Sevgili Okurlar,
Bu pazar günü, sizlerle birazda ‘Avrupa Türklerini’ konuşmak istiyorum.. Hani bir çoğumuzun ‘gurbetçi’, bir çoğumuzun ‘Alamancı’ bir çoğumuzun ‘gavurcu’ dediği yakınlarımızın, dostlarımızın, arkadaşlarımızın yaşadığı Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Türklerden söz etmek, umarım sizleri sıkmaz..
Birçok yazımda belirttiğim gibi Avrupa Türkleri, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası.. Aradan yıllar geçmesine rağmen, bu birliktelikten, bu sevgiden zerre kadar bir ayrılık, gayrılık yok! Sadece algılar, sadece uzakta olmanın verdiği, ‘uzakta olan, gözden de ırak olur’ anlayışının egemen olduğu bir durum söz konusu..
Değişen dünya ile Avrupalı Türklerde değişti.. Bir habbe ekmek parası için gittikleri ülkelerde, giydikleri siyah takım elbise, beyaz gömlekler yerini yeni kostümlere bıraktı..
Gramofon, radyo, teyp, CD’ler artık yerini dijital dünya ürünlerine bıraktı. Her bir Avrupalı Türk vatandaşlarımızın sahip olduğu birbirinden lüks otomobiller gerçekten göz kamaştırır oldu..
Türkiye’de birbirinden farklı apartmanlar dikenler, birçok daire ve arsa satın alanlar, hatta Türkiye’de iş yapanların sayısı da az değil..
Hani siyasilerimiz derler ya,’nereden, nereye?’
***
Bakınız, benim yaşadığım Belçika’da, 230 Bin Türk vatandaşı yaşıyor.. Başta Afyonkarahisar olmak üzere, Konya, Eskişehir, Kayseri, Karaman, Trabzon, Sakarya ve diğer illerden insanlarımız ülkenin farklı bölgelerinde yeni bir hayatı benimsediler..
1963’lü yıllardan itibaren Belçika’ya gelenlerin sayısı gittikçe artıyor. Son verilere göre, on yılda Türkiye’den Belçika’ya 36 bin 800 Türk vatandaşı göç etti.
Bir kere daha söylüyorum, Türkiye’den son on yılda Belçika’ya tam 36 Bin Türk vatandaşı göç etti..
Başta,7evlilik, aile birleşimi, iş kurma, öğrenci, memuriyet ..’dolayısıyla Belçika’ya gelip yerleşenlerden maada, kaçak olarak gelenlerde söz konusu..
Bir şekilde Belçika’ya gelen ve iltica edenlerden de burada söz etmeliyiz..
Belçika’nın durumu, diğer Avrupa ülkelerinden çok iyi değil..Ülkede  beşli bir koalisyon hükümeti var. Hükümet ekonomik önlemler yanında, ülkeye gelen yabancılar konusunda da sert tedbirler almaya devam ediyor..
Hani Türkiye’de siyaseten ‘koalisyonlardan’ şikayet edenler,Belçika’da yok.. Öyle hükümet kurulmuş, kurulmamış kimsenin umurunda değil.. Hatta bir defasında 540 gün hükümet kurulamadı.. Hükümetin kurulamaması hiç ülke gündemini meşgul etmedi..
Neden mi?
Güçlü bölge ve yerel yönetimler ile yerleşik bürokrasi, bu açığı öne öne çıkarmadı..
Yani ‘Monarşi’ ile yönetilen Belçika’da, Federatif yapı içinde hep iktidarda koalisyon hükümetleri icranın başında yer alıyor..
Öyle Türkiye’deki siyasiler burada,‘mız, mız’ ağlamıyor..Öyle ‘sistem- mistem’ tartışması da yok! Siyasiler, halka da kendi doğrularını dayatmıyor!..Tüzük ve programları neyse o! Yani buralarda ‘ ben bilirim.. Ben yaparım’ anlayışı yerine,yerleşik siyasi anlayışlar egemen.. Hemen söyleyelim ki, Belçika’da ‘Monarşi’(*) yapı içinde Kraliyet Ailesi sembollük olarak, ‘Yasama, Yürütme, Yargı’ üçlemi içinde sembollük olarak yer alıyor..
Yani burada sözü,  yine siyasiler söylüyor..
Ülkede bu yapı içinde, güçlü bir denetim var..
Az bir şaibe altında olan siyasinin yaptığı ilk iş, istifa edip, adli mercilerin vereceği kararı beklemek oluyor..
Bu yapı içinde, elbette Belçika’da yaşayan Türklerde yerini aldı..
Bugün Federal Parlamento’da; 4 Türk kökenli milletvekili görev yapıyor.. Emir Kır, Özlem Özen(PS), Fatma Pehlivan(SP:A), Veli Yüksel(CD&V) ve Zuhal Demir’in(N-VA) yanı sıra Brüksel Parlamentosu’nda Emin Özkara,Hasan Koyuncu, Şevket Temiz( PS), Mahinur Özdemir(Bağımsız) ve Flaman Parlamentosu’nda da Güler Turan(PS.A) görev yapıyor.
Yerel yönetimlerde ise Brüksel Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır(PS) dışında çeşitli belediyelerde 13 Belediye başkan yardımcısı 92 belediye meclis üyesi seçim yarışını kazandı..
Anlatmak istediğim, Türkler, dünden bu yana, her alanda artık kendilerini göstermeye başladılar..
İşçilikten iş adamlığına yükselen, bürokraside görev alan, siyasette adını duyuranlar kadar üniversitelerde öğretim üyesi olan aydınlarımız var.
Sivil örgütleri ile kurumsallaşmış bir durumda olan Avrupalı Türkler, son 16 yılda gittikçe, ayrıştı, kutuplaştı ve birbirine uzak durmaya özen gösteren bir yapıya büründü!
Eskiden ‘milli’ konular söz konusu olduğunda bayrağı alıp yürüyüşe katılanlar, bugün artık kılını bile kıpırdatmıyor!?
Son olarak, Hocalı Katliamı’nın 25.Yıldönümü için Brüksel’deki AB Vadisi’nde toplandık.. İnanın 20 kişi zor bir araya geldik. Türkiye, Azerbaycan, KKTC ve Türk cumhuriyetlerinin bayraklarının taşındığı bu anma ve protesto mitingine katılan eski Belçika Türk Federasyonu Başkanı Kenan Dağgün, Azerbaycan Devlet Temsilcisi Gafar Aliyev’e bir dosya sunarak, geçmişte Azerbaycan için yapılanları anlattı. 6 Şubat 1992 tarihinde Bakü Katliamı sonrası, Brüksel’de gerçekleştirilen ve büyük bir kalabalığın katıldığı mitingi anlattı.. Gözlerim yaşardı.. Bir gazeteci olarak Belçika’da yaşayan Türklerin son 33 yılına tanıklık eden bir gazeteci olarak, toplumumuzun bu kadar ayrıştığına tanıklık etmemiştim!..
Bunun elbette çeşitli nedenler var..
Bir kere siyasi, dini, bölgesel ayrılıkların bunda büyük etkisi görülüyor.. Eskiden ‘devletine bağlılık’ diye bir esas vardı.. Şimdi bunun yerine ‘partici, partizan, ayrıştırıcı’ bir anlayış geldi. Buna dini ve bölgesel ayrılıkları da eklediğinizde durumu daha iyi anlamak mümkün..
Durum böyle olunca, başta Almanya olmak üzere diğer ülkelerde harekete geçti.. Başta Diyanet kurumları hedef alındı.. İmamlara mercek tutuldu ve ‘ajanlıkla’ suçlanır oldular..
Buna ‘FETO’cu avı’ da eklenince, işin boyutu dahada karardı.. Türkiye’deki siyasi hesaplaşmalar ise, bu işin tuzu, biberi oldu!..
Türkiye’de iktidarı hedefe koyan ülkeler, bu bağlamda kendi ülkelerinde yaşayanları gündeme taşıdı..
Var- olan ‘İslamofobi’ olaylarına şimdi ‘Türkofobi’ ve ‘Erdoğanofobi’ karalamaları da eklendi!..
Şu an başta Almanya olmak üzere, Hollanda, Avusturya ve Belçika’da Türkiye karşıtlığı, Türkleri gelecek endişesi içine soktu..
İşte bu noktada, Türkiye bir başka hamle yaparak, politikalarını kendi insanının geleceği açısından değiştirmeli..
‘Devlet ve parti’ kavramları tekrar ayrı ayrı değerlendirmeli.. Dini kurumlar, büyükelçilikler, başkonsolosluk, bir partinin merkezi olarak değil, bir ülkenin temsilcilikleri olarak görülmeli..Eski yerleşik anlayışa dönülmeli..
Kendilerini partili yerine koyan, böyle hareket eden ve sürekli Ankara ile temasta olan, olmadık şekilde insanımızı karalayanlara meydan verilmemelidir.. Hele de yurtdışındaki temsilciliklere partici zihniyetin mensupları tayin edilmemeli ve buralara gerçekten vatanını, ülkesini, insanını seven, liyakat sahibi insanlar görevlendirilmelidir..
Yurt dışındaki insanımızı, vatandaş olarak görmeli ve buralarda partici zihniyetten uzak, herkesi kucaklayan ve her ülke ile iyi ilişkiler temelinde politikaları benimseyen anlayışlara çok ihtiyacımız var..
Bu 16 Yılda, Yurt dışında yıkılan Türk imajı için hala vaktimiz var.. Bunun için söylemlerimiz, hareketlerimiz ve verilen mesajların önemi çok büyük..
Öyle bir kalem de ‘Avrupa bizi almazsa, almaz’ deyip işin içinden çıkamazsınız!?
Avrupa’da yaşayan 6 Milyon Türk vatandaşı, 3 Milyon Suriyeli değildir..
Lütfen herkes, ama herkes sorumluluğunun bilincinde olsun!
Nasırlı eller ile  Cumhuriyet kazanımları ile elde ettiğimiz bu dostlukları bir daha kurmamız, geliştirmemiz zor olabilir!..
Maalesef bu işler ‘Türk’ün dostu, Türk’ diyerek bitmiyor!
Avrupa’da olup bitenleri iyi anlayalım!
Zira buralarda işler iyi gitmiyor!