Kış günlerini pek sevdiğimi söyleyemem. Çiçekçilerin önünde nergis gördüğüm ve ikindi akşam arası salep yudumladığım günler müstesnâ. Bunlara sobanın arkasında gevşediğim günleri de eklemeliyim. Calvino’nun ‘Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’ romanını tekrar tekrar okuduğum günleri de.
Kış günlerini pek sevmem, evet. Ama kış şiirlerine bayılırım. Cenap’ın ‘Elhân-ı Şitâ’sı, Sezai Karakoç’un ‘Kar Şiiri’, Nâzım’ın ‘Kar Yağıyor’ şiiri, Yahya Kemal’in ‘Kar Mûsikîleri’, Dıranas’ın ‘Kar’ şiiri, Edip Cansever’in ‘kar’lı şiirleri… Şiirin güzelleştirdiği mevsim belki de kış.
Dedim ya, kış günlerini pek sevmem. Soğuk, hiçbir şey yaptırmaz bana. Hiçbir şey yapmak istemem soğukta. Yazın bile elleri üşüyen biri için soğuğun ne demeye geldiğini tahmin edebilirsiniz. Evet, ellerim daima soğuktur benim.
Çıplak çınarlar, tüten bacalar, telâşlı kuşlar, üşüyen köpekler, buğulu camlar, ıslak kaldırımlar, şemsiyeler, eldivenler, atkılar, dudaktan çıkan buhar, kırmızı yanaklar, çamurlu paçalar… Başkalarını bilmem ama benim için kış çiledir. Ve o çileden hiçbir aşk örülmez!
Ama nergisli günler müstesnâ. Çiçekçilerin önünden geçerken gördüğümde kalbimi hızlı hızlı çarptıran, görüntüsüyle kalbime saltanatlı şiirler dolduran, kokusuyla ruhumu hazdan harâb eden, beni aşkların tâ içine çağıran nergisli günler…
Salep içilen ikindi-akşam arası vakitleri. Zamanın ara odasıdır bu vakitler. Orada büyük bir sır söylenir sevgiliye. Orada tarçın kokan bir geçmişin bütün geyikleri, uçsuz bucaksız bir ovada koşar sonsuza doğru. Orada dağların o vahşi orkideleri yazılır kareli defterlere. Orada, sadece orada…
Bir kış ikindisidir. Evden bin bir nazla çıkılmıştır. Hilmi Yavuz’un ‘kış meditation’ları’ şiiri okunarak yola düşülmüştür: ‘ürkek ayak sesiyle kış/geyikler çizen sesimdir/her kelime bir resimdir/sanki bakmaya asılmış’. Bakmaya asılmış bir resme âşık olunmuştur. Ormanda yakılan ateşe daha fazla yaklaşılmıştır. Düşlerdeki ormana…
Bir trene binilmişse, Anna Karenina’daki trenin yardığı karlar içinden nerelere gidilmiştir? O trenin içinde, sayfaları bir mektup açacağıyla açılan kitap kimindir? Pencereden kime bakılıyordur? Ve el sallanıyordur, kime? O tren hangi bilinmedik istasyonda durmuş ve bir ‘hayâl hanım’ın içini ürpertmiştir?
‘Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’, Ada’dan geçerse,
Yârdan geçip Ada’dan geçemezse,
‘Büyük yalnızlığını dünyanın’ unutamazsa,
Hâlini cânânına şerhedemezse,
Konuşmayı bilemezse, bildiğini söyleyemezse,
Aynalıkavak’ta bir ayna bulamazsa,
Uzun Çarşı’da bir kahve değirmeni göremezse,
Garın ıssızlığında kendini kaybedemezse,
Gözünü gözüme değdiremezse,
Bir anlamı var mıdır yıldızlara bakmanın,
Donmuş bir havuzda yüzünü seyretmenin,
Gitmenin ve kalmanın…
Kış ruhu bu, ey okur, kış ruhu; -bu ruhu kargışlayan yazıcıyı bağışla!