Kamu; Bir ülkedeki milletin bütünü, “halk, amme” anlamı taşıdığı gibi, millet hizmeti gören devlet organlarının tümüne de, “kamu kurumu” yani, kamuya/ halka/millete hizmet eden kurumlar denmektedir.
Kamu görevlisi ise, geniş anlamda; hukuki durumlarına ve yaptıkları görevin niteliğine bakılmaksızın, kamu kesiminde görev yapan herkesi ifade etmektedir.
Bu anlamda, Cumhurbaşkanı’ndan kamuya ait bir fabrikada çalışan işçiye kadar herkes kamu görevlisidir.
Dar anlamda ise, kamuya / halka hizmet götüren devlet organlarında / kamu kurumlarında çalışanlara, memur sıtatüsünde vazife yapanlara denmektedir.
Özet olarak, “kamu” halkın kendisi, “kamu görevlisi” de, kamuya yani millete hizmet eden insanlara denmektedir. Yani, kamu görevlisi; kamuya / halka hizmet eden “kamu hizmetkarları” dır. İşçi ya da memur, resmi ya da özel tüm çalışanlar bu kapsama girmektedir.
Yani, halkın “patronu” “halka emreden” “ halka buyuran” değil, halkın buyurduğu, halka hizmet için, yani halka “garsonluk” yapmak üzere vazifelendirilmiş kimselerdir. Bir diğer ifadeyle, “halkın / milletin hamalları” dır.
Her bir kamu görevlisi, bulunduğu kurum veya kuruluşta, kendisi dışındaki insanların hamalı, hizmetkarıdır.
Belediye de çalışan bir insan, halkın ve diğer kurumlarda çalışanların hizmetkarı olduğu gibi, Milli Eğitim, Bayındırlık, Orman, Tarım, Sağlık ve benzeri tüm kurumlarda çalışan kamu görevlileri de halkın ve belediye de çalışanların hizmetkarı olmaktadır.
Yani her birimiz, bulunduğumuz kurum ya da kuruluşta, halkın ve diğer kurum ve kuruluşlarda çalışanların hizmetkarı durumundayız.
Daha öz bir ifadeyle, her birimiz, birbirimizin hamalı, hizmetkarı konumundayız.
“Hamal” kelimesine, hak etmediği olumsuz anlamlar yüklendiği ve ekseriyete ağır geleceği, kabullenemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu kelimeyi kullanmıyoruz ama, tam karşılığı olan ve de hazmedilebilir bir unvan olan “hizmetkar” kavramını tercih ediyoruz.
Ecdadımız Osmanlı devlet idarecilerinin “Hadimul Harameyn” yani, Mekke ve Medine’nin HADİMİ, HADEMESİ, HİZMETKARI unvanını taşıdıkları gibi.
Dolayısıyla buradan, “patron” devlet değil, “garson” devlet, patron idareci, işçi ve memur değil, hamal/ hizmetkar kamu görevlisi anlam ve işlevi de ortaya çıkmaktadır.
Devlet denen organ, halkın örgütlü bir şekilde idare edilmesi ve hizmetlerinin görülmesi için oluşturulmuş olup, bunun için vardır. Yani millete hizmet/ hizmetkarlık içindir.
İster seçilmiş, isterse atanmış olsun, tüm kamu görevlilerine, idareci ve çalışanlarına ( işçi ve memurlara ) esasen halk / millet adına: “Sana milletin/bizim paramızdan şu kadar aylık/ maaş veriyoruz. Sen, bu maaş/ ücret karşılığında, şu şu hizmetlerimizi gör.” denmekte ve vazife verilmektedir.
Bir belediye başkanını, bir vekili halk niye seçmektedir? “Seni, önümüze konan mevcut adaylar arasından, belediyede ki, TBMM’de ki hizmetlerimizi, en iyi yapabilecek insan olarak görüyor ve seçip görevlendiriyoruz. Maaşını da biz / halk vereceğiz. Bizim vergilerimizden vereceğiz. Sen de şehrimize ait, yaşadığımız beldeye, ülkeye ait hizmetleri gör” demek için seçmektedir. Yani, belde ve ülke hizmetlerimizin “hizmetkarlığını” yapmak için seçmekte, vazifelendirmektedir.
Aynı şekilde, tüm kurum ve kuruluşlarda vazife yapan idareci ve çalışanlar da aynı amaç için seçilmekte ya da atanmaktadır. Atamayı da devlet, halk adına yapmakta, halkın hizmetlerini yapmak üzere işçi ya da memurları görevlendirmekte, bunların başına da bakan, vekil, başkan, müdür ve benzeri unvanlarla, “hizmetkar başları” veya “baş hizmetkar” insanlar koyulmaktadır.
Buradan net bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki, kamu görevlileri, kamunun / halkın/milletin “hizmetkarı” dır. Gerçek ve işlevsel unvanları “KAMU HİZMETKARI” dır.
Hiç şüphesiz, hizmetkar olmak, aşağılanacak bir sıfat değil, tam aksine, şerefli bir unvandır. Herkes bulunduğu hizmet alanında, iş kolunda ya da meslekte, diğerlerinin hizmetkarı olduğu, olacağı için, herkes “hizmetkar” konumunda olacak ve hiç kimse bir başkasına başka gözle bakamayacak, halkın garsonu olduğunu bilecek, patronluk taslamayacak, birbirlerine ortak bir unvan ya da sıfat ile saygı gösterecek, bir nevi, sıfatsal / unvansal eşitlik sağlanacaktır. Yani, herkes hizmetkardır, hizmetkar olacaktır.
O halde, kamu unvanları da esasen, “bakan, vekil, başkan, reis, müdür, şef, amir” değil, “hizmetkar”dır, hizmetkar olmalıdır.
Belediye Baş hizmetkarı, Daire Baş hizmetkarı, Fen işleri hizmetkarı, Temizlik işleri hizmetkarı, Park Bahçeler, İmar, Çevre hizmetkarı, M.Eğitim, Bayındırlık, Sağlık, Ziraat, Orman,Maliye, Esnaf Odaları, Sanayi Odaları hizmetkarı gibi. Yardımcılarına da, “hizmetkar yardımcısı” denmesi, en akıllı, gerçekçi ve makul olandır.
Böylece, makam sahiplerini,“bakan,vekil,başkan,müdür”gibi, kendisini havalara sokan, kibirlendiren, patronlaştıran algıdan uzaklaştırıp, halkın hizmetkarı, hamalı olduğu bilincine ulaştıracak, kibrini ve havasını alacak, makul insani seviyeye taşıyacak, haddini bildirecektir. Bir makama, koltuğa oturduğu zaman; “Ben bu milletin hamalı/ hizmetkarıyım, bunun için görevlendirildim” idrak, şuur ve bilinciyle hareket edecektir.
“Sen öyle miydin” diye soranlara da, evet, ben hep hamal/hizmetkar oldum. Bu bilinç, gaye, gayret ve çalışma ile mesaide zaman sınırı tanımayarak, kendimi hep hizmetkar görerek vazife yapmaya çalıştım. Çalışma arkadaşlarımın hemen hepsi buna şahittir.
Ne mutlu hizmet edenlere, ne mutlu hizmetkarlara!
Ne mutlu halkına, milletine, ümmetine ve insanlığa hizmet etme şerefine nail olan hizmet ehli “ KAMU HİZMETKARLARINA!”