Kim kaybetti söyleyeyim…
Erdoğan’ın davasını anlamadan vekil olmaya çalışanlar kaybetti…
Bir tas çorba hatırını bilmeden mükellef sofra düşkünü partililer kaybetti…
Aynı partide olup da birbirlerini ezmeye çalışan vekiller kaybetti…
Gözü dönmüş, seçilir seçilmez lüks hayata atılan başkanlar kaybetti…
Sadece rozet takılı olanlara itibar eden; iyi yerlerden yer tutanlara değer veren il ve ilçe başkanları kaybetti…
“Kahrolsun Siyonizm” diyen liderine aldırmadan, ellerinde kolası, cebinde Siyonist sigarası ile gezenler kaybetti…
Bölgelerinde Erdoğan’cılık taslayan ama hedef ve davasından yoksun basiret fakiri, şekilli afili başkanlar, vekiller kaybetti…
İhaleleri peşkeş çeken partililer kaybetti…
Erdoğan kadar davasına sadık ve sebatkâr olamadığı için millet gözünde güvenilmez kabul edilen partililer kaybetti…
Ama ne bu millet, ne de Erdoğan kaybetmedi…
Milyonların duasını alan, milyonlara umut olan ve yine bir umut taşıyacak gücü kendisinde barındıran Erdoğan kaybetmedi…
Bu seçim sizin Erdoğan kadar samimi olmadığınızı gösterdi…
Allah Davutoğlu’na temizlik vaktini hatırlattı ve bedeli ne olursa olsun bu hüsranın ümmet için bir fırsat olacağını gösterdi…
Artık bu millet yalan söyleyen vekil istemiyor...
Bu milletin seviyesiz belediye başkanlarına tahammülü yok…
Edison’un “Binlerce deney yaptın bırak artık” diyenlere aldırmadan, “Bu başarısızlık değil, bir yöntemi daha elemiş oldum” demesi ve yolunda devam etmesi gibi, bir yöntem daha rafa kalktı…
Güç zehirlenmesinin davası olmayanlar için bir ülkeye, bir millete nasıl sıkıntı yaşattığını tecrübe ettirdi bize Rabbim…
Ak Parti de temeli o fakirlikle başlayan ama gönül zenginliği ile büyüyen Ak Parti’ye dönmeli tekrar…
Bir tas çorbaya talim, uykusuz döşeklerde kendisini bugünlere getiren ruhu canlandıracak yeni Türkiye’nin yeni gençleri ile yeni bir temel inşa etmek zorunda...
Yeni Türkiye’ye eski yoldan gidilemeyeceğini idrak eden dava adamları bulmak zorunda…
Bu ümmet iki hüsran yaşadı: Birini gönül insanları diye bildiğimiz dostlarımızın kendilerini kullandırması ile yaşarken diğerini ufuksuz, basiretsiz, güvenilmez insanların hevesleri yüzünden şekil siyasetçiler yaşattı...
Ve sonunda suçu Erdoğan’a atmaya kalktılar: Böyle cumhurbaşkanı olurmuymuş…
Daha önce sanki cumhurbaşkanı görmüşler gibi, cumhura büyük oyunu tek tek anlatan birine “yerinde otursaymış” yakıştırması yapmaya çalıştılar...
Erdoğan anlatıyor diye meydanları ıssız bırakıp birbirleri ile uğraşan siyasetçilerdir kaybeden...
Bu ümmeti duraklatan mikropları temizlemeden yeni Türkiye olmaz...
İstediğiniz kadar “Dış güçler kumpas kurdu” deyip durun…
Eğer insanlara güvenilirliği ve doğruluğu aşılamış olsaydınız, bu millet her söylenene karşı Erdoğan’ın arkasında durduğu gibi aynen öyle Ak Parti’nin arkasında da dururdu; velev çocukları dağda esir bile olsa...
Kim olursa olsun dünyanın Türkiye’yi yemek için bir araya geldiği bir zamanda, doğuda binlerce aşiretin çoluk çocuğunun dağlarda bekletildiği, kan için kudurmuş köpeklerin tasmalarının gevşetildiği bir seçimi geride bıraktık…
Ama bitmedi, biliyoruz doğudaki Kürt kardeşlerimiz asla dine diyanete, kana pirim vermeyecek kadar tecrübe sahibi…
Ama kader onların imtihanlarını en can alıcı olandan, aileleriyle yaptı; silahların gölgesinde bir seçim geçti…
Kaybedip kaybetmeyeceğimizi hep birlikte görecek bu ümmet…
Bir ders verilmelidir ama dersi TİME Dergisi değil, İsrail değil bu millet vermelidir…
Millet dediğimiz de dinine diyanetine sövmeyen, bu vatan toprağının kutsallığına inanan millet vermelidir…
Şu an ki tabloyla sözde dersi bu millet verdi havası oluşturmaya çalışıyorlar…
Tüm dünya sanki bu millet “yeter” demiş havasında…
Dış basın “Selahaddin Eyyubi durduruldu” diye manşet atarken, ülkemizdeki durum tam tersi…
Bir çağın başlangıcını, İslamiyet’in tesisinin en önemli aşamalarını ve şaha kalkmasını gösteren Fatih’in fethi gibi, Erdoğan’ a Batı basını tarafından Selahaddin Eyyubi yakıştırması yapılıyor…
Hal böyleyken bizim topraklarda hala “Senin yüzünden” algısı oluşturulmaya çalışılıyor…
Bizim saf insanımız da kafa sallıyor…
Batı’nın Erdoğan’ı koyduğu ve korktuğu yer bizim insanımızın idrakine bile sığamıyor…
Bu bir eleştiri değil bir reçete, basiretli insanlar topluluğunun reçetesi…
Ama maalesef bu yazıyı sadece benim gibi birkaç kişi bilecek…
Çünkü aranızda bir babayiğit yok ki “Bizim hakkımızda böyle düşünüyorlar Sayın Cumhurbaşkanım” deyip düşüncelerimizi ve desteklerimizi Erdoğan’a iletsin…
Çünkü eleştiri onların koltuklarını sallayacaktır...
Şimdi anlıyorum Sultanahmet dolmadan Ayasofya'nın neden açılmaması gerektiğini…
Evet, Sultanahmet’i doldurmaktan geri duran bizlere Ayasofya fazla gelir…
Tıpkı Erdoğan’ın dava dostlarının, davasına ve fikrine ve de ufkuna yetişemediği için gözü dönen siyasetçiler gibi…
Ben dar dairenin adamıyım, Üstadım “Hakkı söyle, tarafını seç, tebliğini et, müspet hareket taraftarlıktan uzaktır” der, bunu yaparım…
Çıkıp meydanlarda bağırmak, anlatmak sizin işiniz ama gördüm ki ninelerimizin, dedelerimizin duaları kadar liderinin davasına sahip çıkmaktan aciz bir güruh var ortada…
Mesken derdinde olanlar daha fazla imiş, hepinizi not etti bu ümmet ve de çektirdiğiniz sıkıntıları sizden soracaktır…
Sizler vekilliğe ya da particiliğe “Bir ara gelir çalışır giderim” gözü ile bakmaya devam edin…
Elbet sizin hakkınızda Hak da, halk da tekrardan hesap soracaktır…
Erdoğan’ın bir adam olduğu aşikâr ama Mehmet’lerden sadece biri Fatih’tir ve Batı Erdoğan’ı Fatih olduğu için durdurmaya çalışmaktadır. .
Yazık o fethi geciktiren askerlere…