dönecek ve iktidar sıradakilere geçecektir…
Bize düşen siyaseti dinsizleştirmek isteyenlere siyaseti emanet etmemektir…
Toplum dinden yoksun bir şekilde yönetilemez…
Bunun neticesi anarşi, terör ve kaos olur…
Boş yere mi meydanlarda “Din ayrı, siyaset ayrı” namelerini dinletiyorlar bizlere…
Boş yere mi bu algıyı insanımızın yüreğine ve beynine işletmeye çalışıyorlar…
Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki içinde din olmayan hiçbir şey neticeye eremez…