Demet Akalın konseriyle! Şaka yaptım. Konserle monserle kurtulmaz bir şehir. Anadolu Ajansı "Kurtuluş şenliklerinin en büyük sürprizi ise Demet Akalın olacak. Söylediği şarkılarla ve çıkardığı son albümlerle müzik listelerinin zirvesinde kendine yer edinen Demek Akalın'da Sakaryalıların kurtuluş sevincine ortak olacak." diyor.

 

Neymiş? “Demek Akalın’da Sakaryalıların kurtuluş sevincine ortak olacak”mış. Gerçekten büyük sürpriz oldu! “Kaç”a peki? Ortak olacak ya. “Ne kadar”a? Sahneye çıkmadan parasını ödeme de bak bakalım neyine ortak oluyor “sevilen” şarkıcı?

Acaba hangi resmi kuruma ait bu dil, bu Türkçe? İmla hataları Adapazarı Belediyesi’ne mi aittir yoksa Anadolu Ajansı’na mı? Ayrı bir “kurtuluş” meselesi, “dil” meselesi. “Dil Devrimi” denince tüyleri diken diken olanların kaçı, anadilini, Türkçe’yi, doğru düzgün telaffuz edebiliyor, akıcı, etkili yazabiliyor, konuşabiliyor?

“Fenerbahçe”li Engin Gündoğar’a not: “Galatasaray”lı Engin Ardıç’a bir sorsana, dil devrimine kadar Arapça, Farsça ya da Osmanlıca okuyup yazmayı Mekteb-i Sultani’de kaç “Türk” öğrenmiş? Sor sor, çekinme. “Engin zekası” kesin bir cevap bulur.

Kendi dilini konuşmayı başaramayanların hazin sonu, Eurovision’daki ilk ve tek birinciliğini İngilizce şarkı söyleyerek kazanmak. En son “kardeş ülke” Azerbeycan kazandı yarışmayı. O kız benziyor mu Azeri’ye? O yanındaki oğlan? Şanghay batakhaneleri o model kızlarla, Amsterdam barları o biçim oğlanlarla dolu.

“Cihatcım,” diyorum kendi kendime, “Sana ne Kurtuluş Şenlikleri’nde kimin şarkı söyleyeceğinden?” Süleyman Dişli de seni “düşman” sanacak şimdi! Kime diyorum? Cihat Zafer’e. Bravo. Tam adamına diyorum. Yahu ben bu Cihat Zafer’in “cemaziyel evvel”ini bilirim. Çark Mesire’yi “Hyde Park”a benzettiği yazısında da “şarkı”lara takmıştı bu. “Haydi bir daha” diye başlık attığı yazısını, beklenenin aksine “tokmak”ı muhalefete denk getirerek, “Vur şu davula, bir daha bir daha” diye bitirmişti. İlle muhalefet edecek ya! Korkmadan, çekinmeden Ak Parti’yi, politikalarını, Uzunçarşı’nın, Çark Caddesi’nin “kör yolları”nı eleştiren, otobüs plakasına “tesadüfen” denk gelen “ZT” harflerini Zeki Toçoğlu’nun baş harfleriymiş gibi okura yutturmaya çalışan bu değil mi? Yine yaptı bak yapacağını. Soruya bak şimdi: 1994’ten önce, solcu belediye, Kurtuluş Şenliği’nde Demet Akalın konseri düzenlese, ne derdiniz? İnsanlar aç, çocuklar eğitimsiz, vatandaşın su parasıyla konser mi olurmuş, memleket böyle hoplaya zıplaya mı kurtulmuştu, ecdad, vatan, millet, Sakarya… demez miydiniz?
Cihatcım, öğrenemedin ne yazacağını, nasıl yazılacağını! Zamanlaman kötü. Niyetin de kötü. Ne olur yani, eğlenmeye hiç vakti olmayan, üniversite sınavlarında her sene rekorlar kırarak ülke çapında dereceye giren, haftanın 6 günü aralıksız çalışan, kitap okumaktan kafası kazan olan gençlerimiz “kurtuluş günü” bari eğlenebilseler! Belgesel, haber, yorum izlemekten bitap düşen halkımız senede bir gün bir popçu görse! Ne var yani? “Hayalim üç kelime/ O da şöyle / Evli, mutlu, çocuklu” diye çığıran, “ev”li olmasa da “mutlu” olma ihtimali yüksek ama “çocuklu” olmadığı kesin Demet Akalın’ın mini eteği, bilgisayarla, internetle tek alakası feysbuk’ta koca aramaktan ibaret kızlarımızın başörtüsüyle buluşsa! Çok mu yani?
Ah Cihatcım ah. “Büyük Konuk” diye atsana yazının başlığını. Sayın valimizin canlı yayın konuğun olacağını söylesene. 20 Haziran’da desene. Pazartesi saat 17:15’te Kanal A’da, Ekonomi Gündemi’nde desene. Vali Mustafa Büyük’ü, sadece Sakarya Valisi olarak değil, MARKA başkanı olarak ağırlayacağını, bundan mutluluk duyduğunu yazsana. Öyle değil mi zaten? Öyle. Sakarya’nın sorunları neler, fırsatlar neler, yapılması gerekenler, başarılanlar, aşılamayanlar neler? Sakarya nasıl kurtulacak, valimize sormayacak mısın? Evet. Eeee? Bu ne şimdi? Kendi işine baksana. Sakarya’nın “gerçekten” “kurtulması” için çalışsana sen.
Siz benim kusuruma bakmayın sayın valim. Hoş görmek “büyük”lüktür. Lütfen gelin ve bizi aydınlatın.