Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatamazsın. Önce içine atarsın, sonra susarsın. (Murathan Mungan)
İnsanın hüznünü ve öfkesini dış dünyaya yansıtmama tercihi vardır. Kendi zihninde yaşamak ister bu olumlu veya olumsuz hisleri… Türkçemiz bu duruma “içine atmak” deyimi ile yanıt veriyor… Ben ise “yutkunmak” ifadesini tercih ediyorum… Tercihlerim deyimi değiştirmekle sınırlı kalmıyor ve “yutkunuyorum”…
Yemek yerken veya su içerken bile yutkunurken zorluklar yaşıyorum. Lakin yuttuktan sonra rahatlıyorum. Oysa hüznümün ve öfkemin çilesi bitmiyor… Yutkunurken sabret… Acıyı yaşarken sabret ve tekrar yutkun… Artçılarında bir daha yutkun… Hatırladığında yutkun… Tüm bunlardan sonra sakın yuttuklarını çıkarma ve yine yutkun…
Yutkunmalarımın sefasını sürme umudum var da ya cefası… Yuttuklarım bir yanardağ gibi içimde patlamasından korkuyorum… Bir patlamada en önce ve en ağır faturayı içinden lav saçan dağ öder… Patlamadan bir müddet sonra, yavaş yavaş çevresine zarar vermeye başlar… Etrafından kaçanlar kurtulur oysa dağ ne yapsın? Gölgeden bile kaçılmazken kendisinden nasıl kaçsın?
Yutkunmayı sadece yaşadığım zorluklarda gerçekleştirmiyorum. Sevmediğim durumlarda da işe yarıyor. Misal, uykuyu sevmem ve zaman kaybı olarak görürüm. Uykunun bir sinyali olan ve en olmadık zamanlarda içimizden çıkan “esneme” dürtüsünü yutkunarak engelleyebilirsiniz. Derin bir nefes aldıktan (esnemek değil farklı) sonra yutkunun ve bir anda gelen dürtü kaybolacaktır…
En ağır çatışmaların içine girmek yerine geriye çekilmek için kullanıyorum… Nasıl mı? Dilimin ucundaki, hiçbir özrün kefaret olamayacağı ve yüzyılların bile benim tarihimden silemeyeceğim sözü de yutkunarak en azından şimdilik sindirmiş oluyorum… Bana zarar vererek çıkmaz umarım…
Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyordur. (Chuck Palahniuk)
Hayran olduklarımıza da yutkunarak bakarız. İster nefis bir yemek olsun, ister lüks bir otomobil ya da en büyük cananımız… Yanlarında suskun kalma ve iç geçirme süremiz vardır... İmrenmektendir bu durum; isteğimizin bize ulaşılamaz gözükmesindendir… Oysa söyleyecek ne kadar da çok sözümüz vardır ama biz yutkunuruz…
Bazen de olumsuz tavırlar bitsin diye sabırla yutkunuruz… Hayat mağlubiyetimizin kesin olduğu boks maçı gibidir… Rakibimizde bizden sıklet olarak üstündür… Rakibe attığım yumruklar masaj gibi geliyorsa ve gururun da izin vermiyorsa yere serilmeye çare yok… Maçın sonuna kadar nakavt olmadan yutkunarak sert yumruklar yemeye alışırsın…
“Can boğazdan gelir” der büyüklerimiz… Sadece yeme miktarı için midir bu söz? Ağzımızdan yani boğazımızdan çıkacak bir hata ya hayatımızı bitirir ya da zulme çevirir… “Yutkunmak” ise boğazımıza atılan bir düğüm gibidir ve arada açılan düğümü sıkılaştırmak gerekir…
İnsan sevincinde, özleminde, dertli olduğunda veya heyecanlandığında yani birçok duyguda durumunu biraz daha olumlu yönde geliştirmek için “yolun başında” yutkunur… Demek ki keramet değilmiş yutkunmak; marifet yuttuklarını gönülden “hazmedebilmekmiş”… Size kendi yazdığım şiirle veda etmek istiyorum… Allah’a emanet olun…
Kimse için değil, ruhum için susuyorum,
Ağzımın üstünde kör bıçak buluyorum,
Yutkundukça ben cennete susuyorum,
Çok ağır gelmeye başlıyor, yoruluyorum…
e-mail : [email protected]
