Sahabe döneminde başa gelen onlarca fitnenin neticesinde Kur’an'dan alınan ortak güç ile herkes, her kabile, aşiret, topluluk kendi kabiliyetleri ne göre İslamiyet’in muhafazası için çalışmıştır…
Kimisi hadisleri korumuş, kimisi şeriatı korumuş, kimisi Kur’an’ı muhafazayı görev edinmiş, kimisi imanın hakikatlerini korumuş…
Böylelikle her taife İslamiyet’in bir ucundan tutup yakın uzak demeden dinimizin muhafazasında elinden geleni yapmışlar…
Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar araya giren fitneleri ortak mücadele ile savuşturmayı her zaman başarmışlar...
Ne zaman ki ecnebiler savaşı bırakıp masa başı oyunlarını bulmuş, sömürgecilik kapısını açmış, daha sonra diller, dinler, örfler, adetler işgal eden devletlerce değiştirilmiş ve İslami bağlar koparılmış; işte o zaman çözülme başlamıştır…
İslamiyet’in hakikatleri ile ortak bağlar azalınca zulümler artmış; Müslüman Müslüman’ı kollamayı bırakınca, kardeş kardeşe hürmet etmeyince araya şeytan girmiş, o gün bu gün Müslümanlar zulüm içinde yaşamaya mahkûm bırakılmıştır…
Kardeşliğin ortak paydasının elden çıkması bu zulümlerin en büyük nedeni olarak tarihte yerini almıştır…
İslam dünyasındaki bu çöküş aynı zamanda yükselişin de anahtarı hükmündedir…
Bu kapıyı tekrar açmanın tek şartı İslam birlikteliğini her devlete, ümmete, millete tekrar hatırlatmak ve vazifeleri dağıtmaktır…
Yani bir yiğit çıkacak ve “Biz sizi koruruz. Siz alim yetiştirin, siz bilimi geliştirin, siz cehaleti giderin, siz örf ve adetleri tesis edin, siz ecdatları diriltin” diyecek…
Bir yiğit çıkacak ve, “Bizler ölülerimizle biziz, kimsenin onları filmlere, eskilere mahkum etmesine izin vermeyin” diyerek ağabeyliğini, yiğitliğini gösterecek…
Bir yiğit çıkacak ve hayatı pahasına Mısır’a Mısırlılığını, Pakistan’a Pakistanlılığını, Irak’a Iraklılığını, Kürde Kürtlüğünü, Türk’e Türklüğünü İslam adına yaptıracak…
İşte o zaman roller değişmeye başlayacak elbet…
Yok, bana dokunmayan yılan bin yaşasın denirse bilinmeli ki huzurlu bir İslam beldesinin olmaması o yılanların bir yolunu bulup gene bizlere dadanacağının göstergesidir…
İşte tam bu yüzden bu birliktelik için atılacak her adım bu manevi çöküşün imarı için olacaktır…
Bu yüzden politikayı övün ya da övmeyin, millet olarak, Müslüman olarak etrafımızda Iraklı, Suriyeli kim varsa Müslüman kardeşlerimizi muhafaza edin…
Onlara muhabbet besleyin, onlarla ortak bir amaca hizmet ettiğimizi bilmelerini sağlayın…
Bir kahvenin hatırı 40 yıldır ama muhabbetin hatırı son nefese kadar dile gelir…
O yüzden belediyeler, dernekler, valilikler, STK’lar kim varsa bu birlikteliğin en önemli aracıları olmalıdır…
Özellikle Müslüman çocuklarına gereken muhabbeti, içinde siyaset, menfaat olmadan göstermeniz, onlarla ilgilenmeniz gerekmektedir…
“Eğer kıyamet kopsa fidan dikin” manasına çocuk yetiştirin onlar çınar olurlar diye anlayamayacaksak vay bizim Müslümanlığımıza…
Bir gün o çocuklarla bizim çocuklarımız bu İttihad-ı İslam’ı kuracaklar…
Ve bu tohumlar bugün memlekette Müslüman kardeşlerimizi kovmayı vaat edenlere, “Dostluk kardeşlik de nedir, savaşa devam” diyenlere, dini diyaneti kaldırmayı dava edinenlere rağmen yeşerecektir…
Ülkemizin Osmanlı toprakları gibi her çeşit Müslümanla dolduğu şu günlerde, görüntümüz gibi ruhumuzun da o olgunluğa ulaşması için bu birlikteliğe ihtiyacımız vardır…
Rabbim biz o ülkeler gidemediğimiz için, gidenlerin de yanlışlığından o ülkelerin evlatlarını yetiştirmemiz için ayağımıza kadar getirdi…
Ve şimdi bize düşen onlara izzet, ikram, hürmet, merhamet, destek ve kuvvet vermektir…
Biz üzerimize düşeni yapalım ülke olarak, Allah da vakti geldiğinde onlara üzerlerine düşeni yaptıracaktır inşallah…