Üç aylar hakkında kaynak bilgilerin tartışmasına girecek değilim. Zira Mekke ve Medine de bu ayları ve kandil günlerine rastladıysanız, diğer ay ve gecelerden bir farkı yoktur. Sessizce gelir ve giderler. Camilerde özel program ve temsiller yoktur. Bu doğru veya yanlıştır tartışmasının içine müdahil değilim.
Çeyrek asrı aşan (36 yıl) İmam hatiplik görevim esnasında gördüğüm ve edindiğim tecrübemi eksiği olsa da aksettirmeğe gayret edeceğim. Bizden evvel miras aldığımız örnek şudur; Camiler de bu kutsal gecelerde mevlit, vaaz ve Kur’an kıratı ile tevbe istiğfar ve dualarla bazen de tesbih ve teheccüd namazı kılınarak eda edilir. Bunların hiç biri dinde olmayan ibadetler değildir. Devlet televizyonu da serbest seçim sonuçların dan itibaren bazen naklen bazen de banttan yayınla kandil programları yayınlamaktadır. İlk mevlit yayını hükümet krizine sebep olurken, şimdi ise TRT ve Diyanetin ortak bir dini kanal oluşturulduğu günlere geldik.
Recep, Şaban ve Ramazan aylarında yer alan dört kandil ve mevlid kandili bizim toplumuzda sanki bir Cuma namazı gibi katılımla eda edilmektedir. Bu gecelerin yatsı namazların da camiler dolarken, maalesef sabah namazlarında ve diğer vakitler de ise hüsran yaşanmaktadır. Sabahı olmayan geceler, beklenen ve kutlanan kandiller midir? Gece yanan minare kandilleri sabah söndüğünde, şahitleri maalesef uyku gafletindedirler
Cemaat hakkında kesin kanaat ve görüş bildirmek onların hakkıdır. Fakat benim hissettiğim şunlardır. Bu gecelerin toplumda bir karşılığı elbette vardır. O günlerin oruçlu olunması ve iftarıyla ayrı bir lezzet oluşturmaktadır. Bilhassa kadınların bu günlere ayrı bir anlam kattığının farkındayız. Ekmek satışlarından, lokantada ki yemek satışlarının azaldığı dükkân sahiplerinin bir beyanıdır. SMS ve gazetelerde ki kandil tebrik ilanları da basının kazanç ve hizmet alanına düşmektedir.
Bu ay ve gecelerin psikolojik ve sosyolojik yönünün cidden alınması gerekmektedir. Dinin özüyle, bu gecelerin şuurunu maalesef birleştiremedik. Kendi zannımızla, kendimizi kandırmaya koşmaktayız.
Bu gecelerde paket “af programı” arayışı, hayatımızın diğer günlerini es geçmemize sebep olmuştur. Bu geceler af geceleri olarak kabul görünce, sabahında kaldığımız hayata bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Gecenin sabahında değişiklik yaşanmıyor. Kandil öncesi ve sonrası değişim fark edilmiyorsa, kandilin kazanımı ne olabilir? Söz gelimi aile içi iletişimde, ticari davranışlarında, iş ve görev ahlakında, trafikten yeme içmeye kadar hayatın değişen kısmı nedir?
Geceler karanlık için değil, aydınlığa ulaşmak için ilk adımdır. Hayatını münevver kılamayan gecenin karanlığı devam ediyor demektir. Bu gecelerin gündüze etkisi yok mu? İmanda, muamelatta ve ahlakta değişim azın azında mı kalmalıdır? Evet, geceler kendimizi kandırmaya ve teselliye değil, yarınların istikametine vesile olmalıdır.
Eğer affolunduğumuza inanıyorsak, kirlenmemeye dikkat etmeli değil miyiz? Üç ayları, üç günlük dünyanın faniliği içinde algılayıp tüm ömre manevi lezzet katmalıyız.