Bu aralar pazar akşamları TRT 1’de Tiyatrocu Altan Erkekli’nin sunumuyla yayınlanan “sen olsan ne yapardın” programının bölümlerini internetten izlerken buluyorum kendimi…

Daha önce de ismini duymuşluğum vardı ama izlemek nasip olmamıştı. Gündeme “halk oyunculara saldırıldı” haberleriyle gelince bir göz atmak istedim açıkçası…

İzninizle, kısaca programı anlatayım. Gizli kameraların olduğu bir mekânda, profesyonel oyuncuların oynadığı bir hikâye canlandırılıyor. Bu hikâyelerin içine farkında olmadan vatandaşlarda giriyor ve çaresizlik veya haksızlık içindeki insanlara veya onlar adınaverilentepkilerölçülüyor…

İnsanın gözlerini dolduran öyle naif öyle hassas davranışlar oluyor ki etkilenmemek mümkün değil. Tabi ki olumsuz veya kayıtsız kalan insanımızda oluyordur ama yayınlanmıyor. Lakin yayınlanması taraftarıyım. Çünkü iyilik, güzellik aksi yöndeki davranışın yanında daha çok parlar ve değeri anlaşılır…

Programı izlerken ve bunları yazarken özeleştiri yapmıyor da değilim. Misal bir kafede üvey kızını hor gören bir anneye tepki koyabilir miyim? Veya parası çıkışmayan bir insana o an yardım eder miyim? Yani “ben olsaydım ne yapardım”?

Şunu tüm samimiyetimle yazıyorum ki eğer cevabım olumsuz yönde olursa bunun nedeni asla “bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık” veya “cimrilik” değil… Ne mi peki? Cesaret eksikliği… Belki yazılarımda çokbilmiş havasında biriyim ama bu sokağa yansımıyor maalesef…

Karakterimden mi kaynaklanıyor yoksa özgüven eksikliği mi veya yetiştirilme biçiminden ötürü mü bilmiyorum ama bu durum ziyadesiyle canımı sıkıyor gerçekten… Her vücut her ağırlığı kaldıramaz ve bal kabağıyla futbol oynanmaz biliyor kabul ediyorum ama düşününce üzülüyor işte insan…

Yazdıklarıyla çelişen sadece ben miyim merak ediyorum. Sadece bu konu üzerinde sormuyorum genel olarak yazdıklarına uymayan köşe yazarları var mıdır merak ediyorum? Vardır değil mi? Vardır, vardır. Var olsun lütfen ya!…

Her yazarın hatta sanatla uğraşan her insanın hayata karşı muhalif olması gerektiğine inanıyorum… Çünkü sanatçıyı toplumdan ayıran durumlardan biri de farklılıklarıdır… Ve bir noktaya hep farklı bir açıdan bakma zorunluluğu vardır ve unutmamak gerek k bir noktadan sonsuz doğru geçer…

İnsan ne olursa olsun kendisine muhalifolamıyor. Zaman zaman eleştiri yapılıyor,  yürek içindeki ruha ama hiç tahtından indirilmiyor maalesef...İndirilemeyen nefis, kendisiyle yani vicdan çelişiyor hep böyle…

Yazıya veda etmeden önce programla ilgili bir detayı teselli niyetine yazalım. Tepkilerin hepsi olmasa bile birçoğu desteklenince çıkıyor. Yani bir işte ki yanlışa ilk önce yine bir oyuncu (programdaki adıyla iş birlikçi) tepki gösterince halk müdahale ediyor, edebiliyor. Bu durumda destek arandığını yani “güvensizliği “gösteriyor…

Bencilce bir teselli olduğunun farkındayım. Oysa işin doğrusu hangi şartta olursak olalım bildiğimiz doğruların arkasında durmak gerek. Kendi benliğimize ihanet etmeden “kral çıplak” diyebilmeli…

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolanan elbisenin renginden ne kadar eminsek tüm kararlarımızdan da o kadar eminiz… O zaman sözün özü şu olsun: saygıyı kaybetmeden sonuca ve gerçekliğe gidilmeli…

e-mail : [email protected]