Rauf Memiş: Kayseri’den gelmişti. İrice, uzunca bir boyu vardı. Takımımızın orta sahanın sağındaki oyuncuydu; güçlü kuvvetliydi. Kalender, yardımsever, fedakâr biriydi. Ekürisi Sivaslı Bekir’di; Ahmet İça ve Uzun Osman’la da uyumluydu. Fahri Tuna ile de iyiydi. 
Mevlüt Sarıkaya: Ordu Mesudiyeli Mevlüt denilince aklıma iki kelime, iki kavram gelir: Melankoli ve kopya. Bir de 043. Her zaman aşık, her zaman umutsuz adam. Bir de, her ne kadar yakalansa da kopya çekmekten usanmayan inatçı kopyacı. Rauf’la, Ahmet İça’yla, Uzun Osman’la düşüp kalktığını hatırlıyorum. Bir de Bekir’in ona sık sık sahip çıktığını.
Mahmut Ekşi: Sınıfımızın ‘Kemal Sunal’ıydı o; neşeli, gırgır, yüzü hep gülen, hep güldüren, zeki; ama pek de dersle ilgisi olmayan, Trabzonlu mudur Rizeli midir o tarafı pek bilinmeyen, meşhur ‘Ekşi Ailesi’nin ferdiydi o. Kahvehane ekibinde Rıfkı (Kupa Papazı - 320 ceza puanı) yemekle meşhur olduğundan Kemal Sunal’dan sonraki lakabı ‘Rıfkı’ idi. Arkadan böbrek yatağına dokunanın babasına küfür ederdi. ‘Baba Zeki’nin çırağıydı. Zeki Balçın ile beraber fanatik Trabzonsporluydu, bir de müteahhit adayı. Sonunda Tekelci oldu, hem de Osmanlı’nın kurulduğu Söğüt’te. Misafir ağırlamayı çok seven arkadaşımızın Söğüt’e davet etmediği kimse kalmamıştır herhalde. Hacca da gitti geldi. ‘Tekelci Hacı’ diye takılır olduk ona. O her zamanki gibi neşeli, her zamanki gibi insancıl, her zamanki gibi güler yüzle karşıladı bizi. Saçlarının siyahlığını Kudret marka şampuana borçludur, bir de daha öğrenciyken evlendiği yengemize.
Fahri Tuna: Sınıfın yerlilerinden; Kaynarca kökenli. Sınıfın çılgını. İki lakabı var: ‘46’ ve ‘Filozof’. Sağ ayakla uzun süre sol açık oynadı. Sıra dışılığı ve farklılığıyla, arada sırada ani çıkışlarla hocalara ilgili-ilgisiz bir şeyler sorması, formasından çeken rakip oyunculara çıkarıp formasını vermesiyle dikkat çekti. Bu davranışlarından olsa gerek sınıf numarasıyla anıldığı görülmüştür. Derslerle ilgilenmekten çok arkalarda kitap okuması ve teneffüslerle daha çok şair asistanlar Yılmaz Güney ve Osman Sarı’yla muhabbetleriyle hatırlanıyor. İyi Galatasaraylı. En iyi geçindikleri Ali Uyanık ve Gürsel Kaya. Bekir Sakin, Cedimoğlu ve Bayram Topal’a da yakındı. Edebiyat Fakültesi’ne gideceğine yanlışlıkla mühendisliğe gelmiş deniliyordu.
Mustafa Türengül: Boru gibi sesi, daha o yaşta James Bond çantası ve asistanlara, doçentlere yakın olmaya çalışmasıyla hafızalarımızda yer etmişti. Orhan, Sıtkı, Necdet, Türengül dörtlü çetesinin dublaj sanatçısı olanıydı.
Adnan Yıldız: Sınıfın Adapazarlılarındandı. ‘Baba’ lakabını Zeki Balçın ile birlikte hak ederek alan iki kişiden biriydi. Orta boylu, tıknaz, durgun, akıllı, zeki, muzip bir arkadaşımızdı. Nevin Gündoğar ile birlikte Ali Dilmen Lisesi’nden gelmişlerdi ve Nevin gibi Adnan da çok iyi matematikçiydi, adeta asistanların korkulu rüyasıydı. Hatalarını bulduğu çok olmuştur.
İsmail Hakkı Cedimoğlu: Sinop- Boyabat’tan gelmişti. Sessiz, zeki, uyumlu, saygılı biriydi. Ekürisi Bayram Topal’dı. ‘Şair’ dediği Fahri Tuna ile de arası iyiydi. Uzun Osman ve Rauf’a da yakındı. İyi bir mühendis adayıydı; akademisyenlik kumaşı da vardı, nitekim profesör oldu.
Osman Yücel: Mersin, pardon Adana Tarsus’tan gelmişti. İyi bir sol ayaktı, takımın soliçiydi. Lakabı ‘Asabi’ydi, kırmızı kart görmeden 60’ıncı dakikayı aştığı enderdi. Son zamanlarda tenise merak sardığı ve iyi de oynadığı söyleniyor. Teniste oyundan atılmak yok tabi. Koyu bir Fenerbahçeli, Erdinç’in ekürisi, sempatik, güler yüzlü, cana yakın, herkesçe sevilen bir arkadaşımızdı.
Osman Kozan: Kayseriliydi, sınıfımızda iki Osman olması nedeniyle lakabı ‘Uzun Osman’dı; zira 1.90’ın üzerinde ince sırım gibi, ama daime güler yüzlü, daime iyimser bir arkadaşımızdı Osman Kozan. Herkesle diyaloğu olmakla birlikte hemşerisi Rauf, Sivaslı Bekir ve Ahmet İça’yla daha yakın görüşüyordu. Hiç umulmaz, teskere bıraktı, şimdi albay.
Yusuf Karaosmanoğlu: Sınıfın İzmitlilerindendi. Sınıfın Ali Uyanık ile birlikte iki boksöründen biriydi. Uzunca boylu, uzunca kollu, daima edepli ve iyimser, daima yürüyen biriydi. Ayda bir ayakkabı eskitmekten şikayetçiydi. Bekir ve Rauf’la yakındı. Bir de Bayram Topal ve Cedimoğlu ile. Fahri Tuna ile de arası iyi sayılırdı.
Bayram Topal: Afyon Çay’dan gelmişti bize. Ağır başlı, sakin, zeki, çalışkan, iyi bir mühendis adayıydı. Teneffüslerini genellikle, dersi arkalarda kitap okuyarak geçirmiş Fahri Tuna’ya dersi özetlemekle geçirirdi. Ekürisi İsmail Hakkı Cedimoğlu’ydu. Ahmet İça, Ruaf Rauf ve Uzun Osman’a da yakındı. Adem Arlı’ya da özel muhabbeti vardı. Tam akademisyen olacak adamdı; oldu da. Halen doçenttir.
Zeki Balçın: Trabzon’dan Adapazarı’na yerleşmiş bir ailenin koyu Trabzonsporlu çocuğuydu. İki lakabı birden vardı: ‘Baba Zeki’, diğeri ‘Komünist Zeki’. Her Karadenizli gibi sempatik, esprili, toparlayıcı, lider kişilikli bir arkadaşımızdı. Sınıf takımının teknik direktörü, aynı zamanda kahvehanedeki ‘okey takımı’nın da kaptanıydı. Derslere devamda eksiği olsa bile Tamer, Tayfun, Ceyhun ve Mahmut’la birlikte kahvehaneye devamsızlığına rastlanmazdı. Gömlek yakasına ve kravata karşı tiki olduğundan devamlı yakasını çekiştirirdi. Öğrenciliğimizde bir gün sınıfa gelmiş, ‘dün akşam bir oğlum oldu, adını Burak koydum’ demişti. Hayat Üniversitesi’nde daha başarılıydı. Ertan Yülek hoca her derste Zeki’ye sataşır, ‘Temel böyle ayakkabı bağlar, yok temel şöyle ampul takar’ şeklinde Zeki’yi kızdırırdı. Zeki Sosyalist ekolün de sınıfımızdaki baş temsilcisiydi.
Erdinç Soysal: Trabzon’dan İstanbul’a yerleşmiş bir ailenin çocuğuydu Erdinç. Lâkabı ‘Bacanak’tı. Biz de birbirimize hep ‘Bacanak’ derdik. Sınıf takımızın çok gol atan bir santraforuydu. Aynı zamanda müthiş smaçları olan çok iyi voleybolcuydu. 1.90’ın üzerinde uzun boylu, sportmen vücutlu, yakışıklı, sevimli, dengeli, kalender biriydi Bacanağım. En iyi anlaştığı da Osman Yücel’di. Koyu Beşiktaşlıydı. Derslerle arası çok iyi değilse de arkadaşlarıyla arası iyiydi.
Hilmi Baştürk: Sınıfımızın üç Kayserilisinden (Uzun Osman ve Rauf) birisi olan Hilmi’den aklımda üç şey kalmış: Derslerinin iyi olması, güler yüzlülüğü ve herkesle uyumlu hâli.
Adem Arlı: Bursa İznikli Adem Arlı, denge adamıydı aslında; sessiz, sakin, fedakar, cana yakın, herkese saygılı, problemsiz biriydi. Herkesle diyaloga açıktı. Rauf, Uzun Osman, Ali ve Bekir kadar Orhan’a ve Cedimoğlu’na da yakındı.
Fatma Kozluca: İzmit’ten gelip giden, kumral, ciddi, çalışkan, sevimli bir arkadaşımızdı. Her akşam İzmit’e trenle gittiğinden, son derslerde yüzünden treni kaçırma telaşı hiç eksik olmazdı.
Tayfun Ünal: Manisa Akhisarlı, dünya tatlısı, sempatik esmer delikanlı. Daima Şakacı ve güler yüzlüydü. Kahkahalarını günümüzde Saba Tümer taklit etmektedir. En çok Gürsel, Necmettin ve Ceyhun’la düşüp kalkardı. Sınıf takımının stoperiydi. Iskalarını saymazsak çok başarılıydı. Esmerliği ve o senelerde (1981 olabilir) Kırkpınar Başpehlivanı olan hemşerisi Zenci Mustafa Yıldız’dan mülhem lakabı ‘Çingene’ydi. Ve koyu, çok koyu Beşiktaşlıydı. Baba Zeki’nin okey Kahvehane takımında da ilk dördün değişmez elemanıydı. Endüstri mühendisliği tekniklerini ulaştırma okulunda er eğitimi konusunda uygulayan ilk meslektaşımızdır. Halen kıdemli albay olduğu rivayeti yaygın.
Gürsel Kaya: Sınıfın yerlilerindendi; Hendekliydi. 1.85 boyunda, sportmen (Hendek Gençlikte futbol oynuyordu bir yandan), zeki, çalışkan, güvenilir, saygılı, herkesle iyi anlaşabilen biriydi. Herkese yardım eder, isteyen herkesi çalıştırırdı. Maliyet muhasebesine daha düşkündü sanki. Sınıf takımının kaptanı ve liberosu olması hasebiyle lakabı ‘Kaptan’dı. İyi oyunculuğu ve iyi insanlığı kadar iyi de bir takım kaptanıydı. Sınıftaki Akıncı, Ülkücü, Sosyalist oluşumların dışındaki grubun doğal lideriydi sanki, okuma yanlısı olmasına rağmen kahvehane ekibinden de eksik kalmazdı. İyi bir mühendis kumaşı vardı onda; nitekim ömür boyu iyi bir mühendis oldu. Ekürisi Tayfun’du. Necmettin, Fahri Tuna, Adnan, Ceyhun, Tamer, Orhan, Sıtkı, Necdet, Mahmut iyi anlaştığı arkadaşlarıydı. Bana göre bir tek kusuru vardı: Fenerbahçeliydi.
M. Cihangir Vargel: Lakabı ‘Ferdi Tayfur’du. Zira o yıllarda çok popüler olan ünlü şarkıcı Ferdi Tayfur’a çok benziyordu. Ekürisi Ali Koldaner’le oturur, düşer kalkardı.
Yusuf Mansur: Galiba Balıkesirliydi. ‘Yusuf Hoca’ydı lakabı. Ortadan biraz uzunca boylu, kumral, sevimli, sakin, herkese aynı mesafede durmasını başaran bir arkadaşımızdı. Onu daha çok Ali Koldaner, biraz da Orhan Torkul’la birlikte hatırlıyorum .
Ömer Kurt: Orta boylu, karayağız, Türk bıyıklı, hep sakin, hep kontrollü, edepli bir arkadaşımızdı. Mustafa Toka’nın ekürisiydi; sınıfın iki ülkücüsünden de birisiydi.
Behram Selami: İran Azeri Türkmen’i olan Behram, uzunca boyu, karayağız, sakin, durgun, hep saygılı ve edepli, ağırbaşlı haliyle kalmış gözümün önünde. Bir de Muvaffak’la birliktelikleri. Sınıf listesinde Amerikanca Bahram Salami yazardı, sinir olurduk.
Muvaffak İsmail Ömer: Kerküklü, Kuzey Iraklı Muvaffak. Şivesi farklı da olsa Türk kökenli olduğu için Türkçesi ilk baştan itibaren yeterliydi. Uzunca boylu, sempatik, şakacı, daima güler yüzlü, olumlu bir arkadaşımızdı. Sınıf takımızın da kalecisiydi. İyi de kaleciydi. Fakat geri pasları kaleye buyur ettiğinden savunma arkadaşlarına saç baş yoldururdu. Herkesle uyumluydu. En çok Behram’la birlikte hatırlıyoruz onu.
Üsame Rüveyha: Suriye Arslanı. Üsame arslan demek. İngilizce okunuşu çok dramatikti, sınıf listesinden hatırlıyorum: Osema Rwaha. Orta boylu, mahcup, edepli, saygılı, sessiz, güler yüzlü bir arkadaşımızdı. Türkçeyi sonradan öğrenmenin sıkıntısını git gide aşmış ve okulu da bitirmişti.

İTÜ SMF Endüstri 4.sınıf takımı (soldan ayaktakiler): Cengiz, Tayfun, Ali Koldaner, Ali Taşkent, Tır Hikmet, Muvaffak, Baba Zeki (Teknik Direktör), Kaptan Gürsel, Osman, Hilmi, Necmettin, Tamer. (alt sıra soldan) Saim, Sait, Erdinç, Fahri Tuna, Fatih, Ceyhun, Rauf Memiş. (1982)