Nisvane merhamet eyle
Anlara lutf ile söyle
Etfal ile de ol öyle
Şeri'atin yolu böyle
Sakın incitme bir canı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı
.........
İhtiyara eyle hürmet
Sabîlere kıl merhamet
Misafire sarf et ni'met
Allah'dan istersen rahmet
Sakın incitme bir canı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı
Alvarlı Hace Muhammed Efe
----------------------------------------------------------------
DUA
Sahabeden Üsâme İbn Zeyd (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kendisine iyilik edilen kimse, o iyiliği yapana; cezâke’llâhü hayran (Allah, seni hayırla mükâfatlandırsın) derse, ona en iyi şekilde teşekkür ve dua etmiş olur.” (Tirmizî, Birr, 87)
“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiğince ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde durmaktayım.
Yaptığım kötülüklerin ve işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lütfettiğin, üzerimdeki nimetlerini yüce huzurunda minnetle anıp, itiraf ederim. Aynı şekilde günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları affedip bağışlayamaz.” (Buhârî, De’avât, 2, 15; Ebû Davud, Edep, 101; Tirmizî, De’avât, 15; Nesâî, İstiâze, 57; İbn Mâce, Dua,14 )
----------------------------------------------------------------------
ÖNCE İMAN
Berâ b. Âzib radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir.
(Uhud Harbinde) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve;
-Ya Resûlellah, hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“-Önce Müslüman ol, sonra savaş!” buyurdu.
Adam müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem;
"- Az iş yaptı, çok kazandı" buyurdu. (Buhârî, Cihad 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 293)
Hadiste en çarpıcı olan taraf, Uhud Gazvesi gibi Müslümanların gerçekten fevkalâde sıkıntılı anlar yaşadığı bir savaş sürerken harbe tam hazır vaziyette gelmiş olan zırhlı kişiye bile Hz. Peygamber’in "önce İslâm!" fikrini telkin etmiş olmasıdır.
Bu sebeple rivâyetlere göre Hz. Ebû Hüreyre, bu gerçekten bahtiyâr Müslümanı, bilmece konusu yapar, zaman zaman çevresindekilere "Haydi bana, bir kere bile namaz kılmadan cennete girmiş bir adam gösterin" dermiş. Sonra da bu olayı anlatırmış.
Şimdi bir an düşünelim, hadîs-i şerîfte, kendisinden bahse?dilen sahâbî, Rasûlullah'a sormadan ve iman da etmeden savaşa tutuşsa idi ve öldürülseydi, cennete girebilir miydi? Hz. Peygamber’den "Az iş yaptı, çok kazandı" takdir ve iltifatını görebilir miydi?
Hz. Peygamber’in harb esnasında bile "önce İslâm" buyurmuş ol¬ması, yani İslâm önceliği, kendilerini İslâm hizmetinde belli bir metotla çalışmaya adamış bütün İslâmî grupların ve kişilerin dikkatle üzerinde durmaları gereken bir tavır ve sünnettir.
----------------------------------------------------------------------
ÖNCELİĞİMİZ NEDİR
Kimi "önce vatan" der, kimi "önce insan". Kimi "önce para" der, kimi "önce kavga". Kimi "önce emek" der, kimi "önce sermâye"... Kimi "önce iş" der, kimi "önce tahsil"... Kimi "önce araba" der, kimi "önce petrol"… Kimi "önce ekonomi" der, kimi "önce demokrasi"… Kimi "önce seçim" der, kimi "önce geçim".. Kimi "önce Coo" der, kimi "önce Hans"… Kimi "önce kredi" der, kimi "önce avans"… Kimi "önce can" der, kimi "önce canan"... Kimi "önce parti" der, kimi "önce cemaat". Kimi "önce kadro" der, kimi "önce ünvan!." Hem dünya hem de âhirette iyilik isteyen, bir başka ifade ile dünya ve âhiretin mutluluğuna tâlib olan Müslümanlar için "önce İslâm" demek, hem bir görev, hem bir şeref, hem bir şuur hem de bir kimlik meselesidir.
Rahmetli olmuş nüktedan bir milletvekili -Allah kendisine gani gani rahmet eylesin- bir gün mecliste, ayrıldığı iktidar partisini acı acı tenkid eder. Muhâlefet partisi lideri kuliste kendisine "Beyefendi, sizinle aynı şeyleri düşünüyormuşuz" der ve takdirlerini sunmak ister. Rahmetli ce?vabı yapıştırır;
"Evet, belki aynı şeyleri düşünüyoruz, fakat aramızda Allah var."
------------------------------------------------------------------------
İŞİN EHLİ
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"... İş, ehil olmayana verilince kıyameti bekle"

Vürûd Sebebi
Toplumda düzenin altüst olmasının en temel sebebini genel bir ifade ile ve pek özlü bir biçimde ortaya koyan hadisimizin, vürûd sebebi şöylece nakledilmektedir:

Bir toplantıda Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem etrafındaki sahâbîlere birşeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve

- Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) "Bedevîyi işitti ama, sorusundan hoşlanmadı"; kimisi de " Galiba işitmedi" diye durumu yorumladı. Derken Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem, sözünü bitirince

-"O, kıyâmeti soran nerede?" buyurdu. Bedevî;

-Benim, buradayım ya Resûlellah! dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;

-"Emânet zâyi edildi mi kıyâmeti bekle!" buyurdu. Bedevî;

-Emânet nasıl zâyi olur? dedi. Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem de;

-" İş, ehil olmayana verildi mi kıyâmeti bekle!" buyurdu.

İşin ehil olanlara verilmemesi, cehaletin yaygınlığı ve ilmin ortadan kalkmış olmasından ileri gelir. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi normalde düşünülemez. Ama ortalığı kesif bir cehalet kaplamış, gerçekler ters yüz edilmiş ise, işler kapanın yani ehil olmayan kimselerin elinde kalır. Bu da toplumlar için bir çeşit kıyâmet demektir.
--------------------------------------------------------------------
İLMİN YOK OLUŞU
Beyhakî'nin rivâyetine göre Abdullah İbni Mes'ud radıyallahu anh şöyle demiştir "Kendisinden sonraki yılın daha kötü olmadığı hiç bir sene söz konusu değildir. Bununla önceki yılın bir sonrakinden daha bolluk veya önceki yöneticinin bir sonrakinden daha hayırlı olduğunu söylemek istemiyorum. Ben, âlimlerin yok oluşundan bahsediyorum. Öyle ki iş, (en) sonunda her konuda kişisel görüşlerini öne süren insanlara kalır ve dolayısıyla İslâm yıkılır."
Hemen işaret edelim ki, ilmin yok oluşu alimlerin yok oluşu demektir. Nitekim bu hadisin bazı rivâyetlerinde bu durum açıkça "Âlimlerin yokluğu, ilmin ortadan kaldırılmasıdır" diye belirlenmektedir. Kabzu'l-ilm, raf'u'l-ilm hep zehâbu'l-ulemâ olarak gösterilmektedir.
KAMİL Miras, "Öyle sanıyorum ki, hadiste bildirilen dalalet zamanı hulûl etmiştir. Bugün gazete sütunlarına geçen dinî mevzulara dair yazılar tam bir anarşi halindedir"der. A. Davudoğlu da Kadı İyaz ve Şeyh Kutbuddin'in kendi zamanlarıyla ilgili yakınmalarını ve özellikle Aynî'nin "Beldeler ulemâdan hali kalmış, câhiller tayin suretiyle fetva ve tedris mevkilerinin başına geçirilmiştir. Artık biz selamet ve afiyet dileriz" sözlerini naklettikten sonra diyor ki,"Gelin bir de bizim zamanımızı görün. Artık bunlar moda oldu. Kendi fikrine göre fetva verenlere bugün aydın din adamı deniliyor."
Biz bu iki âlimin tesbitine, televizyonun yaygınlaştırdığı cehâlet ve özellikle dinî konulardaki ciddiyetsizlikleri de ekleyerek katılmak zorunda olduğumuzu hissetmekle beraber, ciddî ilmî gayretlerin ve gelişmelerin olduğunu, bunun yanında toplumun, hemen bütün kesimleriyle İslâm'ı özlediğini ve öğrenmek istediğini de gözlemlemekteyiz. Bu da ümitlenmek hatta bir ölçüde sevinmek ve ötesinde de bu eğilimin geliştirilmesi yönünde gayrete gelmek için yeter diye düşünüyoruz.