Kahkaha Fabrikası Baba Oğul: Goca Fehmi, Civciv Şükrü
Körmehmehmetlerden sonra 15 numarada İbrahim Amca ile Ferziye Anne oturuyordu. Karadere İmamları’ndandı aslen. Çocukları olmadığı için de kardeşi ‘Goca Fehmi’den, oğlu Şükrü Ağbimizi ‘evlatlık’ almıştı. ‘Civciv Şükrü’ lakaplı, 1.95 boyunda, yüzünden kahkaha hiç eksik olmayan, neşeli filinta gibi adamdı. Şükrü Ağbi iki evin de oğluydu bir bakıma. Askeri Bakım Fabrikası’nda işçiydi. Bir gün acı haberle sarsıldı bütün mahalle: Şükrü Girgin, trafik kazasında can vermişti. Geriye hanımı Necmiye abla ile çocukları Nurten, Soner, Seyhan kaldı yadigâr. Soner’i Adalılar Kuruyemiş’te görüyorum bazen; babası gibi uzun ve güler yüzlü. Şükrü Ağbiyi hatırlıyor, Fatihalar gönderiyorum.

Sola bir sokak girerdi, adı: Nine Sokak. Karşı ucunda; Şükrü Ağbi’nin gerçek babası taksi şoförlüğüyle evini geçindiren ‘Goca Fehmi’ oturuyordu. Eşi Nebahat Abla, kızları Feriha, Melek, Leman, Hülya ve Şükran’la birlikte oturuyorlardı. Kayınpederimin iyi dostuydu Fehmi Amca. Sık gelir giderlerdi bizimkilere. Bol kahkahalı, bol sigara dumanlı, bol gürültülü, şakalaşmalı akşamlar hatırlıyorum onlarla. Goca Fehmi ile oğlu Civciv Şükrü, gerçek bir ‘kahkaha fabrikası’ gibiydiler.

Makariyos Gafur Enişte ve Nalbur Balbaylar

Taksicilikle geçinen ‘Goca Fehmi’den sonraki evde ise Gafur Eniştem oturuyordu. Aslen Gümürt (Örentepe) köyünden olan ve annemin büyük amcasının torunuyla evli bulunan, evini BMC kamyonuyla taşımacılık yaparak geçindiren Gafur Enişte; sessiz sedasız, komşularıyla sıfır problemli, daima az konuşan ve dengeli bir amcaydı. Eşi Faika Abla da çok oturaklı, edepli, saygılı içten bir ablamızdı. Baba mesleğini sürdüren Vehbi, Yasemin (Kılavuz sokakta evliydi), Cengiz (beyaz eşya işiyle uğraşıyordu) ve Kimya öğretmeni Nursemin adında dört çocuğu vardı. Tanınmış Mali Müşavir Vasıf Bayram’ın da ağabeyiydi Gafur Eniştemiz. Şoförlerin hep lakapları vardı o yıllarda, birbirlerine taktığı; ‘Aç İsmet’, ‘Sosyete Nazmi’, ‘Goca Para Mustafa’, ‘Kandıralı İsmail’, ‘Soti Muhammet’, ‘Altındiş Recep’ vs. Neden bilinmez, muhtemelen 1974’teki Kıbrıs çıkartmamızda Rum kesiminin liderinin adından mülhem ‘Başpiskopos Makariyos’ diye lakap takılmıştı Gafur Enişteye, Allah rahmet eylesin.
Sokağın en sonunda, Dip sokakla kesişme noktasındaysa Karaağaçdibi’nde nalburluk yapan Balbaylar oturuyorlardı. Nurettin Amca Karadere İmamları’ndan, eşi Hayriye Abla ise Arslanlar’dandı. Babası Akif Amca ile annesi Zehra Anneyi (Hacı Anne) de yanlarına getirmişti köyden, Nurettin Amca. Cami cemaatinden oturaklı, orta boylu, hafif tknaz bir amcamızdı Nurettin Balbay. Necdet, Metin, Mürteza ve Çetin adında oğulları vardı. 1999 depreminde evleri yıkılmıştı ve Necdet’in hanımıyla Metin’in hanımı da vefat ettiler.

Köylü İbrahim, Gebeşoğlu Bahri

Ozan sokağın sol tarafını bitirdik; tekrar Eski Kandıra Caddesinden batıya, Hakkı-Ünal Ozanların evinin karşısına dönüyoruz.
Köşede Köylü İbrahim Amca (Nedense Köylü İbrahim derlerdi) ve ailesi otururdu. Damadı Karadereli Recep Ağbi de bitişiğinde otururdu. İbrahim Amcanın oğlu Mustafa bizim arkadaşımızdı, bizden azıcık küçüktü. Tank-Palet’te çalışıyordu; uzun boylu, yakışıklı, müthiş edepli, saygılı, güler yüzlü, daima olumlu, çok iyi bir kardeşimizdi(r).
Sağdan ikinci ev Bahri Gebeşoğlu’nun eviydi; Bahri Ağbi, ‘kendine has’ bir ağbimizdi(r); hem yalnız bir adamdı, hem de herkesle iyi. Ben severdim. Aslen Tekeler Gebeşler köyünden (semtinden) olduğu söylenirdi. Eşi Huriye Abla geçenlerde rahmetli oldu. Mualla, Semra ve Leman adında üç kızı vardı. Oğlu Ömer, kurduğum Ozanspor Genç takımında benim oyuncumdu. Hem de iyi oyuncu. Ayakkabıcıydılar baba oğul. Ömer; kalender, az konuşan olumlu biridir.

Berber Cafer Amcalar, Kaydıraklar

Üçüncü ev Berber Cafer Amcanın eviydi. Rahmetli Cafer Amca Çaltıcak, eşi ‘Ayşe Komşu’ Doğancı köyündendi. Suna ve Canan adlı iki kızı, baba mesleğini sürdüren oğlu Hayati Ağbi vardı. Hayati Ağbi de babası gibi genç yaşta vefat etmişti; baba oğul Karaağaçdibi’nde berber dükkanları vardı. Orta boylu, hafif kiloluca, oturaklı, işlerinde güçlerinde insandılar baba oğul. Cafer / Hayati Öğmen Ailesinin Samet devam ettiriyor şimdi.
Sağdan dördüncü ev Hasırcılardan gelme Ayakkabıcı Sabri Kaydırak’ın eviydi. Evin büyüğü benim gençliğimde Neriman Teyzeydi. Neriman Teyze, iki ev ileride solda oturan Faik Kürem’in kız kardeşiydi. Üç oğlu vardı: Makine mühendisi Veli Ağbi, Tüpçülük yapan Sami Ağbi ve Soğuk demircilik/tüpçülük yapan Ertuğrul. Veli Ağbi ile Ertuğrul çok sessiz ve saygılıydılar. Sami Ağbi ise delikanlı, bileği ve yüreği güçlü, aynı oranda da babacan ve kalender meşrep bir ağbimizdi. Akşamla yatsı arası bir akşam, Üçkardeşler’in alt katında kirada oturan bacanağının evinden hanımını almaya gelen ve olay çıkartan sarhoş birine, iki dakikada bir meydan dayağı atmıştı ki, adam ayıldıktan sonra da yıllardır Ozan Sokaktan geçmemiştir sanırım.

Nalbantoğulları Avlusu

Bin dokuz yüz yetmişlerin Ozan Sokağı avlulardan müteşekkildi aslında; Nalbantoğulları Avlusu, Karaosmanların Avlusu, Tahirhocaların Avlusu, Alkanların Avlusu, Üçkardeşlerin Avlusu, vs.
Sokağın sağdan beşinci ve altıncı evlerinin bulunduğu (aslında beş ev var orada) avluydu Nalbantoğlları (Ekiciler). İlk ev (Kaydırakların bitişiği) Sami Ekici’nin, babası Hüseyin Amca ile birlikte oturduğu evdi. Sami Ağbi, Salmanlı köyünden Perihan abla ile evliydi; çocukları Zafer ve Oğuz’du. Sami Ağbi, aynı avluda oturan ağabeyi Rahmi Ekici ile birlikte Kuyudibi caddesinde soğuk demircilik (pulluk, saban, kazma, kürak, soba vs.) yapımı ile geçinirdi. Daha içeride üç dört basamakla çıkılan klasik Adapazarı evinde ise Rahmi Ağbi oturuyordu. Rahmi Ağbi, orta boylu tıknazca olan kardeşi Sami Ağbinin aksine, zayıf ve uzun boyluydu; sessizce, daima saygılı, oturaklı, sözü sohbeti dinlenir bir ağbimizdi. Küçükkaynarca köyünden Mühriye abla ile evliydi; Mühriye Abla cana yakın, hatırnaz, ikram sever, güler yüzlü, dünya iyisi bir ablamızdı. Beş çocukları vardı: Mübeccel Abla, Mücella (bizim nikâh şahidimiz, Çanakkale Bağ-Kur İl Müdürlüğü yapan Kemal Bilir ile evli), Süheyla (Saü’de memur Suat Karaca ile evli), Osman (18 yaşındayken Sakarya Nehri’nde boğuldu) ve İbrahim. Hâlen İbrahim, amcası Sami Ekici ile beraber Ziraat Aletleri Sanayii’nde baba mesleği soğuk demirciliği sürdürüyor. Ozan Sokaktan Ekiciler’in avlusuna girişte sol bölümde ise (Rahmi-Sami Ekici’nin kız kardeşleri) Bilgi Abla İstanbul’dan dönüp ev yapmıştı. Kaan ve Özlem adında iki çocuğu vardı. Bilgi Abla, İstanbul görmüş, hem Ozanlar geleneğine uygun, hem de büyük şehir görmüş geçirmiş duruşuyla, tavrıyla, sözleriyle farklı, sözünü dinleten bir ablamızdı. Fizik olarak Selma Güneri’ye benzerdi daha çok.

İsim Şehir Artistli Renkli Akşamlar

Bin dokuz yüz seksenlerin ilk yarısında biz daha yeni evliydik; benimle aynı yaşta olan ve Bağ-Kur’da çalışan Mücella ile eşimle aynı yaşta olan ve Ticaret Lisesi’ne yıllarca beraber gidip geldiği Süheyla daha evlenmemişilerdi. Osman baldızım Reyhan’la akrandı. İbrahim de yeni yetişiyordu, on dört on beş yaşlarında. Neredeyse hemen her hafta ya onlar bize, ya biz onlara giderdik; tavşankanı çaylar, patlamış mısırlar eşliğinde bol bol ‘isim şehir artist’ oynardık.
‘İsim şehir artist’ o dönemin meşhur genel kültüre ve hazır cevaplılığa dayalı oyunuydu. İsim, şehir, ülke, bitki, hayvan, eşya, artist olmak üzere yedi bölümden oluşuyordu. Oynamayan, yaşlıca, olgun birine ‘içinden alfabeyi say’ diye rica edilir, o başlar saymaya, ‘dur’ denir, o da ‘M harfi’ der mesela. ‘Başladık’ denir, artık tüm yarışmacılar satır-sütun halinde M’den isim şehir… yazardı. Örneğin: ‘Müşerref, Mardin, Malezya, Mısır, Manda, Makara, Marilyn Monroe’ yazardınız. Her cevabınız on puandı. Burada iki şey önemliydi: En kısa sürede, en farklı (mümkünse diğerlerinin yaz(a)mayacağı kelimeler yazmak. Zira iki yarışmacı aynı cevabı verdi mi, beşer puana düşüyorlardı. Ben zamanla bu (milli/ulusal) oyuna iki –önemli- katkı daha yapmıştım: Üç kişi aynı cevabı mı verdi, on puan bölü üç, onlara üçer puan yazdırıyordum, 30 eksi on (dokuz ama), 20 ceza puanını diğerlerine ekletiyordum. Tek farklı cevap varsa eğer, 20 puanı da ödül olarak orijinal cevap verene ekletiyor, adaleti sağlamış oluyordum. Katkım şuydu oyuna: Cezaları çeşitlendirmek, orijinal cevapları ödüllendirmek!
İnanılmaz komik, mutlu, heyecanlı, bol kahkahalı, matrak gecelerimiz olmuştu seksenlerde bizim. Televizyonun yüzüne bakan bile olmazdı. Pazar akşamları oynayan ‘Dallas’ dizisi hariç. O yıllarda televizyonlarımız siyah beyazdı; ama akşamlarımız çok ama çok renkliydi.

Örnek Bir Mücadele Kadını: Naime Yeles

Bilebildiğim kadarıyla Nalbantoğulları üç kardeştiler: Mehmet Ali (Naime Yeles’in babası), Hüseyin (Rahmi-Sami ve Bilgi Ekici’nin babası) ve Ali (İbrahim Ekici’nin babası).
Sağdan altıncı ev ise Naime Yeles’in eviydi. Mehmet – Ayşe Nine (Tavuklardan gelin gelmeydi, Aliye Rona’nın örtülü, nur yüzlü, güler yüzlü haliydi) çiftinin üç kızları olmuştu: Rahime (İzmit’e evliydi), Naime, Hüsniye (Ağa Camii’nin karşısında otuyordu). Evde erkek olmayınca Mehmet Amca, ortanca kızı (biraz da erkek Fatma) Naime’ye Bursa İnegöl’den (aslen Boşnak olan) Mehmet Yeles’i damat almıştı eve. Mehmet Yeles’in Cevat, Nihal ve Emine adlarında üç çocuğu olmuş; ama daha otuzuna girmeden vefat etmişti. Mahallede herkesin çok ama çok sevdiği ve ‘Naime Abla’ diye seslendiği Naime Yeles, yirmi beş yaşında üç çocuğu ve annesiyle dul kalmıştı: ‘Kahramanları olaylar çıkartır’ der Emirson. Naime Yeles de herkesin takdir ve hayranlıkla izlediği bir mücadele ile Çeşmemeydanı’nda meşhur Alpagut’ların işlerinin organizasyonunu yaparak (tabiri caizse erkeklere de patronuna da posta koyarak) hem işte başarılı olmuş hem de evini aslanlar gibi geçindirmiş (o yıllarda eşine benzerine pek rastlanmayan) örnek bir Türk kadınıydı; zor günlerimizde bana ve eşime de olağanüstü destekleri olan biriydi. O ve onun gibileri ‘Hayatımdan Geçen Portreler’ bölümünde geniş olarak anlatmak istiyorum. Cevat Ağbiden olan torununa ‘Mehmet’ adını koyarak da babasının hatırasını yaşatmak istemişti Naime Abla. İmkânları ölçüsünde herkese faydası olan, herkesin derdine koşan, çok iyi organizatör, sesi de temposu gibi yüksek çıkan bir ablamızdı. Allah gani gani rahmet eylesin.
Onların sağ çaprazında ise Nalbantoğullarının üçüncü halkası olan Ali Amca ile oğlu İbrahim Ekici oturuyordu. Güneşler’den Kadriye Abla ile evliydi İbrahim Ağbi; iki çocukları vardı: Ali (babasının adı) ve Aydın. Çiftçilikle geçinen, sakin, uyumlu, camiye gidip gelen bir komşu olarak hatırlıyorum İbrahim Ağbiyi.

Kara Osmanlar... Ve Dünya Şampiyonu Semih Saygıner!

Ozanlar Camii’nin dibinden girilen avlunun adı ise Karaosmanlar Avlusudur.
Ailenin en büyüğü, Karaosman denilen şahıs esmerce bir Ozanlarlıdır. Eşi Ayşe Hanım da Ozanlar’dandır. İki oğlu olmuştur Karaosman’ın, ilkinin adı Nihat, ikincisinin Rıza’dır… Bir süre sonra eşi vefat eder, birkaç sene sonra Zehra Hanım’la evlenir. Zehra Hanımın da ilk evliliğinden Faruk adında bir oğlu vardır, gelirken getirdiği. Uzunçarşı’da, Gülseven Helva’yı geçince, Yünüak Mağazası üzerinde terzihanesi olan ünlü tanınmış bir terzi olur Faruk, evlenir barklanır, ancak bir tren kazasında eşiyle birlikte genç yaşta can verir. Terzi Faruk’un yetim ve öksüz kalan oğlunu ise bugün bütün dünya tanımaktadır: Dünya Bilardo Şampiyonu Semih Saygıner!
Osman Topaloğlu’nun Zehra Hanımla evliliğinden Refik adında bir oğlu daha doğar. Refik de üvey ağbisi Faruk gibi terzi olur, Kulaklı köyünden Saime Abla ile evlenir, üç çocuğu olur: İstanbul’da sigortacılık yapan Osman, Faruk Tekeoğlu ile evli Sevil ve Ayakabbacılar İçi’nde ayakkabı ticareti yapan İlhan.

Ayakkabıcı Muzaffer, Delikanlıbaşı Müjdat, Futbolcu Reşat Topaloğlu

Karaosman’ın en büyük oğlu Nihat Amca, Kömürlük köyünden Ayşe Teyze ile evlenir; üç oğlu vardır:
Muzaffer, Müjdat, Reşat. Çıracılar’dan Hayriye Hanımla evlenen Muzaffer Ağbi, Ayakkabıcılar İçi’nin sevilen esnaflarındandır; uzunca boylu, tıknaz, temiz yüzlü, sözü sohbet dinlenir, koyu Sakaryasporlu, iyi bir Adapazarlıdır. Dört kızı vardır: Berrin, Nermin, Nevin, Nesrin. Tersyeri’nden (Adapazarı’nın yerlileri olan Manavlar tarih boyunca Tersiye’ye Tersyeri diyegelmişlerdir, şimdiki adı Büyük Esence’dir) Şükran Yenge ile evlenen evin ortanca oğlu Müjdat Ağbi ise Ozanlar Mahallesinin seçilmiş son ‘delikanlıbaşı’dır; bu sıfatı da hak etmiş biridir. Uzun boylu, yakışıklı, karizmatik bir ağbimiz olan Müjdat Topaloğlu, her zaman yardımsever, herkesin derdiyle dertlenen, her zaman güler yüzlü, her zaman delikanlıydı. Ömer ve Emel adında iki çocuğu olur, ön tarafa sokağa bakan bir ev yapar. Çift çubukla, tarla tapanla geçinirdi. Cami müdavimlerindendi. Altmış yaşında kalp krizinden kaybettik Müjdat Ağbiyi. Allah rahmet eylesin.
Karaosmanların en küçük oğlu ise Donatımlı Reşat’tır. TZDK’da çalışmış emekli olmuştur. Dağdibi’nden Bayramların kızı Hatice Yenge ile evlidir. Çocukları: Nihat, Nihal, Nuray, Cem. İrice yapılı, dengeli, ağırbaşlı, çok az konuşan, mümin yüzlü, sıkı bir cami müdavimi, herkese saygılı eski bir futbolcudur Reşat Ağbi.