Asrın felaketinin ardından hepimiz birer “Deprem uzmanı”na dönüşmüştük…
Bir sallantı olduğunda “Artçı mı, öncü mü; yerin kaç kilometre altında meydana geldi; şiddeti nedir” gibi konularda fikir beyan ederdik hemen…
Şöyle konuşmalar geçerdi aramızda:
“2.5 mi? Hissetmemişlerdir bile!”
“Yalnız iyi salladı, bu en az 5-5.5 vardır!”
“Falancanın artçısı bu ya, bunlardan daha çok olacak!”
“Müthiş bir enerji açığa çıktı, en az 25 yıl deprem olmaz bir daha!”
“İstanbul depremi bizi şöyle bir sallar geçer!”
“Bugün hava çok sıcak, zemin de ısınmış, dikkatli olmak lazım!”
“Abi güneş tutulması oldu, temkinli olmakta fayda var!”
***
İçinden geçtiğimiz şu günlerde de “Korona virüs uzmanı”na dönüştü her birimiz…
“Hastalık nasıl bulaşır/nasıl bulaşmaz, ne yiyelim, ne içelim, ne giyelim, bu işin sonu nereye varır, aşı ne zaman bulunur, bağışıklık ne zaman kazanılır, salgın ne zaman son bulur” gibi sorulara cevabımız hazır hepimizin…
“Babacım maske takmışsın ama öyle takılmaz ki, bak burnun açıkta kalmış!”
“Onu bir güzel çamaşır suyuna batır, sabaha kadar beklet…”
“Aldıklarını sirkeli suyla şöyle bir güzel yıkayacaksın…”
“Sarımsak soğan abi… Bol bol yiyeceksin.”
“Yahu o kadar mesafeden bir şey olmaz, rahat ol!”
“Bak virüs şu kadar süre havada kalıyor. O nedenle…”
“Aşı geliyor abi, çok az kalmış! Ben de yakından izliyorum çalışmaları…”
“Bu virüsün aşısını bulmak çok zor, en az 4 sene sürer diyorlar. Neden dersen…”
“Sürü bağışıklığı ile hallettik biz bu işi evelAllah!”
Şimdilerde de bu tip diyaloglar geçiyor aramızda…
***
Herkes tabi sağdan soldan duyduklarını harmanlayıp birbirine aktarıyor…
Hadi bu muhabbetler neyse de bilimsel verilerle de sorunu var bazı insanların…
“Yahu abicim bu bulaş oranına bu vaka sayısı çok az! Daha çok vaka olmalı! Hesap ortada!”
“Benim bildiğim en az 20 ölü var ya, bunlar kesin gizliyor rakamları!”
“Bugünkü rakamlar gevşememek gerektiğini gösteriyor, daha pik yapmadık ülke olarak!”
“Yoğun bakım hasta sayısında yatay bir büyüme var sanki!”
“Onu bunu geç abi, entube hasta sayısını ver sen bana, hemen geldiğimiz durumu izah edeyim…”
İşte böylesi yorumlar revaçta son günlerde…
***
Bir de tüm bunların yanında ezelden beri süregelen siyasi tartışmalar var tabi…
Bakan Albayrak, “Destek miktarı 252 milyar TL’ye ulaştı” diye açıklama yapıyor; bizimki hemen, “Nerede abi bu para? Benim cebime para falan girmedi! Devlet bizi unuttu!” diye feveran ediyor…
Büyükşehir Belediyesi 5 milyon maske dağıtmış bugüne kadar, günde de 60 bin adet üreteceğini söylemiş, Serdivan Belediyesi ha keza günde 40 bin maske üretiyor, Adapazarı Belediyesi maske dağıtıyor her yere; lakin vatandaş çıkıp, “Gelmedi bana maske falan! Kime dağıtmışlar! Ben hiç görmedim! Çevremde de kimseye gelmedi” diye yakarıyor…
Rakamları abartılı bulanlar da var:
“Günde o kadar maskeyi nasıl üretecekler babacım! Sabahın şu saatinde başlayıp şu saatine kadar çalışsan, şu kadar insanın olsa…”
“Milyonlarca maske diyorlar… Milyonlarca! Bunlar sayı saymayı bilmiyor zannedersem! Abi bir milyon maskeyi TIR’a yüklesen, kamyona koysan… Maskeleri uç uca sıralasan, şu kadar kilometre…”
Yorumlar böyle uzayıp gidiyor…
Söyleniyor da söyleniyor vatandaş!
***
Hükümet ve belediyeler, “Şu kadar iş yaptık, bu kadar iyi mücadele ettik, krizden güçlü çıktık” diye övünmeye çalışırken, muhalefet de “Şunu yanlış yaptın, bunu eksik yaptın, ekonomiyi darmadağın ettin” diye yapılanları küçümseme derdinde…
Gerek hükümet açısından, gerek belediyeler açısından şu dönemde olağanüstü bir çaba harcandığı muhakkak…
Her işi dört dörtlük yapmak ve herkesi memnun etmek mümkün olmasa da büyük bir çaba var ortada…
“Hükümet tabi yapacak, benden vergi alıyor” diye düşünenler de son derece haklı…
Eksikleri, gedikleri ortaya koyan, yanlışları söyleyen, “Yapılanlar lütuf değil, zaten onların görevi” diyen muhalefet de kendince haklı…
Siyasetin doğası gereği kimi rakamlar abartılıyor olabilir…
Belki kimi bilgiler “kamu yararı gereği” gizleniyor da olabilir!
Ama ne olursa olsun beyanlarda ölçülü ve dengeli gitmek ve de her hâlükârda halka doğruları söylemekle yükümlüdür bizi idare edenler…
Sadece idare edenler değil, muhalefet edenler de doğru veriler ve gerçek rakamlar üzerinden yapmalı muhalefetini…
Göz boyamak adına, birilerine şirin görünmek adına, “Bak ben ne kadar çok çalışıyorum” diye mesaj vermek adına, “Ben falancadan daha çok çalışıyorum” çocukluğuna düşmek adına ya da birilerini yıkmak ve yok saymak adına rakamların ve verilerin eğilip bükülmemesi gerekiyor…
Kendini kandırabilirsin, çevrendekileri kandırabilirsin, mesaj vermek istediğin ve selam çaktığın yerleri de kandırabilirsin ama her zaman herkesi kandıramazsın!
Hele ki halk sağlığı söz konusu olduğunda, hele ki vatandaşın ekonomisi ve hayatını idame ettirmesi söz konusu olduğunda, bir kere söylerken bin kere düşüneceksin…
Siyasetçilerin ve idarecilerin kamuoyuna gelinen noktayı aktarırken, herhangi bir konuda vatandaşa açıklama yaparken ve de mevcut tabloyu ortaya koyarken Peygamber Efendimizin (aleyhissalatü vesselam) hadis-i şerifini kulaklarına küpe yapıp tepeden ayağa titremeleri gerekiyor…
Zira ne diyor Efendimiz:
“Bizi aldatan bizden değildir!” (Müslim İman 164, Fiten 16)