Fotoğrafla haşır neşir olanlar fotoğrafa sıradan bir insan gibi bakmaz, onu okurlar. Gazetelerde haber fotoğrafçıları ve fotoğraf editörleri bu okuma işini ustalıkla yapan kişilerdir. Doğan Burda grubunun usta fotoğraf editörlerinden Ertuğrul Balıkçıoğlu geçtiğimiz günlerde SAGÜSAD’ın davetlisi olarak şehrimizdeydi. Foto muhabirliğinden fotoğraf editörlüğüne kadar geçen zaman içinde yaşadığı birçok tecrübesini fotoğraf ağırlıklı olarak paylaştı bizlerle.
Fotoğrafta anı, hızı ve ritmi spor fotoğrafçılığında öğrenmiş. Polis muhabirliği ona korkmamayı öğretmiş. İlk gittiği iş bir trafik kazasıymış, ertesi günü filmler tab edildiğinde çektiği fotoğraflara bakamamış. Toplum içinde direkt insanlarla karşı karşıya oldukları için sosyoloji, sosyal psikoloji ve psikoloji üzerine de yoğunlaşmış. Yapacağınız işte bilgi sahibi olursanız ancak o işi yapabilirsiniz diyor.
Foto muhabirlerinin ürettiği şeyler sanattan çok zanaattır. Marangozun iyi bir sandalye üretmesi gibi ben de iyi fotoğraflar ürettim her zaman. Kompozisyonu, ışığı, perspektifi bilirim ve de özel yeteneklerimin olduğunu düşünmüşümdür. Fotoğrafa sanat olarak baktığınızda sanatta temel ilkelerden birisi mimesisdir. Yani taklit etmektir. Bütün her şey taklitle başlar. Taklidin 2 yönü vardır. Birincisi kendinizi geliştirmek ve kendi tarzınızı oluşturmak için gerekli bir şeydir. İkincisi sanat Tanrısal bir edimdir. Sizin çektiğiniz fotoğraflar doğanın içinde var. Siz birer bulucu olarak ortaya çıkıyorsunuz. Bunu bulmak içinde bir eğitimden geçmek gerekiyor. Sadece fotoğraf değil sanatın bütün dalları ile yakından ilgili olmak gerekiyor. Çok sevdiğim “çok çalışmak ustalaştırır” diye bir Alman özdeyişi vardır. Fotoğrafçılık ta çok egzersiz gerektirir. İlham geldi fotoğraf çekeyim derseniz çuvallarsınız. Fotoğrafçılık tembel işi değildir. Fotoğrafçılık çok emek ve bilgi gerektiren bir iş. Teknik bilgiye sahip olmak, sanat tarihi bilmek, biraz sosyoloji çokça da felsefe bilmek lazım. Ertuğrul Balıkçıoğlu yıllardır basında çalışmış ekmeğini fotoğrafla kazanmış ve heyecanını hiç kaybetmemiş bir fotoğraf sevdalısı. Sohbet uzundu fakat yerimiz dar, katılamayanlar için yapacak bir şey yok.
***
Teknolojinin gelişmesiyle fotoğraf sanatı/zanaatına ilgi fazla. Yapılan yarışmalara katılımlardan da bu gözlemlenebiliyor. Şehrimizde de bazı kurumların düzenlemiş olduğu fotoğraf yarışmaları bu ilgiden nasibi aldı. Ödül alan ve sergilemeyi hak eden fotoğrafların birçoğu “fotoğraf ölmedi ama tuhaf kokuyor” dedirtecek cinsten. Birçoğunun gerçeklikten uzak, kurgulanmış, poz verdirilmiş ne görselliğe, ne de estetiğe sahip olmayan fotoğraflar olduğunu görüyorsunuz. SESOB’ un “ Esnaf ve Sanatkârlar” konulu yarışmasındaki ödüllü niteliksiz fotoğrafların esnaf ve sanatkârların somut yaşam koşullarını açıklamaya özel bir katkısı yoktu. Yapay bir arşiv oldu.
Hüsnü Gürsel “Anadolu’nun Işığında –Üretim” adlı yarışmada ise hızla kalkınan Anadolu’muzun tarımda ve sanayide gelişmesini tasvir eden fotoğraflar istenmişti. Bu yarışmanın fotoğraflarında da gelişmeyi gösteren fotoğraf görmek mümkün olmadı. Çömlekçi, ut yapımcısı vb. sanayici midir? Nasıl bir gelişmeyi simgeliyor acaba? Ticaret ve Sanayi’yi temsil eden SATSO bu fotoğrafları basılı yayınlarında ne amaçla kullanacak? Jürinin tekniğe ve görsel estetiğe prim vermesi katılımcıları tembelliğe ve fotoğraf üretmemeye teşvik ediyor. Sanayideki gelişme son yıllarda dünya ile yarışır üretim sürecinden geçmekte. Bu yarışmada bu gelişmeleri görmek gerekirdi. Ya da yarışma konusunu üretim olarak bitirmeliydi bir yerde yanlışlık var. Yarışmalar amacına hizmet etmiyor.
***
"Fotoğraf editörünün, en mükemmel fotoğrafı seçerken verdiği kararlar fotoğrafçıyı, yayını ve okuyucuyu olmak üzere herkesi korur" Heyman ve Durniak. Görsel basında fotoğraf editörlerinin fotoğraf seçiminde gösterdikleri titizliği jüri üyelerinin de yarışmalarda göstermesi konuyla mütenasip seçimler yapması katılımcıları tembellikten koruyacak üretmeye ve yaratıcılığa yönlendirecektir diye düşünüyorum.