Selim İleri hakkında yazmayı çok isterim. “Sait Faik duyarlılığına Kemal Tahir sorgulamasını, Peyami Safa konu seçiciliğine Tanpınar titizliğini, Behçet Necatigil nezaketine İlhan Berk renkli çeşitli dünyasını, Cemal Süreya lirizmini, Kerime Nadir aşklarını, daha birçok değerini Türk düşüncesinin, edebiyatının, şiirinin usaresini, elbette çiçek adlarını, kuşkusuz İstanbul’u ve mutlaka Attila İlhan’ın çarpıcı kitap adları koyma geleneğini, bir yazar hayatı yaşama ahlakını, Rus ve Fransız klasik yazarların yalnızlığını ve çalışkanlığını ekleyerek bir Selim İleri ortaya çıkarabilir miydi bu dil? diye soracaktık ama Selim İleri bunu sormamıza fırsat bırakmadı” demeyi çok isterim.
Başka zaman, umarım. Serhat Demirel, www.sakaryaedebiyat.com’da “Selim İleri’den Bir Uzun Türkiye Tarihi: Mel’un”u yazdı nasılsa.
“Kalbimin bazı aydınlanma anlarında hissediyorum ki, kimsenin kimseyi kaybetmek istemediği, fakat herkesin herkesi kaybettiği bir cemiyet! Onlara eski bir aksisedadan ilham alarak “Birleşiniz!” dedim, “Birleşiniz!”. Beni bu odaya tıktılar”. (Mel’un Bir Us Yarılması 151)
Kâlp, aydınlanma, hissetme ve cemiyet… Bu dört kelimeyi bir cümlede herkes kullanabilir; ama sanırım hiçbiri gerçeği bu derece etkileyici bir üslupla ifade edemez. Oğuz Atay’ın ironisini Tanpınar’ın medeniyet algılayışıyla birleştiriniz, Şinasi Hisar’ın geçmiş gözlemleri ile Sait Faik duyarlığını da ekledikten sonra geriye kalan şey işte o üsluptur: Selim İleri üslubu! Mel’un Bir Us Yarılması, bir toplumun tarihine bu saydığımız yazarlardan hepsinin gözüyle birden bakan, Selim İleri imzalı bir edebiyat şöleni olarak anılmayı hak ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üzerinden neredeyse bir asır geçse de Osmanlı’nın son döneminde baş gösteren problemlerin çoğu bugün de sürmekte. Batılı mı olacağız yoksa Doğulu mu? Tarihimizi nasıl okumak gerekir? Öztürkçeciliğin sınırları var mıdır? Vb. sorular, tartışmalar 21. asrın Türkiye’sinde de popülerliğini koruyor. Mel’un Bir Us Yarılması, bu tartışmalar ekseninde, Türkiye’nin yaklaşık 150 yıllık tarihini parçalanmış bir zihnin süzgecinden aktaran; bir yanda yakınmalar, kıskançlıklar, küfürler; diğer yanda aydınca değerlendirmelerin unutuş ve hayal gücüne karıştığı bir ilenç romanı. Lanetlemenin bu düzyazı haliyle İleri, Tevfik Fikret’e, Mehmet Akif’e ve hatta Neyzen Tevfik’e selam gönderiyor.
“Ağabeysiz ablasız doğmuşum, kardeşsiz büyüdüm. Mektepteki lakabım Meczup’tu; mektep ve sınıf arkadaşlarım Meczup Sayru’yu ancak alay etmek için aralarına alırlardı. Profesör İbrikçibaşıoğlu, “Bay Sayru!” derken, nerden öğrenmişse, bu “Bay Sayru!”yu “Bay Sayru Meczup!”a dönüştürmüştü. Askerliğim her gün her gün helâ nöbeti tutarak geçti. Sonra da değişen bir şey olmadı.” (152).
Mel’un ise kocakarı dullardan Radife büyükannesinin çocuk Sayru’ya kızdığı anlarda kullandığı bir sıfattır ve öyle anlaşıyor ki kahramanın hayatını şekillendirecek kadar bilinçdışında yer etmiştir bu ifade.
Türkiye’nin bitmeyen Batılılaşma çabası, Mel’un’da bütün çarpık ve yüzeysel taraflarıyla okura sunulur. Sayru Usman’ın düşüncelerini içeren şu iki pasaj Batılılaşma konusunda romanın en can alıcı bölümlerinden: “İkide birde Hamlet’i sahneye koyarak çağdaş medeniyet seviyesine erişip erişmediğimizi ölçüp biçeriz. Fakat – Muhsin’den öç alamadımsa bile- lânetim tutmuş olacak ki, Hamlet temsilleri beş on seyirciden fazlasının ilgisini çekmez. Oh olsun!” (292).
“Asya ile Avrupa arasındaki uçurumu aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz için bu sabah Avrupalı yarın sabah Asyalı olacağımızı zannettik. Bizim klasiklerimiz yok, diyor, bizim bir bokumuz yok demeye getiriyor, böylece en Batılı oluyor. Hâlbuki en büyük işkence Şark nedir Garp nedir bilmemektir. İki âlemin ortasında yaşıyorsun ve ikisi arasına sıkışmışsın, haberin yok!”(438).
Öyle ki, bırakın tarihi olayları, kavramları isimlendirmekte bile uzlaşmakta zorlanan bir toplum olduğumuz gerçeği acı bir biçimde yüzümüze vuruluyor bu romanda: “Ölünün ardından söylenecek sözde bile anlaşamamış bir cemiyet! Aman yarabbi!” (349).”
Serhat Demirel’i ihbar ediyorum. Mesleğini seviyor. Sevmekle kalmıyor, ter döküyor, kafa patlatıyor, gönül yoruyor. Türk Edebiyatı’nı meslek icabı sevmiyor. Gerçekten seviyor. Adapazarı’nda, edebiyatımızın büyük inceleyicilerden biri olacak bir yazı adamı yaşıyor. Takip edin bu adamı.