Olduğum gibi kim görebilir beni. Ne rengim var benim ne şeklim. Şimdi benim de bildiğim sular var diyeceksin ama. Ben hem o sularım hem sırları saklayanım. Âlemin bal şerbetinden bana ne? Ne malım var benim ne mülküm ne de önümde azığım ama şunu bilir şunu söylerim ki hürriyeti kulluğa taş çatlasa satmam ben taş çatlasa.
Ben Mevlana Celalettin Rumi, hacetler kıblesiyim ben gönlün kıblesiyim. Ben Cuma mescidi değil insanlık mescidiyim. Saf bir ayım sırrım dökülmemiş, paslanmamışım. Kin dolu bir gönül değil bendeki, üzüm sarhoşluğu değil. Benim sarhoşluğum Allah aşkının sarhoşluğudur. Tekkem alem, medresem dünyadır benim.
Ben Mevlana Celalettin Rumi, sen ister yakarış insanı ol, istersen meyhane insanı gel. Ne olursan gel. İster kâfir ol ister puta tap ister ateşe istersen yüz kere tövbe etmiş ol istersen yüz kere bozmuş ol tövbeni. Umutsuzluk kapısı değildir bu kapı nasılsan öyle gel. Sadece gönül kırma yeter ki. Taş gibi oldun çok gönüller kırdın yeter. Toprak ol da bak o zaman üstünde ne güller biter.
Ben Mevlana Celalettin Rumi, bir gece Hz. Muhammed gibi yıldırım at yaptım da kendime miraca çıktım, sonsuza ulaştım. Orda bütün sesler bir tek ses oluyor. Prizmanın yedi ışığı tek bir ışık olmuştu. Yedi kat gök tek kat olmuştu. Dalgalar yok olmuş yanlış deniz vardı. Ben ve Tanrı yalnızdık orda. O, o nasıl bir mutluluktu öyle. Durmadan yükseliyordu mutluluk durmadım. Dünyada ki bütün geçitler sessizdi o gece ve bütün geçitler yıldız saçmaktaydı. Gökyüzü altın yağmurlar içinde yüzmekte susuyorum. İşte dilim prangayla bağlandı. Ama yine söylüyorum dilsiz dudaksızdı bu gece.
Ben, ben Mevlana Celalettin Rumi, ben bir denizim uçsuz bucaksız alabildiğine derin, kıyısız ve hür bir deniz. Artık o iki dünya da yok oldu gitti bende. Şimdi ne o dünyadan sorsunlar beni ne bu dünyadan. Eğer bir gün mezarımı ziyaret edecek olursan toprağımı oynarken görürsün. Sakın ha mutsuz gelme oraya. Tanrı meclisine yakışık alır mı hiç acılı gamlı olmak. Eğer kefenimden de bir kurdelecik takarsan göğsüne işte o zaman bir kapı açılır sana can evimden.
Ben Mevlana Celalettin Rumi, ben ölüp gitsem de yüz yıllar geçse de âşıklar arasında yine benim hikâyem söylenir. Yine benim hikâyem dinlenir. Selam size tüm insanlar bu ayrılanın selamı değil bu öyle bir selam ki daima yenilenir.
Onbir ayın sultanı Ramazan’ın manevi iklimine girdiğimiz bu günlerde hazreti Mevlana’nın öğretilerinden derlenmiş şiirsel yazı… Yaşam gailesinin unutturduğu pek çok şeyi bu günlerde hatırlamak, manevi hayata çeki düzen vermek güzel fırsat olacak. Ramazan ayı dünyevi işlerden bir parça uzaklaşarak kendi miracımızdan manevi hayatımıza bakma zamanıdır.
Hani daha önce yazmıştım stratejik kararlar alabilmek için günün %5 lik anını düşünerek geçirmeliyiz diye. Ramazan günlerini fırsat bilerek, %5 lik düşünme sürecini her şeyin parayla, maddiyatla değer bulduğu şu zaman diliminde bohemliğe, umursuzluğa, bencilliklere bir nefes aralığı verelim, uygulayalım. Taşlaşmış kalbimizle kırdığımız gönülleri, dünyanın boş ve itibarsız laflarıyla gereksizleştirdiğimiz yaşamımızı, gökyüzü altın yağmurlar içinde yüzerken bütün suskunluğumuzla geçmişi ve geleceği düşünelim.
Rahmet ve bereket ayı Ramazan da %5 düşünme sürecimizi bu defa gereksiz muhabbetlerle pasifize ettiğimiz hayatımızın manevi stratejik kararlarını almak için sarf edelim. Dilsiz dudaksız bu gecelerde.