Yahya Kemal Beyatlı’ya İstanbul’a dönüşünde sorarlar, “Ankara’nın nesini beğendin?”
Cevap “İstanbul’a dönüşünü…”
Bir haftalık hızlandırılmış Avrupa turundan döner dönmez karşılaştığımız öncelik, bu türden sorularda…
“Oraları nasıl buldun? Nesini beğendin”
Verdiğim cevap hiç değişmez…
Kosova’nın Priştine kentinden başlayıp Prizren’e, sonra Arnavutluk sahil kenti Durres’e ve Tiran’a, bilahare Berlin’e ve müze şehirler olarak Unesco’nun koruma altına aldığı Dresden’den Prag’a ve Viyana ile Budapeşte’de son bulan yolculuğumuzda hayran kaldığımız mimari tarzı, yeşillik, düzgün cadde, park-bahçeler, birbirine saygılı insanlar topluluğuna rağmen, bu soruya verdiğimiz cevap, dün neyse bugün de aynıdır, hiç kuşkusuz…
“Yurduma ve şehrime dönüşü beğendim.”
Hani derler ya, “Bülbülü altın kafese koymuşlar. Vatanım da vatanım” demiş…
Rahmi Sak ve Şadi Tanış ile yani ayrılmaz seyahat üçlümüzle, bir haftada dolaştığımız görülmesi gezilmesi gerekli yerler diye bilinen altı Avrupa ülkesini sığdırdık, birer ikişer gecelik konaklamalarla gezimize…
Adriyatik kıyısına renk katan şehir Durres’te (Arnavutluk) Majestik Otel’deki balık kalitesi, ucuzluğu ve bolluğu, insanı adeta büyülüyor...
Almanya’da bizi karşılayıp yoğun iş trafiğine rağmen ekibimizi diğer ülkelerin tarihi mekanlarına götüren Berlinli işadamı Ekrem Koç ile yabancılık çekmek şöyle dursun, kendi şehrimizdeymişçesine rahat bir gezi rüyasına uyandık, gittiğimiz o tarihi ve renkli kentlerde…
Berlin’i daha önceleri gezip gördüğümüzden, uçaktan iner inmez bindiğimiz geniş hacimli Mercedes ve kaptan Ekrem Koç ile ilk durak, “Elbe'nin Floransası” denilen Dresden şehri oldu...
Her sokağı, her caddesi, parkı, kavşağı buram buram tarih kokan Saksonya Eyaleti’nin merkez şehrinin en önemli cadde ve meydanlarında dolaşırken, bir seyahat fenomeni Şadi Tanış ve Almanya’yı ikinci vatan edinen Rahmi Sak, günlerini bizimle paylaşan gurbetçi işadamı Ekrem Koç ile korunan ve kollanan tarihi mekanlarda, insanlık adına mutluluk duyduğumuzun altını çizmeden geçemeyiz…
Hintlisi Çinlisi, Malezyalısı Japonu, Amerikalısı İngilizi ile her köşesinden turist fışkıran Dresden ve Prag’dan sonraki durağımız, Avusturya’nın incisi Viyana’yı anlatabilmek, hiç de kolay olmaz sanırım…
Tam anlamıyla, yaşanacak bir şehir…
Buralarla ilgili anılarımıza Pazar Filemiz’de yer vermeye çalışacağız, fotoğraflar eşliğinde…
Gelelim, Tuna’nın iki yakasına tutunmuş görkemli ve tarihi yapılarıyla Budapeşte’ye…
Geceleri pırıl pırıl ışıldayan, tepeler üzerine oturtulmuş barok tarzı binalarıyla göz kamaştıran, tarihi günümüze taşıyan Budapeşte, diğer şehirlere benzer zenginlikleriyle insanı adeta büyülüyor…
Orada bizim adımıza gülümseyen mütevazi bir tekke var…
Gül Baba’da ve Prizren’de kılınan namazlar ecdat ile Diyar-ı Gurbet’te buluşmamızı sağlarken, Viyana’da kuşbakışı tepede atalarımızın izlerini yakalamak, tarifsiz duygular uyandırdı içimizde…
Kurduğu mobilya fabrikasından sonra, Priştine’ye yerleşen Süreyya Yoldaş ve bize Arnavutluk’ta eşlik eden eski Kosova Milli Takımı Futbolcusu Celal Buyar ile Berlin’de bir emlak kralı haline gelen Bozkurt Ekrem Koç ve Viyana’da elimizi sıcak sudan soğuk suya sokturmayan akrabalarım Sapancalı Şadiye-Rahmi Acar’ın yavruları Serkan ve Volkan’a, dönüp geldiğimiz şehrimizden selam olsun deyip, Bizim Bahçe’den “Orkideler” gönderelim istedik…
İBRAHİM ÖZYURT’UN VEFATI
Gazetemizi son olarak, Hızırtepe’nin Hızır Muhtarı Bedri Arslan ile ziyaret etmişti…
Hayli hararetli geçen bir sohbet ortamı oluşmuştu aramızda…
Ankara’da birkaç kez yemekte bir araya geldik…
Babasının vefatı nedeniyle Hızırtepe’de okutulan mevlitte acılarını paylaşmıştık, saygın bir hukukçu olarak tanınan Yargıtay Üyesi İbrahim Özyurt’un…
Avrupa gezisindeyken öğrendim vefat haberini…
Cenazesine katılamayışımın üzüntüsü var içimde…
Ona rahmet; kederli aile efradına ve kadim dostu Hızır Muhtar’a, acılarını paylaşır sabırlar diliyorum...