Güzelim ülkemin gündemi dalgalı deniz gibi öyle değil mi? Bir bakmışsınız hiç aklınıza bile gelmeyecek konular bir anda gündeme geliveriyor. Özellikle hassas mevzular üzerinde çok duruluyorsa bilin ki bir kanun tasarısı ile karşı karşıyayız.
Bu olayı yadsıyamayız geçen yazımda belirttiğim gibi siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayıştır. Bu özel görüş ve anlayışa sahip olanlarda uyguladıkları siyasi manevralarla kendilerinin doğru olduğuna inandıkları sistemi kaşla göz arasında kabul ettiriverirler. Burada iş muhalefete düşüyor. Siyasi manevralar karşısında akıllı olup muhalefet yapmanın sadece bağırıp çağırmak olmadığını göstermeleri gerekiyor.
Ne var son günlerde gündemde? İdam mevzusu!
Bu ara hangi yasa tasarısı mecliste kabul edildi? Büyükşehir yasa tasarısı. Şimdi buradan şunu söylemek lazım. İdam mevzusunu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gündeme getirdiğinde geçmişi iyi bilenler hemen şunu anlayacaklardır. Başbakan 2001 yılında yaptığı açıklamada yollarının AB olduğunu ve bununla alakalı donmuş olan müzakere maddelerinin yeniden açılacağını belirtmişti. Bu vesileyle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından idam ile ilgili alınan örnek kararlar ve bu kurumun yapısı nedeniyle de idam kaldırılmıştı.
Yani aslında bizim idam mevzusu birazda Avrupa Birliği ile bağlantılı. Başbakan hatırlıyorsanız Avrupa Birliği’ne “Eğer 2023’e kadar bizi tam üye olarak kabul etmiyorsanız. Bu tarihten sonra almanız herhangi bir anlamı ifade etmez demişti”
Güney Kıbrıs’ın dönem başkanlığı neticesinde zaten şu anda müzakereler donmuş durumda. Yani AB ile şu an tarımsal tabir ile nadas dönemini yaşıyoruz. Bir de AB Uzmanı olarak sizlere bir tüyo vermek isterim. 2020’ye kadar AB üyesi olma şansımız yok. Dolayısıyla geriye sadece 3 senemiz kaldı gibi gözüküyor.
Neden mi 2020’ye kadar üye olamayız?
Avrupa Birliği’nde, muhasebe literatüründeki bütçenin adı “ Mali Çerçeve’dir”. Bu mali çerçeve bizim kamu kurumlarındaki gibi yıllık olarak hazırlanmaz. 7 yıllık bir sürece kapsar. Yazılarımı ve basınımıza konu ile ilgili yaptığım açıklamaları takip edenler bileceklerdir. 2007- 2013 dönemini kapsayan IPARD’a ( Kırsal Kalkınma Programı ) Sakarya’nın alınmaması ile ilgili açıklamalar yapmıştım. İşte bu 2007-2013 yılları arası olan dönem AB’nin mali çerçeve dönemiydi. Bu dönemde bizim üyeliğimiz ile ilgili herhangi bir tasarruf söz konusu değil sadece yapısal fonlar ve topluluk programlarından aday ülke olduğumuz için yararlanabiliyorduk.
Şimdi AB 2014-2020 Mali Çerçeve programını yani bizim tabirimiz ile bütçesini hazırladı. Yine bu dönem içerisinde Türkiye’nin üyeliği ile ilgili bir tasarruf söz konusu değil. Bu ne demek? Üyelik serüvenimiz daha devam edecek gibi duruyor.
Zaten idam konusunu Başbakan’ın şu anda konuşmasının temel unsurlarından bir tanesi de bu. Çünkü o da gayet iyi biliyor ki süreç 2020’ye kadar zaten sıkıntılı durumda. Eğer bizde Hırvatistan’ın bulunduğu konumda olsaydık Başbakan yine aynı idam çıkışını yapabilir miydi? Bunu da sizlerin yorumuna bırakalım.
NOT: Bir de kamuoyunda şöyle bir yanılgı var onu da köşemizden düzeltelim. Biz Türkiye olarak AB bütçesine mali kaynak aktarmıyoruz. Çünkü bütçenin gelir kalemleri tamamen üye devletleri kapsamakta. Ülkemiz sadece kendisinin de faydalandığı yapısal fonlar ve topluluk programlarına maddi katkıda bulunuyor ki bu AB’nin bütçe kalemlerini oluşturmuyor.