Yazar / İlişki ve Evlilik Danışmanı
Gamze KARADAĞ
Kadınlar çoğu zaman bir erkeğe olduğu haliyle değil, olabileceği haliyle bakar. Erkekler ise bir kadına yarın kim olacağıyla değil, bugün kim olduğu ile bağlanır. İlişkilerdeki görünmez kırılma da burada başlar.
Kadın zihni mimar gibidir. Bir arsaya bakar, kat çıkar. Erkek zihni vitrindir. Sergide ne varsa onu görür.
Kadın, karşısındaki adamın bugünkü haline değil, içindeki ihtimale tutulur. Daha güçlü, daha ilgili, daha derli toplu haline...
Erkek ise tabloya aşık olur. Enerjiye, duruşa, bakışa, hissettirdiğine... Kadının değişme ihtimaliyle değil, var olan haliyle bağ kurar. Erkek için aşk, keşiften çok kabuldür.
Kadın sevmeye başlarken umut da taşır. Umutla sabreder. Sabırla emek verir. Emek verdikçe beklenti büyür. Beklenti büyüdükçe hayal kırıklığı sertleşir. Karşısındaki adam hayal ettiği yere gelmediğinde, kadın sadece üzülmez, içten içe öfkelenir.
Çünkü sevdiği, umutla beklediği kişi gelmemiştir.
Kadınlar çoğu zaman bir erkeğe değil, onun gelecekteki haline emek verirler. Ve emek verilen her şey, karşılık bulmadığında insana ağır gelir. Kırgınlık sessizleşir ama derinleşir.
Erkekler ise bir kadının bugünkü ışığını kalıcı sanırlar. O ışığın yorulabileceğini, bazen kısılabileceğini hesaba katmazlar. Kadın değiştiğinde şaşırırlar, kadının ışığı eskisi gibi parlamadığındaysa bundan huzursuz olurlar.
Sonunda iki taraf da aynı yerde kaybederler.
Kadın erkeğin yerinde saymasına, erkek kadının artık eskisi gibi olmamasına takılır. Kadın geleceğe tutunur, erkek bugüne. Biri ilerlemek ister, diğeri korunmak. İşte çoğu ilişki tam da bu yüzden yorulur.
En büyük yanılgı şudur; kadınlar potansiyele aşık olurlar, erkekler gerçeğe. Kadınlar bir insanı olabileceği haliyle severler, erkekler olduğu haliyle…
Oysa aşk, birini başka biri yapmak değil, değişirken bile yanında kalabilmektir.
Sevgilerimle…
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ
Mail: [email protected]