Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dinî bir terim olarak umre, ‘Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safâ ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmak suretiyle yerine getirilen ibadet’ demektir.
Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Bunlardan ihram şart, tavaf rükündür. Vacipleri ise sa’y ile tıraş olup ihramdan çıkmaktır.
Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir. Bazı âlimler farz olduğunu söylemişlerdir.
Umrenin Zamanı
Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak, Arefe günü sabahından Kurban bayramının dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekruh görülmüştür.
Umrenin Fazileti
Umrenin faziletine ilişkin bazı hadis-i şerifler vardır. Bunlardan ikisinin anlamı şöyledir:
“Umre, diğer bir umre ile arasındaki günahları siler.”1
“Ramazan’da yapılan umrenin sevabı bir haccın sevabına denktir.”2
1 Müslim, Hac, 437 (Hadis No:1349)
2 İbn-i Mace, Menasik, 45 (Hadis No:2991)
UMRENİN YAPILIŞI
I. İhram
Umre yapmak için ilk önce ‘İhram’a girmek gerekmektedir. Kelime olarak “İhram”, haram kılmak demektir. Normal durumlarda yapılması dinen yasaklanmamış olan bazı iş ve davranışların, hac ve umre yapacak kişiler için belli bir süre yasak kılınması anlamına gelir. Söz konusu yasaklar, umreye niyet edip ihrama girmekle başlar.
Şayet, mekruh bir vakit değilse, iki rekât “ihram namazı”kılınır. Namazın ilk rekâtında, Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”,ikinci rekâtında “İhlâs” sûrelerinin okunması güzel olur. Namazdan sonra niyet edilmesi ve Telbiyenin söylenmesiyle ihrama girilmiş olur.
A. Niyet
“Niyet”, kişinin, yapacağı ibadete zihnen karar vermesidir. Esas niyet budur. Niyetin,“Allahım! Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” şeklinde dil ile söylenmesi de güzel olur. Niyet yapıldıktan sonra Telbiye söylenerek ihrama girilmiş olur.
B. Telbiye
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek.” sözleridir.
Anlamı: “Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın
C. İhram Yasakları
İhrama girildiği andan itibaren ihramdan çıkıncaya kadar “ihram yasakları” olarak ifade edilen bir dizi yasak başlar. Normal zamanlarda yasak olmayan bazı iş ve davranışlardan ihram süresince uzak durulması gerekmektedir.
Harem Bölgesine Giriş
İhrama giren kişiler, içtenlikle dua ederek ve Yüce Allah’ı anarak Harem-i Şerif’e yönelirler. Dışardan gelenler, Mekke’ye vardıklarında kutsal iklime ulaştıklarından dolayı Yüce Allah’a şükrederler.
Mekke’de yine telbiye, dua ve diğer zikir cümlelerini söyleyerek Harem-i Şerif’e giderler. Bunlar söylenmese de olur. Ancak bilenlerin söylemesi güzel olur. Harem-i Şerif, Kâbe’yi çevreleyen mescittir. Tavafa başlamadan evvel Telbiyeyi keserler. Daha sonra “Umre tavafı”nı yaparlar.
BAŞLIKLARLA UMRE İBADETİNİN YAPILIŞI
• [İhrama ‘Niyet’ ve ‘Telbiye’ ile girilir. Erkekler iki parça örtüye bürünür, ayaklarına terlik giyerler.]
• [Hacer-i Esved köşesinin hizasından başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmek/
Not. Hacer-i Esved’in baktığı karşı duvarda yeşil renkli bir lamba vardır.]
• [Tavaftan sonra iki rekât tavaf namazı kılmak. Sonra da kılınabilir.]
• [Safâ’dan başlayarak Merve’ye dört gidiş ve Merve’den Safâ’ya üç dönüş/ Not: Safâ tepeciğinin olduğu yer, Kâbe’yi çevreleyen Mescid-i Haram’da tekli minarenin olduğu yerdir. Diğer minareler çifttir.]
•[Erkekler saçlarının ucundan bir miktar -enaz bir cm. kadar- keserek veya saçlarını dipten tıraş ederek, kadınlar da saçlarının ucundan bir miktar keserek ihramdan çıkarlar.]
Şekil olarak umrenin yapılışı, kısaca böyledir.
MEDİNE-İ MÜNEVVERE
Hz. Peygamberi ve Peygamber Mescidini ziyaret, sıradan bir ziyaret değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin.
Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (Hucurat, 49/2)
“Sakın terk-i edepten,
Kûy-ı Mahbûb-ı Hüdâdır bu.
Nazargâh-ı İlâhîdir,
Makam-ı Mustafa’dır bu.”
Nâbî
“Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb sûresi, 33/21)
“Dostlarım!
Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
ölüp toprak olduktan sonra
toprağımı testi yapın ve onunla
Sevgiliye su sunun.”
(Su Kasidesi/Fuzuli)

“Allah yanındaki değerin,
O’nun, senin yanındaki
değeri kadardır.”
[İbn Ataullah İskenderî, el-Hıkem]
MANEVî ATMOSFER
Mescid-i Nebevî’nin huzurlu ortamında, âlemlere rahmet Allah elçisinin kuşatıcı rahmetinin atmosferi, mü’minleri hoş bir bahar serinliği gibi sarar. Frekanslarını bu maneviyat ortamına ayarlayabilenlerin yaşadığı manevî zevkin boyutları, tahmin kalıplarına sığmaz. Bu manevî atmosfer, ruhen en kirli insanları bile bir çırpıda arıtabilecek güçtedir. Ancak bu atmosferi soluyabilmek için frekansların bu atmosferin frekanslarına ayarlanması gerekmektedir. Onun için Peygamber mescidine frekans ayarı yaparak gitmeye büyük özen göstermelidir.
Kibir, gurur, kendini beğenmişlik, başkalarını küçük görme, gösteriş, bencillik, kin, nefret, haset, yalan / dolan gibi dalgalarla hiç tutmazmış Mescid-i Nebevî’nin frekansları. Bilenlerin anlattıklarına göre, işlenen günahlardan dolayı duyulan pişmanlık, tövbe, istiğfar, mahviyet, yapılan kötülüklerden ötürü duyulan mahcubiyet, ihlâs, samimiyet, içtenlik, manen arınma tutkusu ve günahlara dönmekten ateşe girmekten korkarcasına endişe duyma gibi özelliklerle tutarmış Mescid-i Nebevî’nin bu manevî atmosferinin frekansları.
Mü’minler denizinde bir damla olmanın heyecanını yaşayanların ve bu denizin bir damlası olmayı nasiplerin en büyüğü sayanların frekansı tutarmış Peygamber mescidindeki manevî atmosferin frekanslarıyla.
Mü’minlerin derdiyle dertlenmeyen, kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen, komşusu açken tok yatan ve Allah için sevmeyenlerinki ise tutmazmış.
SON SÖZ
Bu duygu ve düşüncelerle, kendi durumunun bir muhasebesini yaptıktan sonra söz verir kendi kendisine, âdeta Allah Resûlü’nün mübarek elinden tutarak bey’at edercesine: “Hiçbir şeyi Allah ve Resûlü’nün önüne geçirmeyeceğine” (Hucurat sûresi, âyet: 1), “Allah ve Resûlü’ne itaat edeceğine”, bundan böyle bütün hayatında “Resul ile birlikte yol tutacağına” (Furkan sûresi, âyet: 27), onu kendisine “güzel bir örnek edineceğine” (Ahzâb sûresi, âyet: 21) dair söz verir, bey’at eder.