Yine bir yerel seçim kapıya dayandı... Adnan Menderes’in siyaset jargonuna kazandırdığı o ifadeyle, artık ‘seçim sath-ı maili’ne girildi.

Sözlük anlamıyla; bir defa seçim ortaya çıktığı zaman, ondan kaçış olamayacağı, aynı bir eğimli düzeyde olduğu gibi herşeyin, herkesin seçime doğru, seçim için hareket edeceğinin ifadesi ya da artık seçim kapıya dayanmışsa hiçbir parti ya da siyasetçinin bundan kaçmasına imkan olmadığıdır...

Yapılacak işler, bekleyen yatırımlar, projeler, çözüm bekleyen sorunlar gölgede kaldı. Gündem artık yerel seçimler… Kimseden bir şey istenmiyor. Herkes hazır cevap; ‘Hele bir seçim geçsin’... Sanki seçim bir anda herşeyi yoluna sokacak!

Şu sıralar, ‘aday adaylığı’ patlaması var! Partilerin kapıları ‘belediye başkanlığı’ hâyâliyle, hizmet için yanıp tutuşan(!) aday adayları ile aşınıyor. Süresi dolan mevcut başkanların ise sıkı sıkı yapıştıkları o koltuklara veda etme zamanı yaklaşırken, oralara talip olanların yarışı sergileniyor şimdi...

“Bu ülkenin politika yapan insanlardan ziyade, halka hizmet edecek insanlara ihtiyacı var” desek, kimin umurunda...
...

‘İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır’. 

Kim bu memleket için samimiyetle hizmet vermiş/verecekse ecrini; kim de hak yemiş, hukuk çiğnemişse cezasını görecektir...

Başkanlık gibi bir hizmetin ne anlama geldiğini bilen, buna asla talip olmaz. İdareye talip olmaya mangal gibi yürek gerek! Cesaret, feraset, basiret, vicdan, adalet, liyakat...

Ama yıllardır görülen o ki; yeni adayların ya bu işin vebal ve cefasını bilmediği ya da bilerek sefasının peşinde olduğu... Mevcut başkanların yeniden aday gösterilmeyi beklemeleri ise, işin cefasında değil, sefasında olmayı sürdürme isteğidir... 

Oysa bizim inancımızda, işin şuurunda olanlar aday olmaz, aday yapılır!

...

İslam, bireysel bazda yaşanır olmadan, bireysel teslimiyet ve tekâmül gerçekleşmeden ne cemaat olunabilir ne emir olur, ne de devlet kurulur. 

İçlerinden hangisi emir olursa olsun fark etmez, tıpkı peygamberin ölmeden önce sefer için hazırladığı, içinde Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Halit b. Velid vs. sahabelerin olduğu orduya on sekiz yaşındaki Usame’yi komutan ataması gibi...

Bireysel tekamülünü tamamlamış bireylerin oluşturduğu topluluklarda emirler, topluluğa hizmet için seçilir ve ona, “yanılır da saparsan seni kılıçlarımızla düzeltiliz” denilir, zira sapmayı fark eden tek kişide olsa, karşı çıkacak gücü ve yüreği vardır. Cemaati ve devleti önceleyen topluluklarda ise seçilenlere hizmet edilir. Seçilenler de onlara tahakküm eder. Saparsa da yaptıkları tevil edilir zira karşı çıkacak güçleri ve yürekleri yoktur.

...

İslam medeniyetinde devlet idaresi konusunda Hz. Ömer büyük bir çığır açmıştır. Devlet mekanizmasının oluşması için yaptığı icraatlar, büyük bir imparatorluğun ve medeniyetin doğuşunu derinden etkilemiştir. Yenilikçi devlet yönetimi anlayışının yanı sıra, iki özelliği onun büyük devlet adamları arasına girmesine neden olmuştur. Birincisi, adaletli ve hakkaniyetli devlet yönetimi. Diğeri de yönettiği halkıyla etkileşim içinde ve eleştiriye açık olmasıdır.

Mehmet Akif, Hz. Ömer’in adalet anlayışını şu dizeyle anlatır: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer’den onu”.

O, bir halife olarak ülkede meydana gelen en küçük haksızlıktan dahi kendini sorumlu tutmuştur.


‘Eğri kılıç’ ne demektir?

Hz. Ömer camide hutbe verirken, şöyle demiştir: “Ey cemaat, ben hata edersem, eğilirsem ne yaparsınız?”

Camide bulunan bir sahabi ayağa kalkar, “seni bu eğri kılıçlarımızla düzeltiriz” der. Bunun üzerine de Hz. Ömer şöyle dua eder: “Allah’ım, Sana hamdolsun. Ömer eğrildiği zaman, bu cemaat içinde onu düzeltecek kişiler var.”

Bu, devlet yöneticisi için şükredilecek kadar önemli bir nimet olsa gerektir ki, Halife Hz. Ömer bunun için dua etmiştir.

Eğri kılıç metaforu bu hikaye üzerine doğmuştur.

Halife seçildiğinde Hz. Ebubekir de yaptığı ilk konuşmada şöyle demiştir:

İyilik yaparsam bana yardım ediniz; kötülük yaparsam beni doğrultunuz. Doğruluk emanet; yalancılık ise ihanettir.”

Şimdi, bu müslüman ülkede seçen ve seçilen oturup bir düşünmeli, değil mi?

…


24. Vali Nayir

1954 yılında il oluşundan bu yana Sakarya’nın 24. Valisi olarak görevine yeni başlayan Ahmet Hamdi Nayir, bütün faaliyetlerin insan ve çözüm odaklı yürütüleceğini, kamu görevlerinde, idarelerindeki bütün kurumların öncelikle halkın en acil ihtiyaçlarından başlayarak çalışacakları mesajını verdi. Ayrıca, başta valilik olmak üzere kaymakamlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının halka açık, halkın taleplerini dinleyen, ulaşılabilir makamlar olması gerektiğini söyleyerek, ideal bir idareci profili çizdi. 

Soyadı, “Dost, sağduyulu, algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişilik” anlamına gelen Vali sayın Nayir’e, "hoşgeldiniz" ve "hayırlı olsun" diyerek, kolaylıklar diliyorum.