Roman olur mu hayatınız?
İçinde siz varsanız değerlidir muhakkak.
Her insan yaşamı kıymetlidir şüphesiz.
Bu değeri katan içgüdü halindeki bencillik ve yaşamımızdan ümitli olan belirsizliktir…
Belirsizlik derken mi?
Hani her gün bir şeyler için kendimize söz verip başka zamana erteliyoruz ya; ertelemezsek verdiğimiz söze sıkı sıkı sarılırsak ne iyi insan oluruz değil mi?
İşte kendimize verdiğimiz vaatlerden doğar meçhul zaman.
Yani bir insan ne kadar zalim olursa olsun kişiyi, “vatandaş” olarak cezalandıramayız ya; yaşama hakkını korumak gerekir.
Zalimliğin süregelen durum olmayacağını ümit ederek yaşatırız insanlığı ve insanlığımızı… Öyleyse aynı ümitten kendimize ne kadar pay düşer?
Yaşayıp gidiyoruz işte, ne biçim sorular bunlar diyorsunuz değil mi?
Daha ne için yaşadığımız için karar verememişiz biz.
Misyonumuz yok, alelade kendimizi kandıran kısa vadeli hedefler koyup suni mutlulukların peşinde ömür geçiyoruz…
Pişmanlıklar ve özlemle dolu bir şekilde heba olup gidiyoruz…
Dini inançlarımız gereği yaşam nedenine “Allah rızasını kazanma” diyebiliriz ama bu söz kaçımızın ağzınıza oturur ve yakışır?
Bu sözü kaç kere yalan, iftira, dedikodu ve benzeri şeylerle kirlenmiş ve samimi tövbenin değmedi dille söylüyoruz?
Korkuyorum; Kendimden ve toplumumuzdan.
Yüzüncü yılını devirdiğimiz Çanakkale Zaferi’ni günümüz insanıyla yaşamak imkânsız.
O zaman ki nüfusun tamamı şehit olmaya razıyken şimdi o cesareti kaçta kaçımız gösterir? Onlar gitsin, bunlar kalsın kavgasına mı tutuşuruz?
Kavga etmeyi geçtim vatan uğruna can vermeyi samimiyetle kabul edecek miyiz?
Gündemi takip edenler bilir, geçtiğimiz günlerde Japon Mühendis KishiRyoichi intihar etti. Sebebi ne geçim sıkıntısı ne de aşk acısıydı.
Ülkemizde inşa edilen köprü halatının kopmasıyla kendisini suçladı ve bizim için en önemli madde olan yaşamaktan kendi hür iradesiyle vazgeçti…
İnancımız gereği intihar etmek en büyük günahlardan biri ama bu durum izin verilseydi eğer, bunu gerçekleştirebilecek cesareti ve onuru kendimde görüyor muyum acaba sorusuna yanıtım en acı bir şekilde hayır oluyor.
Utanıyorum ve ben de neler uğruna yaşadığımı bilmiyor ve bilinmezlikte debeleniyorum…
Zıtlıklar birbirini çeker.
Her renkte siyahla beyazı her sayıda eksiyle artıyı her insanda da yaşamla ölümü muhakkak bulursunuz.
Mühim olan yaşamak veya ölmek değil bunların nasıl olduğudur aslında…
Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz”…
Demek istediğim şu değil tabi ki; haydi gelin intihar edelim.
Diyorum ki ölümü zaten tadacak bedenimizin yaşamasını değerli tutalım.
Geniş ve kutsal değeri olan misyonlar koyalım.
Biz misyonumuzu tamamlayamazsak intihar etmeyelim ama mahcubiyetimiz belli olsun yüzümüzden.
Su yüzüne çıkma patavatsızlığı yerine çoğu insanın puta tapıyor, kedi köpek eti yiyor diye küçümsediği Japonların yarısı kadar onurumuz olsun en azından…
Allah’a (c.c.) emanet olun…
e-mail : [email protected]
