Bugünkü Pazar Filemiz’de Kenan Maraşoğlu’nun ‘Hepsi Gerçek’ isimli kitabından aldığımız iki kısa öyküyü paylaşalım istedik. Beğeniyle okuyacağınıza inanıyorum.
Bugün, Kurban Bayramı’nın ikinci günü...
Biraz önce televizyonda, “Akşam saatlerinde İstanbul Süleymaniye civarında çıkan yangında, 3 ev yandı!” haberini dinleyince yaşadığım bir olay hatırıma geldi.
Deprem öncesi, akşamları işten gelince, arabamı, evimizin yanında bulunan ve içinde ‘Birinci sınıf tarihi eser’ bir köşkü barındıran otoparkta bırakırdım.
Bir Cumartesi akşamı, yine arabamı tarihi eser kapsamındaki köşkün duvarının dibine parkederken, parkı işleten kişi yanıma yaklaşarak, “Kenan abicim! Arabanı oraya park etme abi!” dedi.
“Hayrola?” dedim.
“Abi dedi bu akşam Cumartesi, ne olur ne olmaz. Bakarsın köşk yanıverir” demişti.
“Nasıl yani?” dedim.
Anlattı: “Cumartesi geceleri herkes diğer gecelere göre rehavet içindedir. İtfaiye geç gelir. Savcı geç gelir. Dolayısıyla, artniyetliler işlerini daha rahat hallederler...”
Aklım yatmıştı. Gerçektende, o gece değil ama daha sonraki bir Cumartesi gecesi o tarihi köşk yandı, bitti, kül oldu....
Süleymaniye’deki yangın haberini seyredince aklıma bu olay gelmişti.
Yine bir tatil gecesiydi...
Ne dersiniz?
Herkes rehavetteyken, bir inşaat sahası mı açıldı acaba?
1979 senesinde, kayınpederim ve kayınvalidemi de alarak, arabayla yurt dışına çıktık.
Herkes rehavetteyken, bir inşaat sahası mı açıldı acaba?
1979 senesinde, kayınpederim ve kayınvalidemi de alarak, arabayla yurt dışına çıktık.
Arabada 7 kişiydik. Biraz sıkışmıştık, ama keyiften yer darlığından şikayetçi değildi.
Bulgaristan, Yugoslavya (O zamanlar Yugoslavya’ydı, daha parçalanmamıştı),
Ve Yunanistan’ı dolaşacaktık.
Bulgaristan’ı ve Yugoslavya’da annemin doğduğu yer olan Usturumcu ve civarını dolaştık.
Türkiye’den Yunanistan vizesi alamamıştık.
Yugoslavya’da “Transit vize’ alarak Yunanistan’a girdik.
Selanik’i ve Kavala’da babamın doğum yeri olan Drama’yı da dolaştık ve sonra yolumuza devam ederek İskece ve Gümülcüne’yi de gezdik.
Selanik’i ve Kavala’da babamın doğum yeri olan Drama’yı da dolaştık ve sonra yolumuza devam ederek İskece ve Gümülcüne’yi de gezdik.
Kayınpederim, 18-19 yaşlarında Yunanistan’dan kaçak olarak gelip Türkiye’ye iltica etmiş ve o günden sonrada o taraflara hiç gitmemiş.
İlk olarak onun doğduğu kasaba olan Şapçı’ya girdik.
Kayınpederin doğduğu mahalleyi ve evi hatırlamaya çalışırken, biraz ilerimizde yürümekte olan feraceli bir hanım gördük.
Oralarda o tarz kıyafeti yalnız Türkler giydiği için, hanımın Türk olduğuna kanaat getirdik.
Ben arabayı hemen kadının yanına yanaştırdım.
Ben arabayı hemen kadının yanına yanaştırdım.
Kadın, babamın yaşlarındaydı.
Kayınpederim, camı açarak ona adres sormaya çalışırken, kadın birden bire dönüp kayınpederime, “Sen Halil misin?” diye soruverdi.
Hepimiz şaşırmıştık.
Kadın, tam 50 sene sonra babamı tanışmıştı.
Belkide, unutamadığı ilk gençlik aşkıydı...
Ne dersiniz...
***
Silah taşıma ruhsatımı 1963 yılında almıştım. Benim ve şirketimizin hukuki yapısı ruhsat almaya uygun olduğu için zorluk çekmemiştim. Ruhsatı aldıktan sonra daha önce satın aldığım ve emniyetin emanetinde bulunan silahı büyük bir özentiyle belime taktım.
Mevzim yazdı, Fakat silahı gizlemek, görünmesini engellemek için üzerime bir süeter giydim.
Daha heniz 25 yaşındaydım.
Akşam eve giderken, size Şevki Kocatepe’yi tanıtmam gerekiyor.
Şevki Abi mahallemizin kabadayısıydı.
Ama şimdikiler gibi değil.
İnsanlara yardım eden gerektiğinde onların sorunlarını çözen, kocaman yürekli bir insan.
Aynı zamanda Kırkpınar’da derecesi olan bir pehlivandı.
Aynı zamanda Kırkpınar’da derecesi olan bir pehlivandı.
O günlerde de Adapazarı Şoförler ve Otomobilciler Derneği Başkan Yardımcısıydı.
Bir yandan otobüs işletmeciliği yaparken, diğer yandan da kahvehane işletirdi.
Şevki Ağabey’in oturduğu yere giderek, ‘Buyur abi!” dedim.
Şevki Ağabey, kelimelerin üzerine basa basa, “Kenan” dedi.
“Eve gider gitmez, o belindekini çıkarıp bir dolaba koyacak ve bir daha asla taşımayacaksın”
Ardından da ilave etti, “Tamammı?”
“Aman abi, hiç öyle şöy olur mu?” dedim.
“Benim taşıma ruhsatım var!”
“Olduğunu biliyorum. Ama o ruhsatı şimdi yırtar, atarım” dedi.
“Ama abi!”diye itiraz edecek oldum, sesini yükselterek ve başıyla boş bir iskemleyi göstererek, “Otur!” dedi.
“Arka tarafa iki çay getirin” diye de seslendi.
Oturdum.
“Bak Kenan!” dedi. “bütün Adapazarı senin kim olduğunu bilir. Sana kötülük yapmak isteyen, eğer gücü yeterse, sana güzel bir dayak atar. Ama silah taşıdığın duyulur, görülürse yanına yaklaşamaz. O da silah kullanarak sen daha silahına davranamadan seni uzaktan indirir” dedi.
Aklıselimle düşününce yüzde 100 haklıydı. Dediği gibi yaptım, silahı bir iki istisna haricinde taşımadım. Depremde de hem silah, hem de ruhsatı gitti.
O defterde sböylelikle kapandı.
Bu hafta Pazar Filemiz’i şehrimizin eski ve tanınmış sanayicilerinden Kenan Maraşoğlu’nun ‘Hepsi Gerçek’ isimli kitabından aldığımız iki kısa hatırayla boşaltıyoruz Pazar Filemiz’i nostaljik duygular içerisinde sizler için bir kez daha.