Diyelim dokuzu beş geçe ölmedi. Anma törenleri kalabalık olmaz diye saatini değiştirdiler. Peki neden pazar günü saat on ikiye almadılar? Pazartesi gece yarısı üçte ölseydi anma törenleri tenha mı olacaktı? Bunu kim akıl etmiş? Asırlardır teheccüd kılan, her ramazan sahura kalkan, her sabah namaz için karanlıkta uyanan bir millete sevdiği bir lideri anmak için saat zorluğu olacağı kimin düşüncesi?
Efendim, Atatürk içkiciydi, sarhoştu, zaten sirozdan öldü, Lozan’da ülkenin menfaatlerini batılılara peşkeş çekti, dinsizdi, ezanı Türkçe okuttu, dilimizi değiştirdi, fesimizi başımızdan zorla çıkarttı, kadınları soydu, masondu, kadın düşkünüydü ama cinsel tercihinin farklı olduğunu düşündürecek kadar erkeklerle zaman geçiriyordu hatta Latife hanım bir keresinde…
Dostluğunuzda ve düşmanlığınızda samimi olunuz! Kimse ne Atatürk’ü ne de Vahdettin’i sevmek zorundadır. Atatürk’ü çok sevdiğini sananlar bir de zorla sevdirmeye kalkınca nefret ettirmiş olabilirler ama Atatürk’ten nefret etti(rildi)ği için onun sevilecek hiçbir yanı olmadığını ispat etmeye kalkanların amacı ne? Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi ne kadar hayranlığımızı kazanıyorsa, Mustafa Kemal’in aynı İstanbul’u yıllar süren İngiliz işgalinden kurtarması da o kadar hayranlığımızı kazanmalı değil midir?
Necip Fazıl’ın, “O Türk’e, hem Türk’ü, hem de Avrupalıyı inandırabildi.” cümlesini daha önce yayınlamıştım. Eski Van Milletvekili İbrahim Arvas diyor ki: “Mustafa Kemal Paşa’nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi “dönmeler”, ikincisi de “masonlardı”. Atatürk, Mim Kemal Öke’ye hitaben, “Peki, bir şey soracağım. Siz Avrupa’da hangi locaya bağlısınız ve matbuunuzun ismi nedir?” dedi de, Mim Kemal de “Biz Cenova’ya tabiyiz ve reisimiz de Barca Mison Cenaplarıdır” dediğinde “Haydi defolun buradan. Cehennem olun gidin, Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi bir çift Yahudi’ye uşak mı olacağım?” diyerek onları kovdu mu?
Yazmaktan utanıyorum. İçkiciliğine kızanlara 4. Murat’ın ne kadar içtiğini sormak yerine Türkiye’nin günlük alkol tüketimini hatırlatmayı daha uygun buluyorum. Ömrü askeri okullarda, cephelerde geçmiş bir askerin devlet adamı olduktan sonra memleket meselelerini kız koleji öğrencileriyle konuşamayacağı gerçeğini söylemek yerine de erkeklerimizin evde karılarını bırakıp her akşam neden kahvehanelere doluştuklarını sormam icap ediyor. Ne ayıp şeyler bunlar. Ne cahil bir milletiz.
“Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.” diyen bir adam yıllardır laiklik, dinsizlik tartışmasının günah keçisi yapılmaya çalışılıyor.
Alıntı Erol Mütercimler’den. “Fatih Sultan Mehmet ve İslam Peygamberi Muhammed'e hayrandı. 1930'da ona İslam Peygamberi hakkında yazılmış bir kitap gönderilir ama gerçekler kadar yanlışlarla dolu olduğu için beğenmez. "Muhammed'i bana, sönük bir derviş gibi tanıtmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini anlayamamışlar" demiştir ve Uhud Savaşı'nın planını çizdikten sonra İnönü'ye dönerek şöyle devam etmiştir, "Bir komutan olarak bak bakalım bundan daha mükemmel bir savaş yapabilir miydin?"
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." Atatürk.
İktidar partisinin adı ne? Adalet ve Kalkınma. Atatürk için de, Erdoğan için de, adalet! Sofrasında o dönemin yandaşlarının Vahdettin’e saldırmasına müsamaha etmeyen Atatürk’ü doğru anlamak işte o iki kelimeyi de doğru anlamak demektir ki, bizi, Kaddafi’yi linç eden Libyalılara benzemekten kurtaracak ruh o iki kelimenin birincisinde gizli. “One Minute” diyen başbakanı aslında “Ya istiklal ya ölüm” diyen liderin milleti olduğumuz için seviyoruz.