Elimde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanmış Yûnus Divanı var. Kitabı Mustafa Tatçı hazırlamış. Bir hayli zarif hazırlanmış kitap vesilesiyle bir haftadan beri Yûnus’la beraberim. Neden Yûnus, okullarda en az bir dönem okutulmaz. Felsefesi anlatılmaz, tattırılmaz. Baştan aşağı muhabbet demek, gönül demek, Aşk demek Yûnus. İşte Divan’ından can yakıcı birkaç mısra:
‘Aşk eteğin tutmak gerek âkıbet zevâl olmaya
Aşkdan bir elif okuyan kimseden suâl olmaya’

‘Tutun eteklerimden kalkıyorum/Kuşlara doğru ve Allah’a’ mısraında söylediği gibi Dağlarca’nın. ‘Aşk’ kitabından bir ‘elif’ okumak kısmet olacak mı?

‘Aceb aceb ne nesnedir bu derd ile firâk bana
Cânımı serhoş eyledi aşk ağusu tiryâk bana’

Şimdi ne Aşk kaldı ne ağu ne de tiryâk. Yazık ki ‘zevk-i tahattur’ bile yok!

‘Benem ol aşk bahrîsi denizler hayrân bana
Deryâ benim katremdir zerreler ummân bana’

‘Deryâ’yı ‘katre’, ‘zerre’yi ‘ummân’ bellemek! Kelimeleri kifayetsiz kılan mısralar…

‘Kim ki aşk kadehinden bir zerre içdi ise
Ona ne akl u ne us ne esrik ü ne humâr’

Fuzûlî’nin ‘Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür/Ben kimem sâki olan kimdür mey-i sahbâ nedür’ beyti, Yûnus’un mısralarının yeniden üretilmiş biçimi sanki…

‘İşidin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer’

Taşlaşmış gönüllerin tek şifası ‘Aşk’tan başka nedir ki?!

‘Aşk durur âfet belâ döndürür hâlden hâle
Dost elinden piyâle hoş melâmet olmuşlar’

‘Âteş dolu piyâle’ mi bu piyâle? Elbette, başka ne ile dolu olacaktı ki?

‘Aşk kitâbın mânâsın okudum tahsîl kıldım
Aşka gelicek gördüm bir ulu hece imiş’

Elif çizdim kalbime! Döner döner onu okurum ben de!

Yûnus’la başka diyarlardayım.
Bahçelerdeyim.
Bulutlardayım.
Sulardayım.
Kuşlardayım.
Çiçeklerdeyim.
Ateşlerdeyim.
Sessizliklerdeyim.
Aşktayım.
Cândayım.
O’ndayım…