Sakarya’nın da, memleketin de, dünyanın da çok problemi var.
Düşündükçe çıldırası geliyor insanın.
O yüzden ne yapacaksın?
Düşünmeyeceksin.
Ben de düşünmemeye karar verdim.
Keyfime bakmak istiyorum bundan böyle.
Yakamı bırakırlarsa tabii ki…
Ama bırakmıyorlar!
Benim yaşları 50 ila 70 arasında değişen birçok arkadaşım vardır.
Hem de samimi arkadaşlarım, oturup saatlerce hasbihal ettiğim insanlar…
Geçen bunlardan bir grupla karşılaştım.
Bir dövmedikleri kaldı beni.
Neymiş, eften püften yazılar yazıyormuşum…
“Milletin, devletin derdi mi yok oğlum? Şehrin hiç mi sorunu yok? Bunları yazsana makara yapacağına” diyerek haşladılar beni bir güzel.
Tamam da dayicuğum, ben yazınca mı düzelecek memleket Allah aşkına?
Eğer öyle bir garanti verirlerse hemen savaşları bitireyim, barışı getireyim tüm dünyaya.
Aç ve açıkta insan bırakmayayım, fakir fukara garip gureba gün yüzü görsün.
Emekliyi ihya edeyim, esnafı abad edeyim, mazlumu sultan edeyim…
Ama öyle değil işte.
Hem yazmadık mı bu güne kadar?
Yazdık da çare mi buldular?
Yazdık da düzeldi mi sanki tüm olumsuzluklar?
Ne yazayım ben şimdi?
“YGS’de neden 54. sıradayız?”
Bu konuyu mu irdeleyeyim?
Proseför müyüm ben kardeşim?
Eğitim bilimci miyim?
“Niye bu memleketin turizmi gelişmiyor” diyerek karalar mı bağlayayım?
“Belediyeler neden kentsel dönüşüme eğilmiyor” diye paralayım mı kendimi?
“Sapanca Gölü neden korunmuyor” diye düşünüp verem mi olayım?
“Niye Otomotiv Test Pisti Sakarya’ya kurulmuyor” diye bağıra bağıra dolaşayım mı sokaklarda?
“Niye Adliye Sarayı merkezde değil” diye dizlerimi mi döveyim?
“Büyükşehir Belediyesi Dorukkent hattına otobüs koymuyor” diye Kent Meydanı’nda kendimi mi yakayım?
Söyleyin a dostlar kendimi mi yakayım?
Sabahlara kadar yazılar döşensem, 9 sütuna manşetler atsam da ne gam!
Olmayınca olmuyor işte.
Vermeyince Mabud, neylesin Mahmut?
Hem millet bıktı artık bu konulardan.
Kimse tek satır okumuyor Sakarya’nın sorunlarına dair.
Bunaldı insanlar, daraldı!
Siz zannediyor musunuz ki Sakarya’ya otomotiv test pisti kurulmuyor diye insanlar geceleri uyuyamıyor?
Ya da belediyeler kentsel dönüşüm projelerine eğilmiyor diye yataklara mı düşüyorlar sanıyorsunuz?
İnsanların gündemi başka canım ağabeyim.
Dertleri, kederleri başka…
Emin olun eline gazete alıp da, “Hımm bakalım köşe yazarları hangi yaraya parmak basmış bugün” demiyorlar.
O zaman çatlamanın da, patlamanın da âlemi yok!
Gereği ve lüzumu yok didinmenin, tepinmenin!
Biraz yüzleri güldürelim, biraz kafaları boşaltalım istiyorum.
Televizyonlar, gazeteler, radyolar bas bas bağırıyor zaten her gün…
Suriye’de katliam, bilmem nerede açlık sefalet, emeklinin hali, işsizin derdi, çözüm süreci, yeni anayasa, başkanlık sistemi…
Bu tür konularla ütüleniyor zaten insanların kafası.
Kendimiz çalıp kendimiz oynamayalım diyorum yani.
Havanda su dövmeyelim.
Ben bıktım artık dayicuğum?
Falanı filanı eleştirmekten, o sorunu bu sorunu dert etmekten bıktım artık!
Bundan sonra tarzım bu benim.
Herkese mavi boncuk…
Hem de en alasından.
Şehrin sorunlarını usta gazeteciler yazsın.
Yazıyorlar da zaten.
Oturup sosyoekonomik tahliller yapsınlar, siyasete yön versinler.
Şehrin ve şehirlinin çıkarlarını savunsunlar aslanlar gibi.
Ama ben yokum bundan böyle.
Ben mi kurtaracağım bu memleketi?
Kendi derdim başımdan aşmış zaten.
Her türlü haberi yapıyoruz, kimseyi es geçmiyoruz gazetemizde.
Herkesin her türlü sorununa yer veriyoruz.
Köşe yazımız da kusur kalsın.
“Eee böyle gazeteci mi olur?”
Olmasın arkadaş.
Demeyin bana gazeteci bundan böyle.
Şair deyin.
Mecnun deyin.
Hatta meczup deyin bana meczup!