"Allah bir kulunu helak etmek isterse ondan hayasını alır. Hayası alındığında onu hep uğursuz bulursun. Onu hep böyle bulduğunda emanet duygusunu da yitirir. Yitirince onu hep hain olarak görürsün. Onu bu halde görünce merhamet duygusunu da kaybeder. O bu hale düşünce onu kovulmuş bir halde bulursun. En son onu öyle bir halde görürsün ki İslam halkası artık onun boynundan alınmıştır."
Helak olmanın en kötü biçimi, herhalde toplumsal helak olsa gerek. Edep duygusunu kaybeden toplumların acı sonu. Kendi lağım çukurunda debelenip durmak.
“Edeb bir taç imiş nur-ı Hüda’dan / Giy ol tacı emin ol her beladan.”
Divanı Kebir’de sık sık edep kavramına yer veren Hazreti Mevlana şöyle der: “Ademoğlunun eğer edepten nasibi yoksa adem değildir. Ademoğluyla hayvan arasındaki fark edeptir. Gözünü aç da bak cümle Kelamullah’a, Kur’an’ın bütün ayetlerinin manası edepten ibarettir.”
Edep ne peki?
Tasavvu ehli ''Ma-fevkini (üstündekini) çok görmemek; ma-dununu (aşağısındakini) tahkir etmemek, herkesi haliyle hoş görüp Halık'ın hatırı için mahluka merhamet edip sevmektir.” der ama Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimizin yanına nasıl girileceğini bile açıkça söyler: “Ey inananlar, (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin. Ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erkenden gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Çağırıldığınız zaman girin; yemeği yiyince dağılın, söze dalmayın. Çünkü bu, Peygamberi incitiyor, fakat o (size bunu söylemekten) utanıyordu. Ama Allah utanmaz. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Sizin, Allah'ın Elçisini incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikahla­manız asla olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir saygısızlıktır.” (Ahzâb: 97/53)
Matematik profesörümüz var, yemek yemeyi bilmez. Garsonumuz var kendini tarih uzmanı sanır. Herkes siyasetçi, herkesin bir fikri var, herkes her konuda uzman. “Elifi görse mertek sanır” kim varsa altında bir makam koltuğu mevcut. Kimse sormaz, ben kimim, burada ne işim var, bunu neden yapıyorum, bu yaptığımın kime faydası ya da zararı var?
Hiç okumadan, bir ustanın hiç çırağı olmadan, “adam oldum” sanınca, bir de edepsiz olunca insan, kabalığın, görgüsüzlüğün bini bir para oluyor işte.
Parası olan, siyasi de bir mevki kapan artık hiç düşünmesin, bir eksiğimiz var mı diye. İlla alkışlasın nereden geliyorsa arpa! Cari açıktan daha tehlikeli bir açık var. Cari açık da o açıktan kaynaklanıyor aslında. Ahlak açığı, izan açığı, irfan açığı.
Aşık Yunus Emre’miz ne diyor: “Ehli diller arasında aradım, kıldım p de talep / Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep.”
“Eşeklerin gözünde gül, kırmızı bir ottur” demiş ya Pindaros, öyle insanlar görüyorum ki, o eşek bana çok zarif görünüyor. Edebi olmayanın hüneri ne işe yarar? Edebi olmayanın sınırı yoktur, sınırı olmayanın ilmi nasıl olacak? Neden bu kadar trafik kazası, hep de aynı yerde, hep de aşırı hızdan, hep de emniyet kemeri takılı değilken, hep de arabada boş bira şişeleri varken…
Tesadüf mü?
Rahmetli Selahaddin Şimşek de “Hakikate seve seve gelmeyeni musibet döve döve getirir!” diyordu ya. “Men lem yüeddibhü’l-ebevan / Yüeddibhü’l-melevan” Yani, “Ailesinde edeplenmeyenleri zaman ve koşullar edeplendirir.”
Buradaki aileyi, mahalle, okul, şehir ve ülke yapalım ve sonra şehit cenazesi üzerinde “Mutluluğu paylaş” şemsiyesini gözümüzün önüne getirelim.
Vicdanınız sızlıyor mu? Aklı başında olmayanın, edeb nedir hiç düşünmeyenin, gülü kırmızı bir ot olarak görenlerin vicdanı nasıl sızlasın?
Allah’ım gerçekten helak edilmiş bir topluluk muyuz biz?
Şehidini uğurlamayı beceremeyen ordu millet!
Gazozcu şemsiyesiyle şehit uğurlayan Müslüman millet!
“Hakikate seve seve gelmeyi” neden hala düşünmüyorsun?