“Bayramla”… “Uzaklaşırım bütün oyuncaklardan / Bütün masallara karışırım / Bayram yaklaşırken. // Büyürüm de kimse anlamaz / Kolay yürürüm yollarda / Bayram yaklaşırken. // Düşünürüm güzel bir aydınlık / Anneme, karşıki eve, giden vapura / Bayram yaklaşırken. // Azalır gece / Uzar uzar gündüz / Bayram yaklaşırken // Yeni bir şey gelir bana / Belki bir giysi belki bir arkadaş / Bayram yaklaşırken.” Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Geçen Zaman”… “ Yalnız bırakmayın beni hatıralar. / Az yanımda kal çocukluğum, / Temiz yürekli uysal çocukluğum... / Ah, ümit dolu gençliğim, / İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgilim... / -Doğduğum ev. / Rahatlıyacak içim, duysam / Bir tek kapının sesini. / Arıyorum aklımda bir ninni bestesini... / Böyle uzaklaşmayın benden, yaşadığım günler. / Güneş, getir bir bayram sabahını. / Açılın açılın tekrar / Çocuk dizlerimdeki yaralar…” Ziya Osman Saba
“Bayram”… “Kargalar, sakın anneme söylemeyin! / Bugün toplar atılırken evden kaçıp / Harbiye nezaretine gideceğim. / Söylemezseniz size macun alırım, / Simit alırım, horoz şekeri alırım; / Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar, / Bütün zıpzıplarımı size veririm. / Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!” Orhan Veli
“Fabrika Durağı”... “O akşamın eteklerinde iki mahzun çocuktuk / izinli jandarmalar nişan atıyorlardı / atlıkarıncalar gıcır gıcır gülüyorlardı / yorgunluğumuza rağmen adeta mesuttuk / canavar yoksulluğumuzu sanki unutmuştuk / başımızı sokacak evimizin olmadığını / iki yakamızın uç uca gelmediğini / halimizi soran olmadığını sanki unutmuştuk / içimizden ebabil kuşları geçiyorlardı” Attila İlhan
“Çocukluğumuz”… “Annemin bana öğrettiği ilk kelime / Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde // Annem bana gülü şöyle öğretti / Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi // Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus / Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus // Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde / Binmiş gelirdi Ali bir kırata // Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından / Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte…”Sezai Karakoç
“Bayramım imdi”... “N'oldu bu gönlüm, n'oldu bu gönlüm / Derd-ü gâm ile doldu bu gönlüm... / Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm, / Yanmada dermân buldu bu gönlüm... / Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan, / Yanmada oldu derdine dermân... / Pervâne gibi, pervâne gibi Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm... / Gerçi ki yandı, gerçi ki yandı / Rengine aşkın cümle boyandı... / Kendinde buldu, kendinde buldu / Mâtlubunu hoş buldu bu gönlüm... / Bayram'ım imdi, Bayram'ım imdi, / Bayram ede[r]ler Yâr ile şimdi... / Hâmd-ü senâlar, hâmd-ü senâlar / Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm...” Hacı Bayram-ı Veli
“Nerede o eski bayramlar? diyenlere, şimdinin çocukları seslensin mi, çok değil elli yıl ileriden: “Ah nerede o eski bayramlar?” Bayramın eskisi yoktur. Yenilenmiş zamandır bayram. Zamanı yenileyen zaman. (Bayram sabahı pencerelerini açmayı unutma! Kapını da. İlk misafir gelene kadar da kapama onları.) Her şey aynıyken, başka olabilmenin, başka yapabilmenin güzelliğine bayram diyoruz. Yeni ayakkabıya, atlı karıncaya, ev baklavasına, el öpmeye değil!
Bayram etmek mi? Bayram olmak mı? Nedir bayram etmek? Kan, gözyaşı ve zulüm altında… Bela sağanakları altında… Fakirlik, cehalet, düşmanlıkla geçen hayatların mı bayramı olacak? İnsanın insan olmadığı, insanın insanı harcadığı, insanın insanca yaşayamadığı yerde bayram olur mu? Mesele bayram namazına gitmekte değil, namazdan bayram olmuş olarak eve dönebilmekte, namazını kıldığın bayramın neşesini, zevkini, inceliğini yaşatabilmekte, gerçek kılabilmekte.
Hacı Bayram –ı Veli gibi bakabilmek, duyabilmek, yaşayabilmek ne mümkün? Yolun sonuna varamayacağız diye yoldan da dönülmez ya. Yol, olduğun yerden başlamıyor mu? Sonunu boş ver, yürü, yolda ol yeter. “Bayram olmak” ille “Hacı Bayram” olmak değil ya. Çocuğunu kucağına alıp ilk defa Hacı Bayram’a gitmek de “bayram” olmak değil mi? Geçen bayram, çocukluğumu özlemekti bayram, bu bayram oğlum Sinan’ın her gün biraz büyümesini görüp sevinmek! Ne güzel!