Yahudilerle yapılan bir savaş esnasında Müslümanların hurma ağaçlarını kesmesi veya kökleri üzerine bırakması, o dönemin tartışma konusu olmuştur. Bu sebeple de haşr suresinin 5. Ayeti konuyu insanlığa açıklamıştır. Konunun geniş izahı için “Kur’an Yolu Türkçe meal ve tefsirinin” bu ayetinin tefsirine müracaat edebilirsiniz.
Allah celle celaluhu buyuruyor ki “Herhangi bir hurma ağacı kestiniz veya kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allahın izniyle ve o fâsıkları perişan edeceği içindir.” (Haşr suresi, 5)
“Bu ağaçların kesilmesi, beni Nadirin kalesine karşı askeri operasyon gereği idi. Bu gibi özel durumlar dışında, Hz: Peygamberin ağaçların ve ürünlerin tahrip edilmesini kesinlikle yasakladığı bilinen bir hükümdür ki hemen bütün mnüfessirler buna işaret eder.” (Suat Yıldırım)
Cenabı Allah, Nadir oğulları kuşatması esnasında harekatın kolay yürümesi için onlara ait hurma ağaçlarının kesilmesine izin verdi. Bu izin, istisnai ve mutlak gerekli durumlar için söz konusu olup, Allah Resulü aleyhissalatu vesselam, savaş esnasında genel bir kaide olarak meyve ağaçlarının kesilmesini, ekinlerin harap edilmesini yasaklamıştır. Esasen bu ayet de, böyle istisnai bir izne işaret etmektedir. (Ali Ünal)
Nadîroğulları kuşatma altına alınınca, bazı Müslümanlar kuşatma gereği onlara ait hurma ağaçlarını kesmişlerdi. Ağaçları kesilen Yahudiler Hz. Peygamber’e “Ey Muhammed! Hani sen yeryüzünde fesat çıkarmamayı emrediyordun. Şimdi bu fesat ne?” diye sormuşlardı. Âyet yapılan işlerin, aslında Allah’ın izniyle gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Bilindiği gibi bu tür askerî gereklilikler dışında düşmana ait ağaçların ve ürünlerin tahrip edilmesi Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır.
“Herhangi bir line kestinizse. Lîne, birçoklarına göre hurma ağacı demektir……. Kısacası, harp esnasında herhangi yaş bir ağaç kestinizse yahut kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hepsi Allah'ın izniyledir. Bu izin de o fasıkları perişan etmek içindir”. (Elmalılı)
“ Müslümanlar bu sırada yahudilerin bazı hurma ağaçlarını kesmiş, bazılarını ise kendi haline bırakmışlardı. Yahudiler hem kesilen ağaçlar, hem de bırakılan ağaçlar için paniğe kapılmışlardı. Hâlbuki müslümanlar bu olaydan önce de sonra da bu tür yakıp yıkmalardan men edilmiş bulunuyorlardı. Dolayısıyla bu yeni hüküm özel bir açıklama gerektiriyordu ki müminlerin kalbi rahat olsun. İşte bu nedenle onların hem kestiklerinin hem de kesmediklerinin Allah'ın iznine bağlı olduğu bu şekilde açıklanmıştı. Demek ki bu durumda olayı yönlendiren O'ydu. Kendi eliyle olaya müdahale ediyor, dilediğini yapıyor, planladığını uyguluyordu. Bu konuda meydana gelen herşey O'nun izniyle oluyordu. Bu hareketle O, dininden sapmış olanları aşağılamayı amaçlamıştı. Hurma ağaçlarının kesilmesi onları bu olay karşısında hayıflanmaları biçiminde aşağılıyordu. Kesilmeyenlerin ise ateşe verilmesine üzülmeleri onları başka bir şekilde aşağılıyordu. Her iki eylemin arkasında ve ötesinde Allah'ın iradesi vardı şüphesiz.
İşte bu şekilde müminlerin birtakım endişeler taşıyan kalpleri huzura kavuşuyor. Bu konuda içlerinde taşıdıkları şüpheler gideriliyor dileyenin ve yapanın Allah olduğu konusunda kalpleri tatmin oluyordu.” (Fizilal tefsiri)
Ağaç deyip geçmeyin, toplumun arasında düşmanlık oluşmuşsa, ateşe dönüşmesi mümkündür. Ağaç bir bahane olur. Ağaç tartışması sadece bugünün meselesi değildir. Sahabe zamanında da olmuştur. Ağacı korurken kaybettiklerimiz ve keserken yok ettiklerimiz üzerine kalb ve akıl ile düşünülmelidir. El-Hükmü lillah
DİLİMİZ BAĞLI
Saf, temiz ve katıksız, arı, duru bir din anlatımına ihtiyacımız vardır. Kaynağı hanif olan, adı ed-Din ve özelliği kayyım olan din anlatımına ne kadar da çok ihtiyacımız var ah bir bilebilsek. Bir arabanın ardında hem besmele, hem de bir şahsın ismi yazılıydı. Acaba ikisi birbiriyle çekişiyor mu, yoksa birbirini destekliyor mu bilmeyen sürücü.
Sesimiz gür çıksa da ve kelimeler birbirine yapışarak yarışsa da maalesef gerçek bir tevhid dersine çok mu çok ihtiyacımız vardır. Yakasında ki rozetiyle, gönlünde ki var olduğunu söylediği imanı ne kadar da birbirine zıt ah bir bilebilsek. Gazetesi, dergisi ve taraf olduğu ideolojisi imanıyla zıt nice sözde iman erleri var ah bir bilebilsek.
Kur’anın ifadesiyle “Velğav” olan naralar, maalesef Kur’an hakikatini kirletmek ve susturmak hedefindeler. Batılın müşterileri, azabın taliplileri ateşe de ne kadar da dayanıklıdır buyurur Kur’an behey insanlık.
Biz de din adına gerekli olan tercihleri yüceltme ve uygulama yerine, ihtiyaç olmayan mubah veya hurafe ve bidatlerle hayatı ziynetlendirme yarışındayız. Toplumun soruları, sorunlarıyla örtüşmemektedir. “Kendilerini hidayette sanırlar” emri ilahisine ne kadar da yakın durmaktayız. Cahiliye kulları gibi evlerine arkadan girmeyi takva sanmışız. Eve girmeli ama kapısı yanlış ise, alınacak sevab ve sonuç da yanlış olacaktır. Arkadan dolanarak din anlatılmaz ve yaşanmaz ki doğru sonuç alalım ah bir bilebilsek.
Maalesef biz işaret diliyle dahi dini anlatamadık ki “Zekeriya” peygamberin sırrını tadalım. Ya da anlamlı ve kararlı “sukut” yapamadık ki Meryem müjde ve savunmasına ulaşalım. Biz ne Taife, ne de Medine’ye gidemedik ki, Medyen’e giden Musa peygamberin çobanlığına ulaşalım.
Biz kaçmayı ve sığınmayı da bilemedik ki ashabı Kehf’in uykusundan uyanalım. Biz kime benzedik, kime özendik bilmedik ey insanlar. Nefsimize söz geçiremeden, hakikati imaniyeye ulaşamadan mücahid olduk, sonrada köpük gibi eridik ve yok olduk.
Günah lobilerinin müşterileri olduk, suçların avcısı, reklâmların takipçisi olduk ve yanıldıkça yanıldık ey insanlar. Özümüz sözümüze yabancı oldu. Hikmet adına değil, nefsimiz adına konuştuk. Sözlerimiz GDO’lu tohumlar gibi oldu ve yeni tohumlar üretemedik. Çekirdeği olamayan ürüne benzedik. Tüketildik/tükendik ama üretemedik.
Dini elimize yüzümüze bulaştırdık, onunla temizlenecekken, onu halimizle kirli gösterdik. Sahte beyan ve müjdelerle kanmak istedik. Yalana ve yalancıya prim verdik. Gerçek pahalı olunca, sahteye gerçek muamelesi yaptık. Paraları mor ışıkla kontrol yaparken, imanlara gerçek nurla bakamadık.
Evet dilimiz bağlı, “Ben Müslümanlardanım” demeyi gerçek anlamıyla bilemedik. Musa peygamber duasıyla; “Rabbim dilimdeki düğümü çöz ki anlasınlar beni” âmin.
DİN GÖREVLİSİ VE DAVA GÖREVLİSİ OLMAK
Günümüz söylemiyle “Din Görevlisi” kavramı diyanet kadrolarında çalışıyor olmak anlamında kullanılmaktadır. Şimdilerde “Din Gönüllüsü” ismi de verilmektedir. Kavram ve isimlendirmeler önemli olmakla beraber, işlev ve aksiyon daha önemlidir.
Mesela, okullarda ki “Din Dersi” muallimleri de din görevlisi kavramı içinde düşünülmesi mümkündür. Camilerin “Dernek Görevlileri” de din görevlisi olarak isimlendirilebilir.
Din görevlisi olmak sadece “ezan okumak, namaz kıldırmak, vaaz etmek” olarak anlaşılmaktadır. Esasında her kesin kendi meşru vazifesini ”Salih eylemesi” o konuda ki din görevlisi anlamına da gelebilir.
Din ilimlerini okuduğu, bildiği, anlattığı halde “Din Dertlisi ve Gönüllüsü” olmayan insanlarda vardır. Cami cemaati olarak isimlendirdiğimi nice insanlar vardır ki, din görevlisi değil, fakat din dertlisi bir hayat ve çaba göstermektedirler.
Esas olan her müslümanın din dertlisi olması gerekmektedir. Bu kutsi vazife en çok “Din Görevlisine “yakışabilir.
İyi bir din görevlisi olmak için dört esası göz önünde tutmak gerekir.
1-İnsan olmanın değerini kavramak ve insana değer vermek,
2-Müslüman olmayı hedef edinerek, daima bu gayrette yaşam sürdürmek,
3-teknik anlamda din görevliliği bilgi ve becerisine sahip olmak,
4-Dava eri ve insanı olmak gerekir.
Bir diğer husus ise her din görevlisinin ailesi de “Din Davası” gönüllüsü ve sorumluluğunun farkında olması gerekir. Zira Kur’an da ‘Ey Peygamber Eşleri” ayetleri bize nice dersler ve sorumluluklar yüklemektedir.
Asıl olan din görevlisi olabilmek değil, din davasının dertlisi olabilmektir. İmamıyla, öğretmeniyle, tüccarıyla, kadınıyla ve cemaatiyle, hepimize kolay gelsin.
DÖRT YAŞINDA KUR’AN ÖĞRENEN ZEYNEP VE ARKADAŞLARINA
Kim ki Kur’an bilmedi/ sanki dünyaya gelmedi.
Bu gün Kur’anı bilmenin bayram günündeyiz elhamdülillah. Sizleri ve yavrularımızı tebrik eder, bu lütfe vesile olduğumuz için arkadaşlarım adına Allaha ham ederiz.
“Meryem’in oğlu İsa: "Ey büyük Rabbimiz! Ey yüce Allah! Bize gökten bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz (yani ümmetimizin tamamı) için o gün bir bayram olsun ve Sen’den bir mûcize olsun. Bizi rızıklandır, zira rızık verenlerin en hayırlısı Sen’sin." dedi.” (Maide, 114)
Gökten inen maddi sofra bayram vesilesi olursa, ya Allahın vahyi neden sofra ve bayram vesilemiz olmasın. Zira peygamberimiz aleyhisselam buyururlar ki;
“Bu Kur’an’dan ayrılmayın! Çünkü o, Allahın sofrasıdır. Kim Allahın sofrasından yararlanmak isterse, gayret etsin. Zira ilim, öğrenmekle olur.” (Hadis-i Şerif / İbn-i Mesud)
Değerli misafirlerimiz. Bu gün bayramını kutladığımız çocuklarımız, Allah yolunda infak edilen başaklar gibidir. Geleceğimiz onlar vasıtasıyla yeni başaklara ve müjdeli ürünlere vesile olacaktır.
Umarız bu yavrularımız birden yediye, yediden yedi yüze varan nesillere tohum ve bahçıvan olacaklardır. Allah imanda yolunda ki evlat sadakalarınızı ve bu yolda ki sadakatinizi kabul buyursun. İşte ayetin müjdesi, aziz dostlar.
“Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibidir. Allâh dilediğine kat kat verir. Allâh(ın lutfu) geniştir, (O) bilendir.” (Bakara, 261)
Geleceğin fethine/zaferine vesile olacak çocuklarımız için bakın fetih suresinde Allah nasıl bir misal veriyor.
“Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (feth, 29)
Bu ekinlerimiz islama ve insanlığa hayırlı olsun. Onları İslam ve imanla kuvvetlendirip, gövdesi üzerine durabilen ve ümmetin emanetini taşıyabilen nesiller eylesin.
Cemiyetimize iştirakinizden dolayı ve bu sevinçli günde burada bulunduğunuz için tekrar teşekkür eder. Bu güne erişmemizde ve eğitimimizde gayret gösteren tüm arkadaşlarımıza ve etkili, yetkili olan Kur’an dostlarına tekrar teşekkür ederiz.