Mısır’da Firavun Sisi acımasızca saldırıya geçti… Adeviyye Meydanı’nı dolduran yüz binlerce Mursi yanlısına, havadan helikopterlerle kurşun yağdırdı acımasızca…
Dünyada hiçbir zalim hükümdar yoktur ki, mutlu olsun…
Bu olay Sisi’nin de sonunu getirecektir…
Çileli Mısır halkı, oyuyla iktidara getirdiği liderine sahip çıkıyor ölesiye…
Şahadet şerbetini içme kararlılığı içerisinde haykıran halkın sesini, ne yazık ki duyan çok az…
Medeni dediğimiz alem, dalmış uykuya…
İşine geldiği gibi hareket ediyor...
Hiç kuşku yok ki, onlar da bir gün aynı akıbete uğrayacaklardır.
Mısır halkının soylu direnişini takdir etmemek mümkün değil.
Orada olup bitenleri çarpıcı bir dille anlatan bir köşe yazısını, istedik ki sizinle paylaşalım bu Pazar Filemiz’de…
Sanırım, okuyunca siz de işin iç yüzünü kavramış olacaksınız…
BAŞKA NASIL DARBE OLUR?
“Mısır'da gelinen son durum on yıllar öncesinden tasarlanmış bu kapsamlı dizaynın sonuçlarından biridir Batı, Mısır’da demokrasinin ilerlemesini seçimle başa gelen bir liderin ülkeyi yönetmesini değil, kendi beslediği Ordunun baskı politikasının devam etmesini Mısır üzerindeki kontrolü açısından önemli görüyordu.
Mısır’da Mursi iktidarına yapılan müdahale darbenin ta kendisidir.
Mısır'da Mursi iktidarına karşı yapılan müdahale kelimenin tam anlamıyla bir "darbe"dir. Her ne kadar bunda çıkarı bulunan batılı güçler olayı yumuşatmaya ve darbe kelimesini açıklamalarında geçirmemeye özen gösterseler de Mısır'da yaşanan olayların açık bir askeri darbe olduğu daha ilk günden itibaren ortadadır:
İlk adım olarak televizyonları ve basını susturdular. Çünkü, bir şeylerin hazırlığındaydılar... Belli ki darbeye direnen masum halk üzerinde bir takım şiddet uygulamalarına gideceklerdi. İhvan'ın da bütün basın ve yayın organlarıyla bu olayların üstüne gideceğini biliyorlardı. Bu nedenle hiçbir TV kanalının olayları yayınlamasına izin vermediler. Medyanın susturulmasının ardından da ikinci adım olarak, darbeyi protesto eden masum halkı sindirmeye yönelik katliamlar başlattılar.
ZORBALIK ALDI BAŞINI GİDİYOR
Peki, seçimle başa gelmiş demokratik bir iktidar silah zoruyla devriliyorsa, hiçbir suçu olmayan insanlar tutuklanıyor ve nerede olduklarından haber dahi alınamıyorsa, silahsız masum insanların, kadınların, çocukların, namaz kılan Müslümanların üzerlerine ateş açılıp şehit ediliyorsa, medya susturuluyorsa, bütün bu olanlara darbe dememek, darbeyi örtbas etmek kimlerin işine gelmektedir? Yeri geldiğinde demokrasi kelimesini ağzından düşürmeyen Batı neden Mısır'daki demokrasi katliamına, insanlık suçuna sessiz kalmaktadır?
Darbenin ardındaki amaç Batılı derin güçlerin küresel çıkarlarını korumaktır
Her ne kadar ABD yeni Mısır hükümetini tanımadığını açıkladı ve Mursi’nin serbest bırakılmasını talep ettiyse de, Batı bugüne kadar sessiz kalarak gerçekte bu darbeyi savunmuş, desteklemiş ve arkasında olduğu mesajını vermiştir. Bilindiği gibi, 2. Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu özel bir dizaynla şekillendirildi. Müslüman ülkelerin sınırları kağıt üzerinde çizildi.
ÇIKARCI BATI SESSİZ
Bu ülkeleri Batı’nın çıkarları doğrultusunda yönetecek kişiler de özel olarak seçilip başa getirildi. Aynı şekilde bu ülkelerin orduları ve bu orduları yöneten üst düzey generaller de yine Batılı derin güçler tarafından suni olarak oluşturuldu. Çoğunluğu Müslüman ülkelerdeki sermaye sahiplerinden seçilerek atanan bu generaller, dış mihrakların çıkarları doğrultusunda bu ülkeleri kontrol altında tutmak, masum halkı ezerek pasifize etmek ve Batı'nın çıkarlarına aykırı durumlarda derhal müdahale etmekle görevlendirildiler.
Söz konusu Batılı derin güçler tarih boyunca, sosyal yapısı, ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş, zengin doğal kaynaklara sahip, Kurani değerleri yaşayarak üstün bir ahlak ve medeniyet düzeyine ulaşmış, estetik, sanat, bilim ve teknolojide öncü olan bir İslam toplumunu kendi ekonomik çıkarları karşısında büyük bir tehdit olarak gördüler. Doğal akışına bıraktıkları zaman Müslüman toplumların bu kaçınılmaz üstünlüğe ulaşacaklarını düşündükleri için tarihin her döneminde doğrudan ve dolaylı yöntemlerle bu gelişmenin önünü alarak engel olmaya çalıştılar. Müslümanlar gelişirse Batı iflas eder fobisini bertaraf etmeye yönelik politikalar, daha doğrusu entrikalar devreye soktular.
SERMAYELERİ YALAN
Nitekim, dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine, yer üstü ve yeraltı zenginliklerine, altın yataklarına sahip olmalarına karşın Ortadoğu'daki 22 ülkenin gayrısafi milli hasılasının toplamının Almanya'nınkinden düşük olması, halklarının sefalet içinde yaşamaları, bu oyunların ne derece etkili ve başarılı olduğunun somut bir kanıtıdır.
Bir yandan da Müslümanları eğitimsiz, bilinçsiz, kendilerini yönetemeyecek, dahası her fırsatta kana susamış, terör estirmeye müsait insanlar gibi yansıtarak, onlara yapılacak her türlü müdahaleyi dünya kamuoyuna haklı ve meşru gösterecek bir imaj oluşturdular. Tabi Müslümanların büyük bir bölümü arasında geliştirilmiş olan bağnaz zihniyet de bu konuda onlara son derece uygun bir zemin oluşturdu.
İşte bugün Mısır'da gelinen son durum on yıllar öncesinden tasarlanmış bu kapsamlı dizaynın sonuçlarından biridir Batı, Mısır’da demokrasinin ilerlemesini seçimle başa gelen bir liderin ülkeyi yönetmesini değil, kendi beslediği Ordunun baskı politikasının devam etmesini Mısır üzerindeki kontrolü açısından önemli görüyordu. Derin Batı, -her ne kadar Kuran’a uyan bir özgürlük anlayışını, herkese eşit mesafede duran bir kucaklayıcı yaklaşımı tam anlamıyla sergilemese de- entelektüel seviyesi oldukça yüksek olan İhvan hareketinin Mısır'da gelişmesini ve diğer İslam ülkelerini etkilemesini Ortadoğu'daki menfaat düzenlerine karşı bir tehdit olarak gördü. Ve derhal devlet–asker içindeki piyonlarını devreye soktu.
İSLAM ÜLKELERİNE YAKIŞMAYAN TAVIR
İşin ilginç yanı Türkiye ve kısmen Katar haricindeki diğer İslam ülkelerinin de bu duruma seyirci kalması, hatta darbeye gizli ve açık destek veren bir tutum sergilemeleridir. Oysa bu ülkeler, hakkın, mazlumun ve adaletin yanında yer almazlarsa tarihe bir utanç vesilesi olarak geçeceklerdir. Bugüne kadar yaşananlar yalnızca bir başlangıçtır. Önümüzdeki günlerin, çok büyük zulümlere, katliamlara, çatışmalara tanık olması muhtemeldir. Bu sebeple çok geç olmadan, çekimser ya da darbe yanlısı davranan yönetici, siyasetçi ya da gazeteciler, Allah'tan başkasından korkmadan hakkı konuşmalı, doğruları savunmalı, masum, mazlum Mısır halkının yerlerini almalıdırlar. Aksi takdirde, ahirette hesabını veremeyecekleri bir zulmü üstlenmiş olabilirler.
Terörist olarak gösterilenler masum savunmasız Mısır halkıdır
Ortada dönen oyun bu derece açıkken, dış mihrakların etkisinde olan darbecilerin ele geçirdiği Mısır devlet televizyonları, katlettikleri masum Müslümanların haberini, "teröristler vuruldu" şeklinde vermektedir. Oysa ortada terörist değil, hiçbir silahı olmayan, elinde Kuran'ıyla şehit edilmiş masum insanlar, kadınlar, çocuklar, namaz kılarken üzerlerine ateş açılmış Müslüman Mısırlı vatandaşlar vardır. Bunlar mıdır teröristler? Yaptıkları sadece barışın, demokratik haklarının peşinde pasif gösteri düzenlemek, topluca namaz kılıp dua etmekten başkası değildir. Kaldı ki Mursi'den de bütün göstericilere eylemlerine barışçıl bir biçimde devam etmeleri iletilmektedir.
İSLAM SEVGİ VE BARIŞ DİNİDİR
İslam korkulacak değil sevinçle kucaklanacak bir dindir
İslam'ın ve Müslümanların gelişmesinden, güçlenmesinden Batı'nın korkması, endişe etmesi son derece yersizdir. Müslüman ülkelerin gelişmesi ve İslam ahlakının tüm dünyada yayılması yalnızca Müslümanlara değil, Hıristiyan, Musevi, hatta dinsiz ve ateistlere bile en büyük rahat, konfor, huzur ve zenginliği, en verimli ve dinamik ticari hayatı da beraberinde getirecektir. Çünkü en özet ifadeyle, İslam'da adalet, hakkı gözetme, ölçüyü tartıyı tam tutma, gerektiğinde borcu bağışlama, zayıfı, mazlumu koruma-kollama ve affedicilik vardır.
İslam’da güzel olan her şey vardır. Sanatın, bilimin, estetiğin, ahlakın, tavır mükemmelliğinin, sevginin, şefkatin vs en üst seviyelerde yaşanması hedeflenmektedir.
Ancak bu noktada belirtmekte fayda var ki Batılı güçlere de İslam’ın bu gerçek yüzünün tam anlamıyla tanıtılması çok önemlidir. Yasaklayıcı, kadını aşağı gören, değer vermeyen, sanatı, bilimi, her türlü güzelliği yasaklayan, bağnaz zihniyetin Kuran’a dair İslam’ı yansıtmadığının tam anlamıyla tarif edilmesi gerekir.
Kuran ahlakı insanlığın kalplerine yerleştiğinde, İslam ülkelerinin zenginliklerini sömürme hevesiyle Müslümanları gözünüzü kırpmadan katletme zihniyeti ortadan kalktığında, Avrupa Birliği'nin de ABD’nin de çökmüş ekonomileri rahatlayacak, ferahlayacak, ekonominin gelişmesi uğruna halkı sürekli ezilen, zulüm gören Çin de dahi gerçek anlamda refah ve sosyal adalet gelişecektir. Çünkü ancak Kuran ahlakının gerçeğini gören ve yaşayan insanlar gerçek anlamda rahata ve feraha kavuşurlar.”