Sakaryaspor’da beklenen oldu ve maç kaybetmeyi alışkanlık haline getiren futbolcularla taraftarların arası açıldı…
Maçtan sonra bir grup taraftar önce otobüsün camını patlattı, sonra da birkaç sporcuya tokadı…
“Böyle taraftarlık olmaz olsun!” dedirtecek kaba kuvvet gösterisinin, tasvip edilir hiçbir yanı yok.
Futbolcu sahaya yenmek, kazanmak için çıkar…
Hiçbir zaman teslim olmaz…
Mücadelesini sonuna kadar sürdürür.
Ancak derler ye “Adım Hıdır, elimden gelen budur”…
Yeşil siyahlı takımın amatör ağırlıklı gençlerinin elinden bundan başka bir şey gelmiyor ki, fazlasını versinler.
Onları kurtarıcı gibi görmek yanlış…
Takımda “eskiler” diye bilinen Bünyamin, Gazanfer, Levent ve sakatlıktan kurtulup da istikrarlı şekilde forma giyemeyen Mesut’tan Kaleci Harun’a kadar hiç birisi, ön plana çıkacak bir ustalık ve form gösteremiyor, ne yazık ki...
Diğerleri altyapıdan gelen oyuncular, ki son yıllarda oradan gelenlerin de kalitesi ve kapasitesi bu ağır yükü taşımaktan uzak…
Hal böyle olunca koca Sakaryaspor apar topar bir alt kümeye yol aldı gidiyor…
Durması ya da durdurulması olağanüstü bir olaya kalmış ancak…
Bu doğrultuda hiçbir ümit ışığı yok ki ufukta gözüksün...
Dışarıda sağlam bir yönetim kurulu oluşturulamayıp kriz üstüne kriz yaşanırken, takımdan huzur ve başarı beklemek, ne derece doğrudur!
Sakaryaspor, tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor.
Herkes bir suçlu arayışında…
Önüne gelene saldıran, saldırdıkça küçülen, adına taraftar denilen grupların bunda hiç suçu yok mu sanırsınız…
Şapkayı önüne düşürüp düşünecek, gerçek taraftarlara ihtiyaç var.
Yoksa bunlar ne kadar üzücü olursa olsun, iyi günlerimiz…
Allah beterinden saklasın ve bu ilin ortak sevdası Sakaryaspor kurtulsun tez elden, önce kendisine kötülük edenlerden…
Yoksa işimiz daha da zorlaşacak…
Böyle giderse, bugün idareci-yönetici olanlar, yarınlarda futbolcu bulamayıp sahaya çıkarsa forma giyip, şaşırmasın kimseler…
Gerçek Sakaryasporlu taraftarlara, takımlarına sahip çıkmaları adına kolaylıklar dileğiyle, Bizim Bahçe’den “Papatyalar” gönderelim istedik.
ÇİLELİ CADDE
Çark Caddesi 1950-60’lı yıllarda bahçeli evlerden oluşan, Arnavut kaldırımlı ve Çark Deresi’ne uzanan asude bir caddeyken dahi, bu kadar çile çekmemişti.
Gün geçmiyor ki bir yeni tamirata tabi tutulmasın…
Geçirdiği operasyonların sayısını unuttuk neredeyse…
Zemin bir türlü oturtulamadı gitti...
Hal böyle olunca, yamalı bohça gibi bir yerlerden patlayıp duruyor.
İlin en gözde işyerleri burada…
Günün her saatinde ilgi var.
Zaman zaman öyle kalabalık olur ki, yürürken bile zorlanıyor insan…
Adına prestij caddesi denilmesi boşuna değil…
Ama son yıllarda bu özelliğini sarsacak tamiratlar giriyor devreye peş peşe…
Niye zamanında düşünülmez ve de planlanmaz yapılacak olanlar, anlamak mümkün değil…
Yap-boz tahtasına dönen tamiratlar, insanı caddeden soğutacak hale getiriyor neredeyse…
Birkaç ayda patlayacağı, bozulacağı, kırılıp döküleceği belli taşlar niye döşenir, nasıl bir hesap kitaptır bu böyle…
Yapanlar, kamu malına kıyanlar cezalandırılıyor mu bilemeyiz ancak, ülkenin ve dünyanın pek çok şehrinde benzer caddeler varken örnek alınacak, bari bu yol tercih edilse de, bu tarihi caddenin çilesi sona erse, olmaz mı!
Olur, hem de bal gibi…
Yeter ki istenilsin…
Ne dersiniz, haksız mıyız Zeki Başkan…
Cadde esnafı başta olmak üzere bizleri üzen yetkililere Bizim Bahçe’den “iri dikenli kaktüsler” gönderip çekilelim aradan, yardımcı olsun iyi niyetli herkese ve her kesime yüce Yaradan…