Yazamıyorum. Neyden, nasıl ve neden bahsetmem gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. En az yirmi yazıya başlayıp da devamını getiremedim. Sanki bunun da sonunu getiremeyecekmişim gibi bir his var içimde. Yazamamak üzerine yazmak.
Bir insan neden yazar? Ya da ben neden yazıyorum. Her ne kadar toplumsal bir yük gibi ifade etsem de aslında, çoğunluk egom için yazıyorum. Evet, egom için. Şiiri de yazıyı da egom için yazıyorum. Çünkü egom bana, ölen milyonlarca insan gibi kaybolmamayı emrediyor. Sen herkes olamazsın, diyor. Herkes ölür. Ama herkes ölmez. Ölmeyi hazmedemiyorum herhalde. Egom ölmeyi hazmedemiyor. Bedenin ölmesi değil tabi bu hazmedilemeyen. Yoksa bir insan bedenine en çok ölüm yakışır. Ölüm ki en çok yakışandır bize. Evet, tek anladığımız. Biraz da aşk. Zaten gerçekten var olan iki şey: ölüm ve aşk değil mi?
Yazamıyorum. Belki yazılacak kadar önemli şey olmamıştır, desem. Buna kim inanır? Ben bile inanmıyorken, bu yazıyı buraya kadar okumuş bahtsız mı inanır? Sanmam. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaleti mi olur? Sokakta insanlar boğazlanırken, susmanın asaleti mi olur?
Yazamıyorum. Nasıl bir karabasan bu böyle. Kaburgalarım arasında ben büyüyorum da, kaburgalarım öylece duruyor.
Yazamıyorum. Eminim, büyük büyük yazar veya düşünürler yazamamak üzerine çok süslü şeyler söylemişlerdir. Mesela ‘Yazamamak, ölmektir.’ Ya da yazamamanın sebeplerini bir güzel sıralamıştır, bir koca adam. Ama bir ağırlık, bir his, bir şey. Bu nasıl yazılır? Nasıl anlatılır? Kelimeler o kadar kocaman değil ki. En iyi anlatılmış şey, o gerçek şeyin ne kadarıdır? Dilimin sınırı dünyamın sınırıdır. Sanmam. Hiç kimsenin dünyası bu kadar küçük olamaz.
Kaç kez dedim. Bir yarım saat yaşamaya tüm yazdıklarımı yakar, yıkarım. Bunu düşünmeyen nasıl yazar? Yazmak, yaşayamamak değil mi? Bir bombayı durdurmak imkânı varken, kim eline kalem alabilir? Kaç yazar tanıdım, cephede. Savaşta. Onlar, o gerçek yazarlar. Yaşamak imkânı bulmuşlar. Savaş ya da aşk ya da ölmek.
Yazamıyorum. Hocam, dolu değilsen yazamazsın demişti. Geçen günde, okumadığın belli demişti. İtiraf ediyorum. Uzun zamandır bir kitap bitirmedim. Yazamamak gibi. Okuyamamak. Kaç kitaba başlayıp da öylece bir kenarda bırakmak.
Yazamıyorum. Bir gün yaşamadığım bir koca diyarın sorununu, bir bulanık dürbünle bakarak nasıl yazayım? Yani insanları nasıl kandırayım? Susmanın asaleti böyle olur sadece. Hem de insanlar ölüyorken. Boğazlanıyorken.
Yazmak bir disiplin işidir. Bana ne uzak bir kelime. Disiplin. Yazamıyorum. Belki de bu yüzden.
Yazamıyorum demenin erdemi. Herkes yazmak zorunda değil çünkü. Bunu bilmek, kendini bilmek.
Bir yazar kesmiş bileklerini ve ölüyor olmanın tarifini yapmaya çalışmış. Ölüyorken ve ölmek üzerine yazılanların hiçbir önemi yokken. Yapmaya çalıştığım tam da bu işte. Yazamıyor olmanın tarifi. Yazamıyorken.